Recep Erdoğan: Orta Asya Türkiye’nin dış politikasının stratejik eksenini oluşturmaktadır.

Bu geçen süre içinde hükümetimiz demokrasiyi geliştirme ve Avrupa Birliği’ne üyelik şartlarını yerine getirmek için siyasi alanda cesur adımlar attı. Bu adımlar, esasen, halkımızın çoğunluğunun desteklediği adımlar idi.

2000’li yılların başından beri ekonomi alanında birçok sorunların çözülmesini sağlayan yapısal reformlar ile serbest girişimciliği geliştirmek için atılan cesur adımlar Türk ekonomisinin önünü açtı ve kısa sürede büyümesine imkânı verdi.

Ayrıca komşularımızdan başlayarak küresel seviyede yürütmekte olduğumuz dış politika da siyasi ve ekonomik alanlarda yeni imkânların doğmasına yol açtı.
İstikrarı hedefleyen aktif adımlarımız Türkiye’nin ekonomisinin gelişmiş dünyanın 16 ülkesinin arasına girmesine yardımcı oldu. Esasında bunun uluslararası seviyede siyasetin başlıca meselesi olduğu tartışmasızdır. Ülkemizin itibarı işte böylece arttı.

Bu konuda önemli olan bu seviyeye nasıl geldiğimiz değil, şimdi elimizdeki imkânları ve gücümüzü nasıl ve hangi maksatlara kullanacağımızdır. Türkiye’nin bu husustaki görüşleri ile politikası bellidir. Bizim sadece tek maksadımız var, ülkemizden başlayarak tüm dünyada barış ve istikrarın yerleşmesi ve pekişmesidir. Biz önümüzdeki yıllarda da bu duruşumuzu devam ettireceğiz.

-Nahcivan zirvesinden sonra Türk dünyasında önemli gelişmeler oldu. Astana’da Türk Akademisi kuruldu. Bakü’de TürkPA çalışmalarını devam ettirmektedir. İstanbul’da Türk Konseyi çalışmalarına başladı. Türk dünyasındaki bu gelişmeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Ayrıca son dönemlerde konuşulmakta olan “Avrasya Birliği” kavramına nasıl bakıyorsunuz?

-Türkçe konuşan devletler ile iki taraflı ve çok taraflı işbirliğini pekiştirme meselesi bu ülkeler bağımsızlıklarını elde ettiği günden başlayarak bugüne kadar her zaman bizim dış politikamızın önceliklerinden biri olmuştur. Ülkemiz 1992 senesinde ilk defa Türkçe konuşan ülkeler cumhurbaşkanlarının zirve toplantısının gerçekleştirilmesine öncülük etmiştir. Eğer Astana’da kurulan Türkçe Konuşan Devletler İşbirliği Konseyi ile Türk Dünyası Akademisi, ayrıca TÜRKSOY ile TürkPA teşkilatlarını göz önünde bulundurursak, bizler Türk dünyasını kurumsallaştırma yolunda önemli görevleri yerine getirdiğimizi söyleyebiliriz.

Türk dünyası geçmişten elde ettiği tecrübesi ile şimdi insanî ve ekonomik kaynaklarıyla Avrasya bölgesindeki işbirliğine önemli katkılar yapabilir. 21. yüzyılın bize sunduğu bu imkânları yerinde kullanmalıyız.

Biz Türk Konseyi’ni kurma ve kurumsallaşma yolundaki diğer çalışmaların dili, kültürü ve kökü bir halklarımızın arasında oluşan ilişkileri ve işbirliğini arttırarak aramızdaki manevi birliği güçlendireceğine inanıyoruz. Ayrıca adı geçen konseyin uluslararası toplumunda önemli bir yeri vardır. Onu Avrasya bölgesinde barış, kalkınma ve istikrarı sağlayacak araçları tamamlayıcı itibarlı bir uluslararası teşkilata dönüştürmeyi başlıca amaçlarımızdan biri olarak belirlemiş bulunuyoruz.

Bölgesel sorumluluk prensiplerine uygun olarak dış politikada bölgesel istikrar ve kalkınmaya büyük önem veren Türkiye karşılıklı etkileşim meseleleriyle ilgili olarak ortaya çıkan girişimlere tam destek vermektedir.

Avrasya Birliği’nin kurulması hakkında tartışmalar çeşitli ortamlarda, özellikle bilim adamları arasında geniş çaplı yapılmaktadır. Böyle fikirlerin hararetli tartışılmasının dış politikada karar alınmasında ve onların hayata geçirilmesinde çok önemli olduğunu düşünüyoruz.

-Türkiye Cumhuriyeti Kazakistan’ın bağımsızlığının tanıyan ilk ülkedir. Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev liderliğindeki Kazakistan’ın gelişim seviyesine ve Kazakistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bugünkü durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

-Kazakistan, çok değerli kardeşim Sayın Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in yapıcı ve ileri görüşlü politikaları sayesinde bağımsızlığını kazanmasından bu yana geçen kısa süre içinde kendi bölgesinde lider ülkeye ve küresel barış ve istikrarın direğine dönüştü. Türkiye bu başarıların hepsini takdirle karşılamaktadır.

Kazakistan’la kökleri bir Türkiye, iki ülkenin arasındaki kardeşliğin bir gereği olarak elbette Kazakistan’ın bağımsızlığının tanıyan ilk ülke olmuştur. Türkiye, Kazakistan ile her zaman ve her geçen gün daha da güçlenen karşılıklı etkileşim ve işbirliği içerisinde oldu. Bizim bu yaklaşımımıza da Kazak kardeşlerimiz de aynı şekilde cevap verdi. Bu şekildeki çaba ve gayretlerimiz, tesis edilmesine bu sene 20 yıl dolan iki ülke arasındaki diplomatik ilişkileri stratejik ortaklık seviyesine yükseltti.

Kazakistan Türkiye’nin bölgedeki en önemli ticari ve ekonomik ortağıdır. Her geçen gün artmakta olan iki taraflı ticaret hacmi bugünlerde tahminen 3 milyar dolara ulaşmış bulunmaktadır. Bu rakamı kısa bir süre içinde 10 milyar dolara ulaştırmayı hedefliyoruz. Eğitim ve kültür alanındaki örnek alınacak işbirliği de önemli ölçütlerinden biridir.

Kazakistan’ın Avrasya bölgesinin önemli oyuncusuna dönüşmesi işbirliği kapsamının çerçevesini büyüttü. Esasında Türkiye ile Kazakistan’ın işbirliği sadece iki taraflı değil, ayni zamanda AİGÖK (Asya’da İşbirliği ve Güven Arttırıcı Önlemler Konferansı), İİT (İslam Ülkeleri İşbirliği Teşkilatı), AGİT ve BM gibi bölgesel ve uluslararası teşkilatlar çevresinde de hızlı bir şekilde güçlenmektedir.

– Bu sene Astana Türk dünyasının kültürel başkentli olarak ilan edildi. Türk şirketleri Astana’nın inşasına önemli katkı sağladılar. Bir zamanlar İstanbul şehrinin belediye başkanı ve şimdi hükümet başkanı olarak Astana şehrinin gelişmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Elbette Astana şehrinin muazzam gelişmesini yakından takip etmekteyim. Astana kısa bir süre içinde Asya’nın parlayan yıldızına dönüştü. Bunu hakikaten tarihi bir başarı olarak değerlendirmekteyim.

Kazakistan’ın hızla gelişmesinin sembolü olan Astana şehrinin inşasında Türk şirketlerinin de büyük emekleri vardır. Şahsen ben bundan övünç duyuyorum. Astana şehrinin 2012 yılında Türk dünyasının kültür başkenti olarak ilan edilmesi, hiç şüphesiz ki, gurur verici bir olaydır.

-Bu sene Kazakistan’da Semavi ve Geleneksel Din Liderlerinin IV. Kurultayı gerçekleşecektir. Türkiye ise Medeniyetler İttifakına öncülük yapmaktadır. Dinler ve medeniyetleri birbirine yaklaştıran bu çalışmaların dünya barışına yapacağı katkıları hakkındaki düşüncelerinizi bizimle paylaşır mısınız?

