SİYASET VE AHLAK KONUSUNDA FARABİ FELSEFESİ

İstanbul Üniversitesi ile stratejik ortağı olan Kazakistan’ın Almatı şehrindeki Al-Farabi Kazak Devlet Üniversitesi ile birlikte 2016’da kurulmuş olan Farabi Avrasya Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde 25 Ekim 2018 Perşembe günü II. Uluslararası Farabi Sempozyumu düzenlendi. Geçen sene toplum ve insan konusu ele alınırken bu sene ahlak ve siyaset konusunu ele almak üzere yurt içi ve yurt dışından birçok bilim adamı İstanbul’daki sempozyumda bir araya geldiler. Açılış konuşmalarından önce toplantıya katılan davetlilere Türk Dünyası sanatçısı Bünyamin Aksungur tarafından müzik dinletisi yapıldı.

Toplantının açılış konuşmasını yapan İstanbul Üniversitesi Farabi Avrasya Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin müdürü ve aynı zamanda Arap Dili ve Edebiyatı uzmanı Prof. Dr. Abdullah Kızılcık, merkezlerinin temel ilkesini anlatırken, gerçekleştirilen tüm faaliyetlerin ihtiyaç odaklı olduğuna dikkat çekti ve bu doğrultuda öğrencilere her türlü kurs imkânlarıyla fayda sağlamayı amaçladıklarını belirtti. Daha sonra konuşmasının devamında şunları söyledi:

Geçen yıl düzenlenen Farabi toplum ve insan konulu sempozyumunun ikincisini ahlak ve siyaset olarak belirdik. Çünkü Farabi’nin dediği gibi; “İnsan hastalandığı zaman nasıl doktora giderse, toplum da hastalandığı zaman devlet başkanına gider.” Bu nedenle, Farabi devlet başkanını insan vücudunun kalbine benzetmiş ve onun on iki özelliğinden bahsetmiştir. Diğer başkanlar da ise güncel ifadeyle, ehliyet, siyakat ve sadakat ifadelerini bir başka şekilde kullanmıştır. Farabi siyasal fazla ilgilenmesi de siyaset ve ahlaka dair sorular yazdığı gibi siyasetçilerle de iyi ilişkide bulunmuştur. Abbasilerin karışıklık dönemlerinde Ali Hamdan Seyf ül Demle’nin gözdesi olmuştur. Farabi insanı küçük bir âlim, âlimi de küçük bir insan olarak tanımlar. İnsanda ahlakın temelinin bilgi olduğunu ve ahlakın sonradan öğrenileceğini iddia eder. Nitekim iyi ahlakta kötü ahlakta alışkanlıkla elde edilir.

Farabi sempozyumu küçük çapta da olsa geleneksel olmuştur. Çünkü Farabi sadece Kazakistan’da bir üniversitenin ve İstanbul’da bir merkezin ismi değildir, Türk Dünyası’nın ve İslam âleminin büyük bir değeridir. Görüşleri hala daha günümüzde ufuk açmakta ve yolumuzu aydınlatmaktadır. Ahmet Yesevi de İmam Gazali de bizim değerlerimizdir. Fikirlerin çatışmasından hakikat doğar ilkesiyle biz hareket ediyoruz. Dolayısıyla ilimle ve ilim adamlarının geçmişteki ihtilaflarının da günümüze taşımanın da doğru olmadığı kanaatindeyiz” dedi.

Açılış konuşmacılarından biri olarak Al-Farabi Devlet Üniversitesi’nden Şarkiyat Fakültesi dekanı Prof. Dr. Iktiyar Paltore Farabi’nin bıraktığı tüm eserlerin Türk Dünyası’na ait olduğunu ve bundan gurur duyduğunu belirtti. Bu sempozyumun düzenlenmesinde emeği geçen herkese teşekkürlerini sunarak şu sözlerini söyledi:

“Yaşadığımız küresel dünyada bir şeyi çok iyi anlamamız gerekir. Biz İslam’ı din olarak aldığımız ve kültürümüz de İslam dini üzerine kurulmuş olan bir millet olarak bundan dolayı gurur duymaktayız. Türkiye’nin kendi siyasetini kendisi yaparak kazandığı zaferlerden de mutluluk duyuyoruz. Her zaman daima sizinle birlikteyiz. Farabi Üniversitesinde yaptığımız faaliyetler ile Farabi’nin ahlak ve siyasetini bugün nasıl hayata geçirebiliriz diye çalışmalar gerçekleştirmekteyiz” dedi.

Daha sonra ise İstanbul Üniversitesi rektör vekili Prof. Dr. Sedat Murat kürsüye davet edildi. Geçen sene Abdullah Kızılcık hocamızın da bulunduğu bir heyetle 27-28 Şubat 2017 tarihinde Farabi Kazak Milli Üniversitesi’ni ziyaret edip kültürel anlamda önemli anlaşmalar yaptıklarını belirtti. Farabi’nin yalnızca Kazakistan’ın değil, tüm Türk Dünyası’nın en önemli ortak isimlerinden biri olduğunu vurguladı.  Kardeş ülkemiz olan Kazakistan’daki bir üniversiteye Farabi isminin verilmesinden duyduğu mutluluğu söyleyerek teşekkürlerini sundu. Konuşmasının devamında şunları söyledi:

Bu değerleri yeni nesillerin çok iyi bilmesi gereklidir. Ortaçağ karanlık döneminde özellikle en başta bu insanlar bütün dünyayı aydınlatıyordu. Halen daha bu insanların eserleri günümüze ışık tutmaktadır. Modern dünyada da Farabi gibi önemli şahsiyetlerin fikirlerine başta biz bütün dünyanın ihtiyacı vardır. Kazakistan ve Türkiye arasında fikir birliği çalışmaları yapılmaktadır. Ahlak ve siyaset konusunda ise, bu değerler daha çocukluktan itibaren verilmesi gerekir. Ama bu küresel dönemdeyiz ve toplumsal değerler ne yazık ki zarar görebiliyor. Dolayısıyla insanlık tarihi kadar ahlak önemlidir ve ahlakın olmadığı hiçbir yerde huzur yoktur. Yasalar huzur sağlar. Ama yasalarla zorunlu olarak girenler pek tatmin olmayabilir ancak ahlakın gereğini yerine getirenler bir iç huzurla yaşarlar.

Ahlak konusunda Farabi’nin ortaya koyduğu görüşleri çok önemlidir ve bugünde bunların geliştirilip yaygınlaştırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Farabi aynı zamanda mutluluk filozofudur. Bugün insanlığın en fazla ihtiyaç duyduğu bir konu da mutlu olmasıdır. Maalesef bugün modern insan mutlu değil. Acaba Farabi mutluluğun kaynağını nasıl gösteriyor. Bu yüzden bugünkü sempozyumda bu konuya değineceğiz. Farabi Kazak Devlet Üniversitesi İstanbul Üniversitesinin stratejik ortağıdır. Birçok alanda işbirliği çalışmalarımız olağanca hızıyla devam etmektedir. Milli ozanımızın dile getirdiği gibi “İnşallah bu hasret biter”. Hem kendi aramızda hem de bütün dünyada güzel değerlerin eskiden olduğu gibi yeniden yürütülmesi konusunda gayret göstereceğiz.”

Ak Parti İstanbul 26. Dönem milletvekili Dr. Ravza Kavakçı Kan konuşmasını yapmak üzere kürsüye davet edildi. Kavakçı, ahlak ve siyaseti akademik anlamda incelemediğini ancak bu sahadaki tecrübelerini paylaşmak istediğini söyledi:

“Siyaset ve ahlak dediğimizde farklı Türkiye Tarihi’ne ve kendi hayatıma baktığımda farklı liderler görüyorum. İnancında sonuna kadar direnen ve inandığı uğruna vazgeçmeyen ama biz göre ahlak olarak farklı karakterlerdeki liderleri hayatım süresince gördüm. Ahlak ve siyaset dendiğinde biz de maalesef biz de şöyle bir anlayış var. Siyaset; uzak durmak lazım, siyaset yapıyor dendiğinde toplumsal olarak bizim düşündüğümüz muhtemelen doğruyu söylemiyor. Algımız bu yönde. Hâlbuki asıl olan siyasetçinin ahlaklı olmasıdır. Buna herkes kendi vicdanıyla karar veriyor. Mühim olan ahlaklı ve erdemli siyasetçilerin sonradan arkasından söylenenlerdir. Bundan sonrası için vazifeleri bittiğinde siyasetçinin hoş bir seda bırakıp bırakmadığı çok önemlidir. İstanbul Üniversitesi ve beraber çalışma yaptıkları Al-Farabi Kazak Devlet Üniversitemizi çalışmalarından dolayı tebrik ediyoruz. Farabi Avrasya Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi bundan sonra da güzel çalışmalara imza atmasını temenni ediyorum”  dedi.

Açılış konuşmaları yapanlara teşekkür ve katılım belgeleri takdim edildikten sonra sempozyumun I. Oturumu Prof. Dr. Sadık Ünay’ın oturum başkanlığında başladı. Oturum ilk konuşmacısı Prof. Dr. Ömer Mahir Alper Farabi’nin mutluluk görüşü üzerine bir konu üzerine bilgi ve fikirlerini davetliler ile paylaştı. Alper konuşmasında şunları söyledi:

Bir sosyo-politik proje olarak mutluluk filozofuydu Farabi. Mutluluk gerçekten Farabi’nin felsefesinin nihai gayesini oluşturuyor. İnsanının en yüce gayesinin mutluluk olduğunu düşünüyor. Bu mutluluk kavramı bir bedeni ve dünyevi tarzda iktisadi gelişmeler, sağlayan güzelliğe veya ekonomiye bağlı bir mutluluk anlayışı değil. Böyle olmamasının sebebi Farabi’nin düşüncesinin bugünün dünyasından farklı bir metafiziğe dayanır olmasındandır.

Dolayısıyla, değerler anlayışı bambaşka bir filozof olan Farabi’nin bugünkü mutluluk anlayışıyla bağdaş bir mutluluk anlayışı önermeyeceği kendinden apaçık bir durumdur. Bugün dünya sisteminin mutluluk olarak anlayışları ve amaçları Farabi’nin dünyasına tamamen yabancı olan, Farabi’nin anlayışı açısından pek çok ülkenin gaye olarak edindiği hedeflerin Farabi açısından cahili erdemler olduğunu söyleyebiliyoruz. Farklı bir metafiziğe dayalı olarak düşüncesini geliştiren Farabi’nin mutluluk anlayışı farklı olacaktır.

Onun mutluluğu bireysel çabalarla olan bir mutluluk değildir. Onun mutluluk anlayışı toplumsal ve siyasal bir yapı içerisinde ancak bir birey gerçek anlamda mutluluğa erebilir. Bu mutluluk ebedi mutluluktur. Farabi de mutluluk kavram ebedi mutluluğu ifade eder. Diğer bütün mutluluk hazları Farabi açısından erdemsizliktir. Sapkınlığı içerir. Farabi’nin ebedi mutluluk anlayışı ise insanın yetkinleşmesine bağlı bir mutluluktur. Bu yetkinleşme ise kendini gerçekleştirme anlamına gelir. Farabi’nin ifadesi ile insanın kendi potansiyellerini kullanabilmesi, kamil olması cevherleşme demektir.

Farabi açısından kendini gerçekleştirme insana özgü potansiyeli iki madde ile açıklanır. Teorik potansiyel ve ameli potansiyeldir. İnsanın kendini gerçekleştirmesi ve böylelikle ebedi mutluluğa bulması; teorik ve pratik potansiyellerini hayata geçirmesine bağlıdır. Bu ise zorunlu olarak Farabi de siyasal ve toplumsal bir organizasyon demektir. Farabi açısından gerek teorik gerek pratik etkileşim sosyo-politik bir organizasyonla ortaya çıkar.

Bu sosyo-politik organizasyonda Farabi liderlere öncelikli yeri verir. Lider nasılsa toplum ve siyasi yapıda o şekilde örgütlenir. Dolayısıyla bu kural yukarıdan aşağı doğru dizilen bir kurumdur. Türkçedeki balık baştan kokar atasözü kanımca Farabi’ye kadar geriye gider. Farabi’ye göre erdemli bir başkandan erdemli bir toplum doğar. Tersi de doğrudur, yani erdemsiz bir liderden ise erdemsiz bir topluluk olur der. Toplumun kendi başına iyi olmasından asla söz edilemez. Toplum kendi başına iyiyi ve güzeli bilebilecek özellikte değildir. Çünkü Farabi açısından insanlar birbiriyle eşit değildir. Yöneticiler entelektüel olursa ancak toplumda ancak buna bağlı olarak yüksek bir değer alabilir. Farabi’nin ilk başkan modeli; metafiziğe dayanmaktadır.

Farabi’ye göre yeryüzünün yönetimi bütün bir âlemin yönetimini örnek almakla başarılabilir. Ona göre âlemin yönetilişi model olmak zorundadır. Yeryüzü gökyüzün akli emelidir siyasette der. İnsan ilk varlığı model alarak yeryüzünde de nizam-ı âlemi sağlamalıdır. Âlemde bir nizam vardır. Bu nizamın sahibi tanrıdır. O gerçek bilgedir. Farabi’nin felsefeyi tanrıya benzetir. Allah’ın adil oluşu, hâkim oluşu, bilen oluşu vb. bütün özelliklerini akli demektir.

Dolayısıyla Topkapı Sarayı’nın girişinde yazan “Sultan Allah’ın yeryüzündeki gölgesidir.” Yazısı Farabi’nin siyaset felsefesinin bir uzantısıdır. Sultanın yani yöneticisinin Allah’ın gölgesi olması demek yeryüzünde onun nizamına hizmet etmesi demektir. Farabi’nin bu modeli içerisinde dört büyük erdemin gerçekleşmesi gerekir. Ancak bunun sonucunda mutluluk ortaya çıkar der. Bunlar nazari erdemlerdir, fikri erdemlerdir, ahlaki erdemlerdir, ameli erdemlerdir. Bu dördü bir toplumda bulunduğunda ancak o toplum mutluluğa ulaşabilir. Bütün bu sistemin işleyişi bir hiyerarşik yapılanmayla sağlanır. Bu hiyerarşik yapılanmanın bütününe Farabi millet adını verir. Bu yapı gökyüzünün yeryüzündeki bir benzeşmesinden ibaret olacaktır. Böylece sadece insanın bozabileceği nizam- âlem bütünlüklü bir düzene sahip olacaktır.”

Oturumun ikinci konuşmacısı olarak Doç. Dr. Muharrem Hafız, Farabi felsefesinde ahlak ve siyaset birliğinden bahsetti.  Dolayısıyla İslam felsefesine giriş yapan Hafız’ın metafizik siyaset ilişkisi ve siyaset ile demokrasi konuları konuşmasının ana başlıklarıydı. Farabi’nin felsefi sistemi içerisinde medeniyet kavramına vurgu yaparken onu metafizik, ahlak ve siyaset düşüncesi içinde temellendirip geliştirmeye çalışmasını gözler önüne sermiştir. Farabi’nin erdemli toplum modelini ortaya koyarken bilgi ve erdemi temel hareket noktası edinerek, toplum ve devleti çeşitli tasniflere tuttuğunu ortaya koymuştur. Hafız, konuşmasının devamında şunları söylemiştir:

“Farabi, erdemli insanların görüşlerinden bahsederken metafizik, yani dini ilkelerden bahseder. Siyasetin etimolojik kökü itibariyle seyis oradan gelir. Farabi erdemli şehrin yöneticisine siyaseti de bir seyis, bir çoban gibi halkı idare eden bir misyon yükler. Bunu Platon’un yönetici ile seyis arasındaki ilişkisinde de görüyoruz. Platon’da da Farabi’nin görüşlerinin ahlaki yönden benzerlikler vardır. Farabi’nin erdemli olan yönetimler ile erdemli olmayan yönetimler arasında farkları, siyasi Farabi’nin görüşlerine bir anlamda metafizik, doğa ve etik envanterini çıkartır. Metafizik ve siyaset iki otonom bir düşünce tarzı olarak benimsenmiyor.

Bu siyaset modelinin Platoncu olduğunu düşünüyorum. Çünkü Aristoteles’in de bir metafizik kavramı var. Ama Aristoteles’in politikasına baktığımızda Farabi ve Platon’da olduğu gibi şöyle bir şey yok; “İlk hareket ettireni bilen ve onları idrak eden siyasi yönetici olmalıdır.” tarzında bir bakış açısı yok. Dolayısıyla bu Platoncu bir görüş olarak karşımıza çıkıyor. Metafizik-ahlak birlikteliği diyebiliriz. Ahlak ve siyaset bağlamında ifade edecek olursak ilk başkanın gerçek öğretmen ve rehber olması geleneği vardır. Demokrasi yönetimi itibariyle de şöyle bir model var: erdemli şehir budur, ilkleri göz önünde bulundurmayan ve onlara tabii olmayan yönetim şekilleri de erdemli olmayan yönetim şekilleridir. Doğru yolu bulamamış şehirler de vardır.

Farabi’nin ifadesiyle demokrasi, “herkesin özgürce yaşadığı, her şeyi yapabildiği, yasalarla düzenlenmiş ve bu şekilde vatandaşların birbirlerinin diğerlerine üstünlüğü olmadığı, herkesin eşit olduğu yönetim şeklidir” der. Eşitlik ilkesi bu yönüyle Farabi’nin hiyerarşik düzeninde çok da uygun olmayan bir ilkedir. Halkın felsefi anlamda bir tür eğitimden geçmesi gerekiyor. Platon der ki; “Halktan filozof olmaz.” Farabi’nin düşüncesi de Platon’a benzemektedir. Bununla birlikte Farabi’nin şöyle bir ifadesi daha vardır: ”Erdemli şehirlerin ve erdemli kişilerin yönetimlerinin kurulması diğer bilgisiz şehirlere oranla demokratik şekilde daha kolay ve mümkündür.” Filozofun bakış açsını ele alırken, ortaçağ insan toplumlarında Farabi’nin söz ettiği bir yönetim yoktu. Bu olmadığı gibi, Farabi’nin demokrasi anlayışında ise çok farklıdır. Ancak ilkesel anlamda ön planda tutarsak, Farabi, erdemli insanların tesis edilmesi diğer yönetimlere göre demokrasiyle daha kolaydır demek istemektedir.

 Erdemli bir toplumun oluşması için eğitim çok önemlidir. Metafizik ilkelerle, ahlak ve siyaseti bir arada düşünecek bir toplum ideallerine sahipseniz, bu gerçekleştirilebilir bir idealdir. Erdemli insanlardan oluşmuş siyaset idealdir. Bilgisiz halk çoğunluğundan dolayı erdemin ve bilginin yönelmesine çağrı yapar. Eflatun ise bireysel ahlakla ilgili konuları tetkik ettikten sonra, şehirle ilgili konuları araştırıyor ve bu konunun ancak şehrin koruyucusu tarafından temin edilebileceğini Farabi gibi düşünüyor. Platon, halkın da içinde bulunduğu ve halkı da eğitecek bir eğitim modeliyle bir yönetim düşünüyor. Farabi de, bireysel ahlak gibi toplumların siyasal oluşumlarda erdemli bir tarzda tesis edilmesinde yollarını arıyor. Bu anlamda da ahlakın siyasallaşabileceği bir yöntemi benimsemeyen Sokrates’e karşı, ahlak ile siyasalı birleştiren Platon’un fikirlerini benimsiyor.“

İbn-i Haldun Üniversitesinden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Sururi, Farabi’de ilimler tasnifine göre ahlak konulu bir sunum gerçekleştirdi. Farabi’den Taşköprüzade’ye, ilmi medeni kavramlarını açıkladı. Sururi, konuyla ilgili olarak öncelikle ilmi medeniye ile ilmi siyasi arasındaki fark nedir, politik ile politea arasında ne fark var, ilmi medeniye neden ilmi siyasi karşılığında geliyor, ilmi medeni ile ilmi siyaset birbirine nasıl karşılaştırılmakta gibi sorulara cevap vererek ayrıca ilmi siyasetin ilmi medeninin yerini alma sürecine temas etti. Sözü edilen soruları cevaplayan konuşması ise şu şekilde olmuştur:

“Aristoteles insan için zoon politikon demektir. Bu politikon kelimesini Türkçede nasıl çevireceğiz. Politik hayvan, politik canlı, toplumsal canlı, siyasal canlı olarak çeviriler yapılıyor ama eksiklikler var. Buradaki politik ne anlama gelir? Buradaki politik kelimesi artık yunanca olmaktan çıkıp bütün özelliklerini yitirmiştir. Arapça çevirisinde ise “insan özü gereği medenidir” şeklinde tercüme edilmiştir ki, doğru çeviridir bu.”

Birinci oturum sonunda Prof. Dr. Abdullah Kızılcık tarafından konuşmacılara kalıtım belgeleri takdim edildi. 15 dakikalık bir aradan sonra başkanlığını Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdulvahap Kara’nın yaptığı ikinci oturum başladı.

İlk konuşmacı olarak kürsüye davet edilen Doç. Dr. Şınar Kaliyeva, Kazakistan’daki Farabi’nin mirası ile ilgili çalışmalar ve bu çalışmaların Türk Dünyasına kazanımları hakkında bir konuşma gerçekleştirdi. Önceki konuşmacılar ile aynı fikirde olduğunu belirterek, Farabi’nin sadece Arap ve Türkler için değil tüm insanlık için ortak eserler bıraktığını ve bu mirasının yaşadığı çağı, çevresini, kültürlerini gösteren önemli kaynaklar olduklarına dikkat çekti. Daha sonra konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

“Kazakistan’da Farabi’nin eserlerini ve fikirlerini araştırılması çok kısıtlı imkanlara rağmen Sovyet döneminde başladı. İlk defa 1956’da Akjan el-Maşani Farabi araştırmalarını akademik anlamda gündeme getirdi. Kazak İlim Akademisinin başkanına Farabi’nin mirasını inceleme konusunda araştırmalar yapılması gerektiğini söyledi. 1967 yılında Kazakistan’da Farabi’nin mirasını araştırma yapan akademik bölümler kuruldu. Farabi’yi yüksek seviyede araştırmaya başladı. Araştırmalar felsefesi sorunları üzerinde olmuştur. Bu araştırmaların gelişmesinde milli tarih ve kültürel anlamda algılamak gerekir. Kazakistan’daki Farabi araştırmalarının ilk aşamasında uluslararası etkinlikler büyük etki yarattı. Bu etkinlikler Avrupa, Türkiye Arap ülkeleri ve diğer cumhuriyetler katıldı. Kazakistan’daki Farabi araştırmalarında kalıplaşmasında Rus bilim adamlarının da etkisi vardır. Kendi felsefemizde Kazakistan’da Farabi araştırmalarının bilim okulu oluştu. Bu Kazakistan’da Farabi araştırmalarının birinci aşamasıdır. Bu araştırmalar gelişmeye devam etmektedir. Kazakistan bağımsızlığını kazandıktan sonra Farabi araştırmalarının ikinci aşaması başlamış ve araştırmalara hız verilmiştir. Genç araştırmacılar bu alanda sürdürmektedirler. Genç araştırmacılar Farabi araştırmacıları, Arap, Fars ve Türk geleneklerini içeren bir Farabi hazinesinin daima doğu ve batının arasındaki manevi ilişkisi üzerinden incelemektedirler.

Kazakistan’daki Sovyet döneminde Farabi araştırmalarının ilk dönemlerinin en büyük sıkıntısı, Sovyetler döneminde Farabi’nin eserlerini bulmanın zor olmasıdır. Arap dilini iyi bilenlerin ise az olması da diğer bir sebeptir. Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra bu araştırmalar daha rahat bir şekilde gerçekleşmektedir. Bugün Kazakistan’da Farabi araştırmaları üçüncü aşamasında olup bilim insanlarının sayısı oldukça yüksek sayıya çıkmıştır.

Konuşmasını özetle verdiğimiz Doç. Dr. Şınar Kaliyeva’nın Kazakistan’da Farabi ile ilgili yapılan çalışmalar konusunda çok güzel bilgiler verdiğini söyleyen Oturum Başkanı Prof. Dr. Abdulvahap Kara şunları ilave etti: “Kaliyeva bize Kazakistan’da Sovyet döneminden bugüne kadar üç aşamada Farabi çalışmalarını gerçekleştirildiğini söyledi. Bende âcizane diyorum ki şimdi dördüncü aşamadayız. Türkiye ile Kazakistan arasındaki ortak çalışmalar bundan sonra bu aşamanın dördüncüsü olacaktır. Farabi araştırmaları da daha derinleşerek geniş bir alana yayılacaktır diye düşünüyorum” dedi.

Daha sonra Prof. Dr. Nadiye Hanawi Sadoon Eflatun ve Farabi’nin ahlak konusunu ele almak üzere konuşmasına başladı. Sadoon’un Arapça konuşmasını, Prof. Dr. Abdullah Kızılcık bizlere Türkçe olarak tercüme etti. Sadoon, Eflatun’un ve Farabi’nin de ahlakla ilgilendiğini ama bunların ayrıldığı ve birleştiği bazı noktalar olduğundan bahsetti. Ferdi ahlak ve içtimai ahlak ile ilişkisini anlattı. Ahlak ve siyaset ilişkisinde bunların cumhuriyet kitabında ve Eflatun’un, “el-Medinetü’l Fazıla” eserinde de Farabi’nin ahlak ve siyaseti ele aldığından bahsetti. Eflatun ve Farabi’nin ayrıldığı noktaların özellikle imanla ilgili noktalar olduğuna dikkati çekti. Adalet, doğruluk, yardımlaşma gibi duyguların yer aldığı ve adaletin daha çok toplumsal yönüne temas ederek toplumun bu adalet duygusuyla da onu mutluluğa götürdüğünü belirti.

Sempozyuma katkılarından dolayı hocalarımıza teşekkür belgeleri verildikten sonra toplu resim çekilerek sona erdi. Geçen sene ilki gerçekleştirilen toplum ve insan konusunu ele aldığımız Farabi sempozyumunda, onun Türk Dünyası’nın ortak değeri olduğunu öğrenmiştik. Bu sene ikincisi düzenlenen sempozyumda ise, Farabi’nin ahlak ve siyaset konusundaki görüşleri hakkında yurt içi ve yurt dışından gelen bilim adamlarının katkıları ile çok yararlı bilgiler edindik. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Buket Kemiksiz
MSGSÜ Tarih Bölümü
Doktora Öğrencisi