İNGİLTERE’DEN GELEN ŞAŞIRTICI VE DUYGULANDIRICI ÇİÇEKLİ TEŞEKKÜR

Sabah kahvaltıdan sonra kapı çaldı. Kargo. Bir çiçek. Bayram değil, seyran değil, bu çiçek de nedir? Merak ettim. Hemen kartı okudum. Çiçek İngiltere’den dün hayatını yazıp paylaştığım Kazakların büyük ulemasından Yahya Molla’nın İngiltere’de Londra’da yaşayan torununun kızı Yıldız İnan’dan geliyordu. Ailesi adına bu yazı için Londra’dan çiçek göndererek teşekkür ediyordu.

Benim için büyük sürpriz oldu. Duygulandım. Hacı Hamza İnan’ın torunu olmak böyle bir şey. Hacı Hamza bilge kişiliği var demiştik. O da böyle kadirşinastı.

Nice insanın babasının, dedesinin, atalarının hayatlarını araştırdım. Kaleme aldım. Yayınladım. Facebook’ta paylaştım. Bırakın çicek gönderip teşekkür etmeyi, facebookta hocam eline sağlık, kalemine güç kuvvet diyenleri bile çok çıkmadı. Gerçekten sayılı kişiler teşekkür edip hayır dualarını verdi.

Kadirbilmez, kadirbilmez demiyelim, daha doğrusu bir makalenin, kitabın nice emek ve mesaiden sonra çıktığının farkında olmayanların Facebookta yazdığı şey ölen atası veya büyüğü için el gibi “Allah rahmet eylesin, mekanı cennet olsun!”dan ibaretti.

Hacı Hamza İnan ve Torunu Yıldız İnan

Bu yazıları facebook otomatik yazmıyor. Yazan biri var. Uğraşmış, araştırmış, ter dökmüş. Emek vermiş. Ücret de istememiş. Büyük insanları halk tanısın, gençler tanısın diye Allah rızası için, millete hizmet için yazmış. Önce ona bir teşekkür et, Allah razı olsun de. Ondan sonra atana dua et. Ama maalesef bunu yapanlar çok azdır.

Gelen Çiçekteki Teşekkür Yazısı

İşte bu duyarsızlık, kadirbilmezlik ortamında yaşadığımız için sabah Londra’dan Yıldız kardeşim atasını yazdığım için hem teşekkür, hem çiçek gönderince bayağı şaşırdım ve duygulandım.

Belki de Avrupalı olmak böyle bir şey. Bazen Avrupa’yı gözümüzde fazla büyütüyoruz diye birbirimizi eleştiriyoruz. Ama onlarda bir medeniyet, kültür, nezaket olduğu muhakkak. Ayrıca emeğe saygı Avrupa’da yerleşmiş. Bir belgesel filme danışmanlık veya röportaj verdiğinizde dakikasına göre ücret öderler. Türkiye’de genellikle vermezler, hatta seni televizyona çıkarıyoruz, daha ne istiyorsunuz, derler.

Çiçek Oturma Odamızın Baş Köşesinde

Yıldız kardeşim çok teşekkür ediyorum. Beni iki açıdan çok mutlu ettin. 1. Yazıma kıymet verdiğini gösterdiğini gösterdin. 2. Toplumumuzun kadirbilmez şeklindeki gözümdeki kötü algısını bir nebze de olsa yerle bir ettin. Kimse yanlış anlamasın, elbette kadirşinaz, kadirbilen insanlarımız var, ama sayıları çok az. Genelde toplum için yapılan kültür faaliyetlerinde, sadece ben değil, bir çok kişi, teşekkür beklerken, yerli yersiz tenkitlere ve hatta hakarete uğradıkları çok olmuştur. Bu sebeple, kadirşinas insanlar bunların yanında az kalıyor. O yüzden, Yıldız’a bizim toplum da kadirbilir, kadirşinas insanların sayısının arttığını gösterdiği için ayrıca teşekkür ediyorum.. Bu elbette toplumumuz adına sevindiricidir. Sağolasın.

Ha, bir de dün Yahya Molla’nın torunu, Hacı Hamza İnan’ın oğlu, kıymetli büyüğüm, amacam Abdülcelil İnan ve eşi Aliye hanım dün telefon açtı ve yazıdan çok duygulandıklarını söyledi. Eve bir teşekkür yemeğine de davet ettiler. Ben korona günleri yapmayın etmeyin dedim. Ama illa geleceksin dediler. Allah onlardan da razı olsun.

Neticede kimseye kırgınlığım yok. Bana biri teşekkür etse de, etmese de, kıymetli gördüğüm büyüklerimizin, tanıdıklarımızın tarihlerini yazmaya devam edeceğim. O zaman bu kadar yazıyı niye yazdınız diye soranlar olursa, söyleyeyim. Bu yazıyı yazmaktaki amacım, birinden en ufak bir iyilik, güzellik gördüğünüz zaman teşekkür edin, bunu alışkanlık edinin demek istiyorum. Bir farkındalık oluşturmak istiyorum. O zaman toplumda iyilikler, güzellikler yaygınlaşır.

Yoksa biz birilerinden teşekkür, maddi menfaat, makam vs. bekleseydik, hiçbir şey yapmamamız gerekirdi. Her şey Allah rızası için. Kimseden beklentimiz yoktur. Esen kalın.

Prof. Dr. Abdulvahap Kara