-Dünyada meydana gelmekte olan olumsuz olayların çoğunluğuna cehalet ile hoşgörüsüzlük ve bunların sonucunda ortaya çıkan yanlış algı ve korkular sebep olmaktadır. Gerginliğin Ortadoğu’daki sorunlar ve 11 Eylül olayları ile daha da arttığı ve dünyadaki barış ve istikrara tehlike oluşturduğu bir dönemde İspanya Başbakanı Zapatore ile birlikte Medeniyetler İttifakını kurma teklifini yapmıştık. Biz bu girişimle çatışmaların, tehditlerin ve gerginliklerin önünü almak istedik. Medeniyetler ittifakı girişimi insanı insan yapan değerleri buluşturan, yaklaştıran ve teşvik eden bir girişimdir.

Medeniyetler İttifakı’nın Birleşmiş Milletler teşkilatı tarafından desteklenmesi bu açıdan çok olumlu ve doğru bir karardır. İttifakın dostluk grubundaki ülkeler ve uluslararası teşkilatların sayısı kısa bir sürede 130’u geçmesi genel olarak insanların çatışmayı değil, uzlaşmayı tercih ettikleri hususundaki inancımızı pekiştirdi.

Medeniyetler İttifakı dünyanın birçok bölgesine olumlu etki yaptı. İttifak çeşitli dini görüşleri, çeşitli kültürleri, grupları ve teşkilatları bir araya getiriyor; birbirleri ile tanışmalarına vesile oluyor ve aralarında dostluk ile verimli işbirliğinin kurulması için gerekli şartları oluşturuyor. İnsanların birbirlerini yakından tanımaları istenmeyen olayların meydana gelmesini önler.

Böylece Medeniyetler İttifakı dünya barışına önemli katkılar sağlamaktadır. Bu yüzden tüm ülkelerin bu ittifakı desteklemesi çok önemlidir.
Bu fırsatı değerlendirerek bütün ülkeleri Medeniyetler İttifakına mali destek vermeye davet ediyorum.

-Kazakistan’a yapmakta olduğunuz bu resmi ziyaretten ne bekliyorsunuz, ayrıca dilek ve temennileriniz nelerdir?

-Kazakistan’a bir kere daha ziyaret etme fırsatı bulduğum için çok mutluyum. Orta Asya Türkiye’nin dış politikasının stratejik eksenini oluşturmaktadır. Biz tarihimiz, kültürümüz ve dilimiz ortak olan ülkelerle ilişkilere her zaman en büyük önem ve önceliği vereceğiz. Bu çerçevede dostumuz kardeşimiz ve stratejik ortağımız Kazakistan ile ilişkilerimizi tüm alanlarda güçlendirmek istiyoruz. Ziyaretimizin temel amacı da budur.

Ziyaretim esnasında değerli kardeşim Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev beyefendi ile Başbakan Karim Masimov, Senato Başkanı Kayrat Mami ve Meclis Başkanı Nurlan Nıgmatulin ile bir araya gelip görüşmelerde bulunacağız. Değerli dostum Başbakan Karim Masimov beyefendi ile birlikte Türk-Kazak İş Formuna katılacağız.

Bu ziyaretim esnasında kardeşim Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ile yüksek seviyeli Stratejik İşbirliği Konseyi’nin kurulmasıyla ilgili bir ortak bildiriyi imzalayacağız.

Ayrıca imzalanacak çok önemli bir diğer belge “Yeni Sinerji” başlıklı ortak ekonomik program ülkelerimizin karşılıklı menfaatleri, öncelikleri ve beklentileri için yol haritası görevini ifa edeceğine inanıyorum.

Ziyaretimin iki taraflı ilişkileri tüm alanlarda güçlendirmek için somut ve verimli neticelere vesile olmasını temenni ediyorum.

(Kazakça’dan çeviren Abdulvahap Kara – Kazakça orijinal metin için bkz: http://www.inform.kz/kaz/article/2465866)

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *