ASTANA’DA CENGİZ DAĞCI’NIN VASİYETİ YERİNE GELDİ

Şehirde soğuk -30’u geçinde ilk, orta ve liseler tatil ediliyor. Bunun duyurusu sabahları yapılıyor. Radyo televizyon sabah erken saatlerde hava durumunu veriyor ve -30’un altına düştüyse okulların o gün tatil olduğu söyleniyor. -40’i geçince üniversiteler tatil oluyor.

Kışın ortalama sıcaklık -18 ila 25 arasında seyrediyormuş. Bu güzel bir derece. Böyle durumlarda dışarıda rahatça gezebilir, Astana’yı ikiye bölen ve donmuş olan nehrin üzerinde buz pateni yapabilirsiniz. Fakat -30’lardan sonra böyle bir lükse imkân olmuyor tabii. Astana valiliği nehir kıyılarına buzdan heykeller yaptırıyor. Bu da şehre ayrı bir güzellik veriyor. Kış boyu erimiyor.

Neyse biz bu seferimizde en şiddetli soğukları gördüğümüz için kendimizi Astana soğuklarına karşı “bağışıklık” kazandık kabul ediyoruz. Bundan sonra Astana’nın kışından da korkmuyorum. Dört mevsim gitmeye hazırım diyorum.

Genel olarak hoş sürprizlerle dolu bir seyahat oldu. Bunlardan ilki Şubat ayının ilk haftasında Anız Adam (Efsane İnsanlar) dergisinin Atatürk sayısının yayınlandığını öğrenmem oldu. Beni şaşırtan derginin son sayısını Atatürk’e hasretmesi değildi. Çünkü seyahate çıkmadan önce haberim vardı. Dergi editörü seyahatimden bir on gün kadar önce  İstanbul’a telefon ederek, bu sayıya katkıda bulunmamı istemişti ve dileğini yerine getirmiştim. Yani Atatürk sayısının çıkacağından haberim vardı. Ancak, bu kadar çabuk yayınlanmasını beklemiyordum. Yani dergicilik hız ve kalite açısından Kazakistan’da gelişmiş. Derginin baskı kalitesi de güzel. Hem kuşe ve hem de baştan sona renkli. Hoş bir dergi. Bu dergi birçok tarihi şahsiyeti böyle yayınladı. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, Alihan Bökeyhanov, Ahmet Baytursun ve Mustafa Çokay gibi Kazak devlet adamlarının yanı sıra, Lenin, Stalin gibi Sovyet tarihinin önemli simaları yayınlandı. Güzel bir konsept. Ben şimdi derginin tüm sayılarını toplamaya çalışıyorum.

İkinci sürpriz Kazakistan’ın Kostanay şehrindeki akrabalarımın beni Astana’da arayıp bulmaları idi. Daha önce Moğolistan’da yaşayan akrabalarımdan bir kısmı 20 yıl önce, 1992’de Kostanay’a göç etmişlerdi. O sene ben de Kazakistan’a ilk defa gelmiş bulunuyordum. Dünya Kazakları Kurultayı’na katılmaktaydım. Kurultay çalışmalarından sonra Kostanay’a gitmiş ve onları bulmuştum. Şimdi 20 yıl sonra onlar Astana’ya geldiler ve beni buldular. Hayatlarından memnunlar. İyi ki Kazakistan’a gelmişiz diyorlar. Çocukları büyümüşler, iş güç sahibi olmuşlar.

Üçüncü sürpriz yine 20 yıllık bir hikâye. Yine aynı kurultay çalışmasında Kazakistan’ın Cezkazgan eyaletine gezi yapmıştık. Bu gezide genç gazeteci Aşimhan gençlere yönelik Zamandas gazetesi için benden röportaj almıştı. O zamanlar Almanya’daki Hürriyet Radyosu Kazak Türkçesi yayınlarında çalışmaktaydım. Radyodaki makalelerimden biliyormuş.

1992’ler Kazakistan’ın sıkıntılı günleriydi. Sovyet devletinden tam takır bir bütçe ile yoksul bir ülke devir almışlardı. Memur ücretleri ödenemiyor, geçiş döneminin kargaşası yaşanıyordu. Piyasa ekonomisine geçilmiş, fiyatlar serbest kalıp almış başını gitmişti, büyük bir pahalılık yaşanıyordu. Halk karamsardı. Böyle bağımsızlık olmaz olsun diyenler vardı.

Röportajda “İnanıyorum ki, beş yılda Kazakistan sıkıntılarını aşacak” demişim. Ve bunun sebeplerini kendimce ifade etmişim. Bunları yeni hatırlıyorum, bunları o zamanlar söylemişiz veya “Allah söyletmiş”. Gazeteci dostumuz bundan etkilenmiş ve 20 yıl sonra Astana’ya kış, kar, buz demeden Karagandı şehrinden bir televizyon ekibiyle gelmiş. Şimdi kendisi Karagandı Devlet Televizyonu’nun genel yayın yönetmeni. Bir röportaj daha yaptık. Kendisi bana 20 yıl önce çektiği –bana göre tarihi- fotoğrafı da hediye etti. Çok mutlu oldum.

Dördüncü sürpriz, daha doğrusu mutlu olay ise Kazak Türkçesine çevrilen kitaplarımın tanıtım toplantısıydı. Böyle bir şey beklemiyordum. Ama yayınevi madem ki, Astana’ya geldin, kitabın yayımını hızlandırıp bir tanıtım toplantısı yapalım demişti. Öyle de oldu. Çok seviyeli ve takdire şayan bir toplantı oldu.

Kazakistan’da kitap tanıtım toplantıları güzel bir gelenek. Ama maalesef Türkiye’de bu pek yaygın değil. Kazaklar yayınlanan kitaplara tanıtım toplantısı yapıyorlar. Buna “tusav keser” deniyor. Anadolu’da bu tabir “doşak kesmek” olarak ifade ediliyor. Bu yeni yürümeye başlayan çocuğun ayağına doşak bağlayıp keserek çabuk yürümesini sağlamak inancıdır.

Kitaba da “doşak” bağlanıyor ve kitabın çok okunması ve satması temenni ediliyor. Kitap tanıtım toplantısı Avrasya Devlet Üniversitesi Otrar Kütüphanesinde gerçekleştirildi. Toplantıyı Otrar Kütüphanesi Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Tursun Curtbay yönetti. Gerçekten hocamız büyük bir hatip ve Kazak tarihinin meselelerini iyi bilen bir kişi. Çok güzel yönetti.

Toplantıya ilgi büyük oldu. Bu kitapların yazarından ziyade, kitapların konusundan kaynaklandığını zannediyorum. Çünkü iki önemli konuyu içeriyor. Biri Mustafa Çokay’ın Hayatı ve Mücadelesi. Aslında bu kitap 2004 yılında Almatı’da yayınlanmıştı. Tirajı bittiği için tekrar yayınladık. İkincisi Türkistan Lejyonu’nun Hakikatı Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasındaki Ölüm Kalım Mücadelesi isimli kitap. Benim bu eserim 2006 yılında İstanbul’da Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasındaki Yazar Cengiz Dağcı ismiyle yayınlanmıştı.

Kazakistan ve genelde eski Sovyet ülkelerinde Türkistan Lejyonlarına katılanlara hain gözüyle bakılıyor. Oysa bu çok yanlış. Onlar hain değildirler. Kader kurbanlarıdır. Dünyanın iki büyük zalim diktatörünün aynı anda zulmüne maruz kalan müthiş acı çekmiş insanlar.

Ama maalesef Sovyet propaganda makinesi bunları kendi milletine hain olarak tanıtmıştır.Siyasi bağımsızlık bir günde gelir, ama zihinlerin, dimağların bağımsızlığı zaman ister. O bir günde değişemiyor. Hatta bazen insanlar zihinlerinin bağımsızlığını kazanamadan öbür dünyaya göçüp giderler de sömürge zihniyetinden kurtulamadıklarını fark etmezler bile.

Mesela Sovyetler Birliği’nden bağımsızlıklarını ilan etmeleri üzerinden 20 geçmiş olsa bile hala İkinci Dünya Savaşı’na Sovyet tabiriyle “Büyük Vatan Savaşı” diyenler vardır. Bunlar sade vatandaş değil aydınlar ve hatta tarihçiler arasında bile vardır.

Hangi vatan savaşı? Bir Kazak için pek mantıklı değil. O savaş Kazak topraklarında cereyan etmedi. Moskova, Stalingrad önlerinde, Ukrayna, Belarusya topraklarında geçti. Bunlar Kazaklar için vatan değildir. Ama hayır, oraları o zaman bizim vatanımızdı diyenler çıkıyor.

İşte bu konu kitap tanıtım sırasında gündeme geldi. Bu yanlış dedim. O Kazak aydını için “Büyük Vatan Savaşı”nday ziyade “İkinci Dünya Savaşıdır”. Tüm dünyada böyledir. Eğer o savaşa hala “Büyük Vatan Savaşı” dersek, o zaman 16 Aralık 1991’de Kazakistan niçin Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan etti? sorusu akla gelir. İnsan kendi vatanından bağımsız olabilir mi? Ee kolay değil, 70 yıl boyunca propagandası yapılan Sovyet ideolojisinden öyle 20 yılda tamamen bağımsız olmak. Zaman gerekiyor. Ve tabii aynı zamanda milli bilinç, milli tarih konularında zihinleri tekrar düşündürtmek de.

