İSTANBUL VE ASTANA’YI BİRBİRİNE BAĞLAYAN EDEBİYAT TOPLANTISI

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümü ile bölüm bünyesinde kurulan Avrasya Kulübü’nün ev sahipliğinde yapılan ve bilim adamları ve öğrencilerin yanısıra İstanbul’daki Kazak dernek ve vakıf temsilcilerinin de katıldığı toplantı, Türkiye saatiyle 14.00’da bölüm öğrencilerinden Şeyda Nur Şişman’ın açılış konuşmasıyla başladı. Şişman’ın, Türkçe ve Kazakça konuşmasının ardından iki ülkenin marşları okundu.

 

Toplantının moderatörlüğünü üstlenen, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdulvahap Kara; bu toplantıyı düzenleyen İstanbul Üniversitesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümüne, bölüm başkanlığına ve Avrasya Kulübü’ne teşekkür ederek sözlerine başladı. Teşekkürünün ardından Astana ile yapılan bu telekonferansa atıfta bulunarak “Astana bir başlangıç olsun. Bugünkü teknolojik imkanlarla umarız bundan sonra diğer Türk cumhuriyetlerine de, Bişkek’e de, Bakü’ye de, Taşkent’e de video konferans sistemiyle bağlantı yapan toplantılar çoğalsın. Bu bir nimet. Skype programı varsa, ücretsiz, masrafsız istediğiniz ülkeye bağlanabilirsiniz. Özellikle Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümleri bundan çok istifade edebilirler” diyen Kara, konuşmasının devamında Türk dünyası ile edebi ve kültürel ilişkilerin devam ettirilmesi gerektiği vurgusunda bulundu.

Özellikle içinde bulunduğumuz 2016 senesinin Kazakistan’ın bağımsız oluşunun 25. Yılı, Kazak Alaş Milli Hareketi’nin önderi Alikhan Bökeyhanov’un doğumunun 150. Yılı ve Orta Asya’daki 1916 ayaklanmasının 100. Yılı olduğuna dikkati çekerek Türkiye’de bu toplantının yapılıyor olmasının çok anlamlı olduğunu ifade etti. Çünkü, Kara’ya göre, Kazakistan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülke Türkiye’dir. Bunun Kazakistan için ayrı bir önemi vardır. Söylediklerini telekonferans sistemi ile Astana’dan katılanlar için de Kazakça dile getiren Kara konuşmasının ardından toplantının değerli konuşmacılarını sırayla kürsüye davet etti ve ilk sözü, Kayseri’den gelen yazar, şair ve aynı zamanda Sabit Dosanov’un “Beyaz Deve” kitabını Türkiye Türkçesine aktaran değerli katılımcı İmdat Avşar’a verdi.

Avşar önce “Beyaz Deve”nin yayın macerasından kısaca bahsederek kitabın, Kazak yazar Sabit Dosanov’un yetmiş beş yaşına girmiş olması sebebiyle geçen sene Türkiye Türkçesine aktarıldığını dile getirdi. Kitabın ilk olarak Elhan Zal tarafından Kazak Türkçesinden Azerbaycan Türkçesine aktarıldığını söyleyen yazar, kendisinin de kitabı Azerbaycan Türkçesinden Türkiye Türkçesine aktarmış olduğunu belirtti. Bu yılın UNESCO tarafından “Hoca Ahmet Yesevi Yılı”, TÜRKSOY tarafından da “Yusuf Has Hacip Yılı” ilan edildiğini söyleyerek 2016 yılının Türk dünyası için önemine dikkat çekti.

Dosanov’un Çağdaş Kazak edebiyatının önemli isimlerinden birisi olmasının yanında edebiyatın bütün alanlarında ciddi eserler vermesinin de onu diğer yazarlardan ayıran bir özellik olduğunu söyleyen ve Dosanov’un üç önemli özelliğine dikkat çeken Avşar şunları söyledi: “Birincisi; Sovyet ideolojisine kapılmadı, eserlerinde hayatı milli değerler çerçevesinde tüm gerçekliğiyle ele aldı. İkincisi; ait olduğu toplumun kültürel özelliklerini eserlerinde her zaman dile getirdi. Üçüncüsü; Sovyet sisteminin Rusça yazan yazarlara destek vermesine aldırış etmeksizin ana dili ile yazdı. Rusça da yazabilirdi ama inatla, milli ruhu güçlü tutmak için makam ve mevki fırsatları bir kenara iterek Kazakça yazdı.”

Dosanov’un, onu diğer Kazak yazarlarından ayıran bu üç özelliğini saydıktan sonra “Beyaz Deve” kitabının içeriğinden de kısaca bahseden Avşar, kitapta iki hikâyenin olduğunu ve bunların “Sovyet dönemi bağımsızlık dönemi Kazakistan’ın eleştirisi” olduklarını söyledi.

Konuşmasının sonunda toplantıyı düzenleyen bölüm hocalarına, bölüm öğrencilerine ve Abdulvahap Kara‘ya teşekkür eden Avşar’ın sözleri, Abdulvahap Kara tarafından Astana’daki katılımcılar için Kazakça olarak bir kez daha dile getirildi.

İmdat Avşar’ın ardından konuşması için Avrasya Üniversitesi Tarih Fakültesi dekanı Prof. Dr. Sadık Tilegenoğlu’na söz verildi. Dekan; böyle bir toplantının düzenlenmesinden ve böyle bir programda iki ülkenin iki büyük üniversitesinin bir araya gelmesinden dolayı oldukça mutlu olduklarını dile getirerek programı düzenleyen İstanbul Üniversitesi’ne ve Sabit Dosanov’un “Beyaz Deve” kitabını Türkiye Türkçesine aktaran İmdat Avşar’a teşekkürlerini sundu. Kazakistan’ın bağımsızlığının 25 yılı, Bökeyhanov’un 150 yılı ve 1916 ayaklanmasının 100. Yılına denk gelen 2016’da İstanbul’da böyle bir toplantının yapılmasının çok anlamlı olduğuna dikkati çekti ve bunun bir başlangıç olmasını ve devamının getirilmesini temenni etti. Bundan sonra söz alan bir öğretim üyesi ve doktora öğrencisi de Türkiye ile dil ve tarih alanında daha çok ortak çalışmalar yapmak gereğine vurgu yaptı. Astana ile İstanbul arasındaki 4 saatlik fark dolayısıyla orada vaktin geç olması sebebiyle  Astana ile canlı yayın sona erdirildi. Ancak, toplantı İstanbul’da devam etti.

Üçüncü konuşmacı; aynı zamanda ev sahibi olan, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölümü öğretim üyesi Yrd. Doç. Dr. Ayşe Balkan’dı. Tüm katılımcılara “hoş geldiniz” dedikten sonra konuşmasına başlayan Balkan, Dosanov’un “Beyaz Deve” kitabındaki iki hikâyeden yola çıkarak bu hikâyedeki sembolleri, diğer Türk dünyası romanlarındaki benzerleriyle karşılaştırdı. Birinci hikâyede kullanılan “deve”nin, diğer bir deyişle hayvan sembolünün, Cengiz Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel”, “Elveda Gülsarı” ve Azerbaycanlı yazar Elçin’in “Ak Deve” romanlarında karşımıza çıkmasına dikkat çeken Balkan; ikinci hikâyede bulunan “Aydın” karakterine ise yine Elçin’in “Ölüm Hükmü” romanında rastladığımızı söyleyerek konuşmasını sonlandırdı. Konuşmasının hemen ardından öncelikle bu toplantının yapılmasını önerdiği için Abdulvahap Kara’ya teşekkür eden Balkan, ardından Sabit Dosanov’a, İmdat Avşar’a, Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları bölüm başkanı Doç. Dr. Ersin Teres’e, program afişini hazırlayan Arş. Gör. Hüseyin Bozkurt’a ve bölüm öğrencilerine teşekkür etti.

Toplantının son konuşmacısı ise İstanbul Üniversitesi Tarih bölümü Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı başkanı Prof. Dr. Mualla Uydu Yücel’di. “İşin mutfağında olan herkese teşekkür ediyorum” diyerek sözlerine başlayan Yücel, tarihin en önemli yardımcısının edebiyat olduğunu vurguladı. Sözlerine  “Tarih bilincine sahip olmamız lazım” diyerek devam eden Yücel, “bu milletin temsilcisi yazarlarımız” diyerek atıfta bulunduğu Cengiz Dağcı’nın, Cengiz Aytmatov’un ve Sabit Dosanov’un bu ruhu gelecek nesillere aktardıklarını söyledi. “Dilde, fikirde, işte birlik!” olmamız lazım, diyerek İsmail Gaspıralı’dan, “devletli devlet arar, devletsiz vatan arar” diyerek de Yusuf Has Hacip’ten birer alıntı ile toplantıyı noktalayan Yücel, tekrar herkese teşekkür etti.

Soru-cevap bölümünün ardından katılımcıların toplu resim çektirmeleriyle toplantı sona erdi.

Vahide Fidan Doğan

MSGSÜ Tarih Bölümü YL Öğrencisi

İstanbul, 25.02.2016

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *