KAZAKİSTAN’DA LATİN ALFABESİ MESELESİ

Latin alfabesini kabul etme, ya da kabul etmeme konusunda son üç dört yıl içerisinde birçok tartışmalar yapıldı. Bu konuda halkımızın tartışmaların nasıl başladığını bilse de, nasıl sonuçlandığını bilmediği kanısındayım. Latin harfleri hakkında ilk söz edenlerden biri biz olduğumuzdan dolayı halkımızı bu konuda aydınlatmayı bir borç olarak görüyorum.

Pek çoğunun hatırındadır. 24 Ocak 1991 tarihli “Ana Tili” gazetesinde “Latin alfabesinin geleceği parlak” diye bir makalemiz yayınlandı. Bu makalemizde ilk kez, Kiril alfabesinin Latin alfabesi ile değiştirilmesi konusu ele alınmıştı. Belki de amacımızı doğru anlatamadığımız için suç bizdedir; bu makaleden sonra basında bu konuda tartışmalara pek sık rastlanmaya başladı. Devamı…


PROF. DR. SEYİT KASKABASOV: BİZE DİL BİLİMİN TEORİSİNDEN ZİYADE DİL TARİHİ VE DİLİN TARİHİ SÖZLÜKLERİ ELZEM

Kazakistan’ın önde gelen dilbilimcisi Prof. Dr. Seyit Kaskabasov Egemen Kazakistan gazetesine verdiği uzun röportajın bir bölümünde şunları söylüyor: “Kazaklara daha çok lazım olan, dil biliminin teorisinden ziyade, Kazak dilinin tarihi. 15 ciltlik izahlı sözlük çıktı, ama bilimsel temellere dayalı bir “Kazak Dilinin Tarihi” konusunda bir geniş çaplı çalışma hala çıkmadı.

Dil bilimindeki ikinci önemli ihtiyaç, bizim Kazak dilinin tarihi sözlüğünü ortaya çıkarmamızdır. Bununla ne demek istiyorum? Şöyle ki, Orta çağlar, daha önceki veya sonraki dönemlere ait edebi eserlerimiz vardır. Onları orijinal nüshalarından inceleyerek, içlerindeki Kazakça kelimeleri ve onların başlangıç şekillerini bulmamız lazımdır.

Mesela, Orhun Abidelerini ele alalım, VII-VIII asırlarda şu kelimeler vardı diyebiliyor muyuz? IX, X, XI asırlarda şu kelimeler varmış, kullanılıyormuş, diyebiliyor muyuz? Devam edelim, XII, XIII, XIV, XV asırlardaki kullanılan kelimeler karşımıza çıkar. Böylece biz Kazak dilinin gelişme tarihini öğreniriz. Bir başka deyişle, Hoca Ahmet Yesevi’nin “Divan-ı Hikmet”, Kaşgarlı Mahmut’un “Divan-ı Lugat’it Türk” Sözlüğü veya Ahmet Yükneki, Süleyman Bakırganı, Mirza Muhammet Haydar Duğlat vb. eserlerindeki bizim Kazak sözleri o zaman nasıl bir biçimdeydi? Kelime haznesinde var mı? Kazak dili her asırda nasıl bir gelişme gösterdi? Bunları görmemiz lazımdır.” Kazakça bilenler değerli hocamız Kaskabasov’un sohbetinin devamını aşağıdaki linkten okuyabilirler.

Röportajın devamını okumak için tıklayınız


ЖАҢА КІТАП: ТӨҢКЕРІСКЕ ЖОЛ ЖОҚ: 15 ШІЛДЕ ТҮНІНІҢ ТОЛЫҚ ХИҚАЯСЫ

Түркиядағы 15 шілде күнгі әскери төңкерістік әрекетке бір жылдан асты. Алайда әлі онын қыр сыры толық ашылған жоқ. Қараңғылык нүктелері баршылық. Осы уақиғаны зерттеушілердің еңбектерін оқып зердемде жарықтандыруға күш жұмсап келемін. Қазір қолымда Түркияның алда келген журналистерінен Әбдіқадыр Селвидің “ТӨҢКЕРІСКЕ ЖОЛ ЖОҚ: 15 ШІЛДЕ ТҮНІНІҢ ТОЛЫҚ ХІҚАЯСЫ” атты кітабы. Оқып жатырмын. Осы тақырыпта көп ізденген, уақиғаның бел ортасындағы қуәгерлерімен кездесіп әңгімелескен сондай-ақ сот істеріндегі құжаттармен танысып шыққан Селви де осы төңкерістік әрекетті бүге шігесіне дейін аша алмағанын жасырмауда. Ол кітапқа жазған үш жарым беттік алғысөзін мына сөздермен аяқтауда:

“2016 жылы, 15 шілде түні CNN Түрк телеканалында әріптесім Ханде Фыратпен бірге Президент Ердоғанмен жасаған және тікелей эфирге берген тарихи сұхбатқа келер болсақ, бұл, құмыр бойы әсте ұмыта алмайтын бір сәт еді.

Соңғы сөзім, негізінде алғашқы сөзім болуға тиіс еді. 15 шілденің кітабын жаздым, бірақ 15 шілдені аша алдым ба? Бұған “Иә” деп жауап беруді қалар едім, алайда берсем де ең алдымен оған өзім сенбес едім. 15 шілде туралы көп кітап жазылды бірақ төңкерістік әрекеттің кітабы әлі жазылған жоқ.

Төңкерістік әрекеттің сәтсіздікке ұшырауына байланысты баз біреулер қаһармандық дастандары жазып жатыр. Төңкерісшілер болса табысқа жете алмағандықтары үшін шындықтарды жасыруға әлек. Құдай сақтасын, егер 27 мамыр және 12 қыркүйек сыяқты табысқа жеткен болғанда олардың мүмкін төңкерістік әрекетке қалай дайындалғандықтарын және қалай табысқа жеткендеріне қатысты естеліктері жарық көретін еді. Сонымен бірге бұл төңкерістің сыртқы қолдауы өте күшті. Саяси билік мұны, “НАТО-ға сүйенген төңкеріс” ретінде көріп отыр. Бірақ 15 шілдешілер табысқа жетпегендері үшін бұл байланыстары анықталған жоқ.

15 шілдеге куә болған бір журналист ретінде бір күн осы төңкерістің шынайы кітабын жазуды армандап отырмын. Міне сонда қана “15 шілдені жаздым” дей аламын. Соған қарамастан осы еңбегімді оқуға уақыт бөлгендерге алғаш рет осы кітапта таба білетін мәліметтерге орын беруге күш жұмсадым. Бұл кітапты кейін жазылатын кітабымның кіріспесі ретінде қабыл алыңыздар.”

Расында бұл тамыры тереңдерде жатқан күрделі бір төңкеріс. Тереңдегі қараңғылықтарды жарықтандырудың уақыт талап етері сөзсіз.


​YENİ KİTAP: DARBEYE GEÇİT YOK 15 TEMMUZ GECESİNİN EKSİKSİZ HİKAYESİ

15 Temmuz kalkışmasının üzerinden bir yıl geçti. Ama hala bu kalkışma tam anlamıyla aydınlatılmış değil. Karanlık noktaları var. Darbeyi üzerine araştırma kitaplarını okuyup anlamaya, karanlık noktaları zihnimde aydınlatmaya çalışıyorum.

Şimdi Abdülkadir Selvi’nin yeni çıkan kitabını okuyorum. Bu konuda çok çalışmış, olayın önemli tanıklarıyla görüşmüş ve mahkeme dosyalarını incelemiş gazeteci Selvi de darbeyi tam anlamıyla çözemediğini söylüyor. Kitabın önsözünü o şu sözlerle bitiriyor:

“15 Temmuz 2016 gecesi CNN Türk’te gazeteci arkadaşım Hande Fırat’la birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığımız tarihi yayına gelince, bu, yaşadığım sürece unutamayacağım bir andı. Son sözüm aslında ilk söz olmalıydı. 15 Temmuz’un kitabım yazdım ama 15 Temmuz’u aydınlatabildim mi? Buna “evet” cevabını vermeyi çok isterdim ama verseydim de en önce ben inanmazdım. 15 Temmuzla ilgili çok kitap yazıldı ama darbenin kitabı henüz yazılamadı.

Darbenin başarısız olması nedeniyle kimileri bunun üzerinden kahramanlık destanları yazıyor. Darbeciler ise başarısız oldukları için gerçekleri gizlemeye çalışıyor. Allah korusun, eğer 27 Mayıs ve 12 Eylül’de olduğu gibi başarılı olabilselerdi, belki de darbeyi nasıl hazırladıkları ve nasıl başarılı olduklarına dair anıları yayımlanacaktı. Ayrıca bu darbenin dış desteği çok güçlü. Siyasi iktidar bunu, “NATO destekli darbe” olarak görüyor. Ama 15 Temmuzcular başarılı olamadığı için bu bağlantılar da ortaya çıkarılamadı.

15 Temmuz’u yaşamış bir gazeteci olarak bir gün darbenin gerçek kitabını yazmayı çok istiyorum. İşte o zaman “15 Temmuz’u yazdım” diyebileceğim. Buna rağmen yine de okuma zahmetinde bulunanlara ilk kez bu kitapta bulabilecekleri bilgiler vermeye gayret ettim. Bu kitabı daha sonra yazılacak olan kitabın bir mukaddimesi olarak görebilirsiniz.”

Gerçekten de çok derin bir kalkışma bu. Derinliklerdeki karanlıkların aydınlatılması zaman alacak gibi görünüyor.


АЛФАВИТ ТЕК АЛФАВИТ ҚАНА ЕМЕС, СОНЫМЕН ҚАТАР ТІЛ МЕН МӘДЕНИЕТ

Қазақстан Президенті Нұрсұлтан Назарабаев 2017 жылы, 12 сәуір күні Егемен Қазақстан газетінде жарияланған “Болашаққа бағдар: рухани жаңғыру” атты мақаласы тек Қазақстанды қана емес, бүкіл түркі дүниесін дүр сілкіндірді. Елбасы мақаласында өзгерген әлемде қазақ халқының ұлттық құндылықтарының өзегін бұзбастан қалай өзгерістерге бейімделетінін, басқа сөзбен айтқанда қазақтардың болашағына бағытталған ұлттық қодтарын айқындаған осы мақаласында елдің кириллицадан латын таңбаларына екі жыл ішінде өту қажеттігі туралы да атап өткен болатын. Бұл турасында Елбасы былай деуде:

Devamı…


TÜRK DÜNYASININ EBEDİ SESİ CENGİZ DAĞCI

Türk Edebiyatı Vakfı ile ortaklaşa düzenlenen ve Fatih Belediyesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Cengiz Dağcı’yı Anma konferansı moderatör Özcan Ünlü’nün açılış konuşmasıyla başladı. Daha sonra programda Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Cengiz Dağcı kitabının yazarı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdulvahap Kara ve Kültür Üniversitesi öğretim üyesi ve Kırım’ın Ebedi Sesi Cengiz Dağcı kitabının yazarı İsa Kocakaplan, TRT İstanbul’da yapımcı yönetmen olarak çalışan aynı zamanda Kırım-Tatar Milli Meclisi Türkiye temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay Cengiz Dağcı’yı çeşitli yönleriyle anlattılar. Ünlü’nün açılış konuşmasından sonra programda Zafer Karatay’ın yönetmenliğini yaptığı Cengiz Dağcı Belgeseli seyredildi. Belgesel, konferansa katılanların beğenisini kazandı ve ilgiyle izlendi.

IMG-20170303-WA0025-003

Devamı…


NAZARBAYEV KAZAKİSTAN’IN PARLAMENTER SİSTEME GEÇECEĞİNİ AÇIKLADI

Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev 25 Ocak 2017 tarihinde televizyonda ulusa sesleniş konuşması yaparak Kazakistan’ın devlet başkanlığı sisteminden parlamenter sisteme geçmek üzere hazırlıklar yaptığını duyurdu. Nazarbayev kısa konuşmasında şunları söyledi:

[code language=”css”] <meta property="og:image" content=" http://www.abdulvahapkara.com/wp-content/uploads/2017/01/Nazarbayev.jpg" /> [/code]

“Çok değerli Kazakistan vatandaşları,

Sizlerin dikkatlerinize ülkemiz için çok önemli ve hayati bir konuyu sunmak ve ilan etmek istiyorum.

Konu anayasa ve kanunlarda yapılacak değişiklikler hakkındadır. Bizim önümüzde hükümet yetkilerinin paylaşımın tekrar düzenleme görevi durmaktadır.

Devrimizde zamanın gidişatı değişime uğradı. Biz de değişmek zorundayız. Bundan dolayı devlet yönetimi sistemini de yenilemenin zamanı geldi. Ben ülkenin menfaatlerini, zamanın taleplerini ve nesillerin geleceğini düşünerek böyle bir karara vardım. Özel olarak kurulan bir çalışma grubu araştırmalarının sonuçlarını takdim etti. Reform iki temel üzerinde gerçekleştirilecektir.

Birincisi devlet başkanının sosyal ekonomik süreçleri düzenlemedeki bazı yetkilerini hükümete ve diğer icra organlarına devretmesinin yerinde olacağına kanaat getirdim. O zaman bu alanlarda hükümet, bakanlıklar ve valiler tam sorumluluk sahibi olacaklardır. Yetkilerin devri gerekli kanunlardaki değişiklikler vasıtasıyla gerçekleşecektir. Bu değişiklikleri hükümet bu parlamento döneminin sonuna kadar gerçekleştirmelidir.

İkincisi ondan daha karmaşık olan görev devlet yönetimindeki kuvvetler arasındaki ilişkileri anayasa seviyesinde düzenlemektir. Bu reform çerçevesinde hükümetin oluşturulmasında parlamentonun rolünü güçlendireceğiz. Parlamento seçimlerinde üstün gelen parti hükümetin oluşumunu belirlemede kesin bir etkiye sahip olacaktır. Bu durum bakanlar kurulunun yetkili hükümet nezdindeki sorumluluğunu arttıracaktır. Buna bağlı olarak devletin yasama gücünün icra gücünün üzerindeki kontrolü de güçlenecektir. Bahsedilen bu iki temelin her birisinde sorumluluk ve ehliyetin arttırılmasıyla devlet yönetiminin verimliliği pekişecektir. Özel çalışma grubu tüm sorunları etraflıca araştırarak kamuoyuna sunmak için önerileri hazırlaması gereklidir.”

Kazakçadan Çeviren: Prof. Dr. Abdulvahap Kara

Orjinal metin için bkz: http://www.inform.kz/kz/kazakstanda-ukimetti-zhasaktauda-parlamenttin-roli-kusheytiledi-nazarbaev_a2992763


ÖZBEK TERÖRİST DEMEKTE ISRAR EDEN MEDYA KURUMLARINI PROTESTO EDİYORUM

Teröristin dini, milliyeti, mezhebi olmaz. Terörist teröristtir. Reina katliamını yapan teröristin DAEŞ’li olduğu kesin kanıtlarla ortaya çıkmıştır. Dini milliyet’i ne olursa olsun Masharibov isimli insan kasabı alçak bir DAEŞ teröristidir. Şimdi buna kalkıp ikide bir Özbek teröristi demenin ne anlamı var? O bir DAEŞ teröristidir. Bir DAEŞ teröristi Avrupa’da katliam yaptığı zaman Avrupalılar “Müslüman terörist” dediğinde Türk basını ayağa kalkıyor.

[code language=”css”] <meta property="og:image" content=" http://www.abdulvahapkara.com/wp-content/uploads/2017/01/DAEŞ-TERORIST-1.jpg " /> [/code]

“O Müslüman olamaz. O bir DAEŞ teröristidir. İslam terörizmi desteklemez. Aksine İslam dini barış dinidir. İnsan öldürülmesini hiçbir şart altında kabul etmez. Avrupa basını “Müslüman terörist” demekle tüm İslam alemini töhmet altında bırakarak, islamofobi yaratmak istiyor. Onun için Müslüman teröristi diyor” şeklinde Avrupa basınını eleştiriyor. Ki, bu doğrudur. Biz de aynı eleştiriyi yapıyoruz.

Ama iş Türk dünyasına gelince aynı hassasiyet gösterilmiyor ve “Özbek teröristi”, “Kırgız teröristi” denilerek adeta bir Türk dünyası fobisi yaratılmak ve böylece Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasına nifak sokulmak isteniyor. Bu sebeple DAEŞ teröristine “Özbek teröristi” diyerek bilerek veya bilmeyerek Türk dünyası düşmanlığına çanak tutan tüm medya kuruluşlarını protesto ediyorum. Sağ duyulu basın mensuplarını ise bu oyuna alet olmamaya ve alçak Masharibova DAEŞ veya İŞİD teröristi demeye çağırıyorum.

Prof. Dr. Abdulvahap Kara

 


ANADOLU’DAN ANAYURDA MANEVİYAT ÖNDERİ HALİFE ALTAY KİTABI KİTAPÇILARDA

Kazak Türklerinden ve bu sene 100. doğum yılı kutlanacak olacak din bilgini Halife Altay’ın hayatı ve fikirlerini anlatan kitap seçkin kitapçılarda yerini aldı. 5 Ocak tarihinde baskıdan çıkan kitabı İstanbul’daki yoğun kar ve işlerden dolayı 10 gündür temin edemiyorduk. Dün akşam elimize ulaştı. Baskısı çok güzel olmuş. Kitabı yayınlayan Kalender yayınevine çok teşekkür ediyorum.

[code language=”css”] <meta property="og:image" content="http://www.abdulvahapkara.com/wp-content/uploads/2017/01/20170117_101205a.jpg" /> [/code]

Bilindiği gibi Halife Altay 1988’de Kur’an-ı Kerim’i ilk Kazakça mealini hazırlayarak tarihe geçmişti. 1992’de bağımsızlığını kazanmasından sonra Kazakistan’a da göç eden Altay Sovyet döneminde ağır tahribat görmüş manevi hayatın tekrar kazanılması için yorulmadan bıkmadan atayurdunda hizmet etti.

Halife Altayin hazırladığı ilk Kazakça Kuranı Kerim Meali (Arka kapak 1988)

Altaylardan çıkan ve Himalayaları aşarak Tibet’i geçerek Hindistan ve Pakistan’dan üzerinden 1953’te Anadolu’ya gelen Halife Altay Türkiye Kazaklarının haklı bir gururudur. Dün bize kitabı teslim eden KATEAD Derneği Başkanı Serkan Dinçtürk Mart ve Nisan aylarından birinde İstanbul’da Halife Altay’ı anmak üzere uluslararası bir toplantının hazırlıklarını sürdürdüklerini ifade ettiler. Kendilerine bir toplum büyüğünü tanıtma yolundaki hem bu kitap, hem önümüzdeki aylarda yapılacak toplantı için teşekkür ediyorum.

Kitabın yazarı Kazıbek İslambek bu konuda 1999’da Marmara Üniversitesi’nden değerli dostumuz Prof. Dr. Ahmet Kanlıdere danışmanlığında Yüksek Lisans tezi hazırlamıştı.

Kitabı Kalender yayınevi, D&R gibi kitapçılardan ve KATEAD derneğinden temin edilebilir. Türk dünyası tarihini araştıran ve seven herkese hararetle tavsiye ediyoruz.

Prof. Dr. Abdulvahap Kara


TÜRKOLOJİNİN AKTÜEL SORUNLARI

7 Aralık 2016 Çarşamba günü  Seyyid Hasan Paşa Medresesi’nde “Farabi Avrasya Çalışmaları”  isimli bir seminer gerçekleştirildi. Seminerin iki bölümden oluşuyordu. Birinci bölümde Kazakistan’dan gelen bilim adamı ve Farabi Kazak Devlet Üniversitesi Farabi Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Jakıpbek Altayev “Kazakistan’daki Farabi Çalışmaları” konulu bir konuşma yapmıştı. Bunu daha önceki bir yazımızda vermiştik. Şimdi seminerin ikinci bölümünde Farabi Kazak Devlet Üniversitesi Türksoy Bölüm Başkanı Prof. Dr. Erden Kajıbek’in Türkolojinin aktüel sorunları konulu konuşması hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

[code language=”css”] <meta property="og:image" content=" http://www.abdulvahapkara.com/wp-content/uploads/2017/01/20161207_123613.jpg" /> [/code]

Devamı…