Bu toplantıda ilk defa Kazak Türkçesinde yayınlanan Türkistan Lejyonu kitabım benim için çok önemliydi. Bu eser mutlaka Kazaklarla buluşmalıydı. Nitekim öyle oldu. Çünkü, bu kitapla ben Cengiz Dağcı’nın vasiyetini yerine getirdiğimi sanıyorum. Merhum 1940’larda lejyonlarla ilgili romanlarını yazarken onların çektiklerinin, başından geçenlerinin kendi vatanlarında bilinmesini istiyordu. Ama 60-70 yıldır hiç gerçekleşmedi. Türkistan coğrafyası Cengiz Dağcı’yı bugüne kadar hiç bilmedi. Çünkü onun kitapları sadece Türkiye’de yayınlandı. Başka bir dile çevrilmedi. Biz işte Türkistan Lejyonerlerinin Hakikatı ile bunu dile getiren Cengiz Dağcı’yı Kazakistan’a tanıtmak da istiyordum. Sanıyorum başardım. Toplantıda birçok konuşmacı kitaba konu olan Dağcı’nın romanlarının mutlaka Kazak Türkçesine kazandırılması gerektiğini söylediler. Onu büyük bir vukufiyetle Kazak Türkçesine kazandıran, çevirmen Gülüm Şadiyeva Blen’e minnettarım. Onun Türkçesini 2006 yılında ilk defa merhum gazeteci Kemal Çapraz yayınlamıştı. Kitap iki baskı yapmış ve tükenmişti. Şimdi onu bu sene İstanbul’da tekrar yayımlayarak okuyucularla buluşmasını sağlayan IQ Kültür Sanat Yayınevi Sahibi ve Müdürü Adem Sarıgöl’e de şükran borçluyum.

Kitap tanıtım toplantımıza birçok önemli bilim adamı katıldı. Gumilev Avrasya Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Alaş Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Dihkan Hamzabekoğlu, Kazakistan Kültür Bakanlığı Dil Komitesi Başkanı Prof. Şerüvbay Kurmanbay, Egemen Kazakistan Gazetesi A.Ş. Başkanı, önemli aydınlardan Abdurrahman Savıtbek, Kazakistan Devlet Tarih Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Bürkit Ayağan’ın rahatsızlığı sebebiyle yardımcısı Prof. Dr. Janna Kıdıralina, Kazakistan Sosyal Araştarımalar Ensitüsü Müdürü Prof. Dr. Botaköz Rakışeva, Gazetecilik Fakültesi Dekanı Prof. Kayrat Sak, Türkiye Astana Büyükelçiliği Eğitim ve Ticaret Müşaviri Bilal Yeşiltaş, Yunus Emre Kültür Merkezi Müdürü İbrahim Yıldırım, Avrasya Üniversitesi Şarkiyat Bölümü öğretim üyesi Tursinhan Zakenoğlu, Astana Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Maksat Tacmurat, Gazeteci Doğan Yıldız, Gazeteci Süleyman Mamet ve daha birçok kimse.

Kitabın doşak kesme merasimini İstanbul’dan gelen değerli konuk olarak Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’a tevdi edildi. Kitap tanıtım toplantısı konularla ilgili olarak birçok kimse görüş bildirdi. Hatta bilim adamları bize hak vererek tarihçileri bağımsız Kazakistan devletine yakışan terminoloji kullanılmasının önemine dikkat çektiler ve İkinci Dünya Savaşı teriminin kullanılmasının tercih edilmesi gerektiğini söylediler.

Toplantıda katılımcılara, dinleyicilere ve öğrencilere kitaplardan ücretsiz dağıtım yapıldı. Bu da Kazakların cömertliğinin bir göstergesi.

Toplantının sonunda katılımcılar çok verimli bir toplantı olduğunu söylediler. Bunun yalın bir doşak kesme toplantısı değil aynı zamanda bir panel, sempozyum niteliğinde bir bilimsel toplantı olduğunun da altını çizdiler. Daha sonra toplantıya onur veren bilim adamları için hazırlanmış sofraya geçilerek bilgi alış verişi orada devam ettirildi.

Evet, Astana’ya kışın gitmeye korkuyordum. Ama korkularım yersizmiş. Havalar -40’larda seyretmesine rağmen sımsıcak bir 15 gün geçirdim. Şehir ne kadar soğuk ise, insanlar o kadar sıcak, bilimsel atmosfer o kadar canlı ve hararetliydi.

Saygılarımla,

İstanbul – Astana – İstanbul

Abdulvahap Kara

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *