Kazakların Altaylardan Anadolu’ya Uzanan Göçü

Bölge, Rusya ve Çin arasında 1860 Pekin anlaşması ve 1864 Çaveşek protokolları çerçevesinde iki ülkenin sınırları çizildiğinde, Doğu Türkistan Kazakları, Kazakistan`daki soydaşlarından bölünerek Çin hakimiyeti içinde kalmıştır. Diğer bir deyişle, Doğu Türkistan`daki Kazakların yaşadığı topraklar onların asırlardır yaşaya geldiği tabii mekanlarıdır. Göçün Sebepleri: Kazaklar bölgede konar göçer hayvancılıkla meşgul olarak yaşadılar. Doğu Türkistan Pekin Hükümetinin hakimiyet alanında olmasına rağmen, Kazaklar kendi içlerinde özerk bir hayat sürmekteydiler. Mançu yönetimi esnasında Teyci, Ükirday, Zalın ve Zengi gibi verdiği ünvanlara sahip yöneticilere tabiydiler. Ancak bölgede Pekin`in tam anlamda kontrol ettiği söylenemez.

Özellikle 1911`de Sun Yat Sen`in Mançu hanedanlığını devirerek Çin Cumhuriyeti`ni kurduktan sonra, merkezden tayin edilen Çinli Genel Valiler zaman zaman başlarına buyruk hareket eder olmuşlardı. Bunlar bazen, bölgede hakimiyet tesis etmek isteyen Stalin yönetimindeki Sovyet Rusya ile de yakın ilişkilere girmekten de çekinmiyorlardı. Valiler bölgedeki Uygur ve Kazak Türkleri üzerindeki hakimiyetlerini kuvvetlendirmek istedikçe baskı ve zulüm artmaktaydı. Bu durum, özellikle Doğu Türkistan`ın Çinli Genel Valileri olan Jin Shu Ren(1928-1933) ve Sheng Shi Tsai(1933-1944) yıllarında tahammül sınırlarını aştı. Bu dönemde insanlar en ufak suçlardan idam edildi. Yerli halkın arazileri müsadere edilerek Çinli göçmenlere taksim edildi. Türkçe eğitim ve öğretim kısıtlandı. Türklerden alınan vergiler ağırlaştırıldı. Toplumun ileri gelenleri tutuklandı. Bunlar bölgedeki Uygur ve Kazakların isyanına yol açtı. İsyanlar kısa süreli başarılara yol açtıysa da, sayıca ve teçhizatça üstün Genel Valiliğin kuvvetlerine uzun vadeli karşı koymaları mümkün değildi. Bu durum özellikle konargöçer hayat süren Kazakları baskı ve zulüm altında yaşamaktansa, hür ve serbest yaşayabilecekleri bölgelere göç etme kararı almasına sebep oldu.

Göçün Aşamaları:

Doğu Türkistan`da Çinli Genel Valilerin baskılarına maruz kalan Kazakların göçü birden ve doğrudan doğruya Türkiye`ye yapılmadı. 1935`ten 1952`e kadar 17 yıllık uzun bir süreçte aşama aşama gerçekleşti. Birinci aşama, Kazakların Doğu Türkistan Genel Valisi Sheng Shi Tsai`ın baskısından doğudaki Döngenler yani Çinli Müslümanların yönetimindeki Gansu eyaletine göçleridir. 1935`te okullarda Türkçe eğitim durdurularak, Kazak Türklerinin ileri gelenleri tutuklanmaya başlayınca, Kumul ve Barköl bölgesinde yaşamakta olan Kazaklar baskıdan kurtuluş yolu aramaya başladılar. Macan Şanya, Eren Han, Elishan Teyci ve Zayif Teyci gibi Kazak liderleri 1935 Ağustosunda Köysu`da gizli bir kurultay yaptılar. Doğu Türkistan Genel Valisi Sheng Shi Tsai`ın kuvvetlerine karşı Gansu ve Şınkay Eyaletlerinin Valisi Çinli Müslüman General Ma Pu Fang`dan yardım isteme kararlaştırıldı. Ancak, oradan yardım alma imkanı olmadı.

Bunun üzerine, Elishan Teyci önderliğindeki bir grup Kazak 1936 baharında Gansu`ya hicret etti. Ancak bu hicret kolay gerçekleşmedi. Yol boyu Genel Valiliğin sevk ettiği Çinli askerlerle çarpışmalar yaşandı. Gansu`ya gelen kafile Döngenlerce iyi karşılandı. Misafirperverlik gösterildi. Bunun üzerine üç ay sonra Zayif Teyci başkanlığındaki ikinci grup Kazak, Barköl`den Gansu`ya hicret etti.

Doğu Türkistan`ın Barköl ve havalasindeki Kazakların Gansu`ya göçü Altay havalisindeki Kazaklar arasında büyük heyecan doğurdu. Çünkü onlar da Doğu Türkistan`ın Çinli Genel Valisi Sheng Shi Tsai`ın baskısı altında eziliyorlardı. Hatta bu baskı, Barköl Kazaklarının Gansu`ya göçünden sonra daha da arttırıldı. Bunun üzerine Doğu Türkistan`ın Altay havalisindeki Kazak liderleri 1937 Kasımında bir toplantı yaptılar. Nur Ali Bey`in evinde yapılan toplantıya Ayimbet, Hüseyin Teyci ve Sultan Şerif gibi liderler katıldı. Bu toplantıda onlar da Gansu`ya göç kararı aldılar. Ancak bu karardan haberdar olan Genel Vali Sheng Shi Tsai hava desteğine sahip birlikleri üzerlerine sevk etti. Şiddetli çarpışmalara rağmen, Kazaklar Gansu`ya varmaya muvaffak oldular.

Altay Kazakları Gansu`nun Uyırkın Irka bölgesinde, kendilerinden önce göç etmiş bulunan Elishan ve Zayif Teycilerin liderliğindeki Kazaklarla buluştular. Karşılaşma büyük sevinç ve heyecana vesile oldu. Böylece Doğu Türkistan`ın Çinli Genel Valisi Sheng Shi Tsai`ın mezaliminden şimdilik kurtulan Barköl, Kumul ve Altay bölgesi Kazakları Gansu`da toplanmış bulunuyordu. 1937 yılı sonunda Elishan Teyci Döngen Generali Ma Pu Fang ile görüşmek üzere Şınqay`a hareket etti. Elishan Teyci, Şınqay`a Nanking`den gelmiş bulunan Uygur Türkleri`nin lideri İsa Yusuf Alptekin ile de karşılaştı. İki lider birbirlerini ilk defa görmekle birlikte, duygulu ve heyecanlı bir görüşme yaptılar. Ma Pu Fang, ikisini de sarayında kabul ederek maddi ve manevi yardımda bulunmayı taahhüt etti. Böylece Kazaklar Gansu`da huzur dolu günler geçirmeye başladı. Ancak bu barış günleri iki yıldan fazla sürmedi.

Pekin`deki Chang Kai Shek hükümeti Döngen Generale Kazakları vatanlarına geri göndermesi yolunda baskı yapmaya başlamıştı. General Ma bu baskılara pek boyun eğmedi. Çünkü, Çin bir taraftan iç karışıklıkları yaşadığı ve diğer taraftan Japonya ile savaş halinde bulunmaktaydı. Pekin Hükümeti Ma`ya söz geçiremeyince, onun Kazakların yaşadığı Sıcıv bölgesinin komutanı Ma Lu Jang`ı elde etti. Onun vasıtasıyla Kazaklara baskı kurdu. Ma Lu Jang Kazakların atlarını ve silahlarını türlü bahanelerle müsadere etmeye başladı. Ma Lu Jang`ın baskısının gün geçtikçe arttığını gören Kazak liderleri Elishan Teyci`nin evinde bir durum değerlendirmesi yaparak komutanın tutumunun dostça olmadığı ve bu sebeple Gansu`dan hür dünyaya göç edilmesi kararı alındı. Böylece göçün ikinci aşaması, Gansu`dan Hindistan`a göç başladı. Bu göç türlü engellerle karşılaştı.

Öncelikle Ma Lu Jang bu göçe engel olmak istedi. Ma Lu Jang, 1939 Mayısında Tibet`e doğru yola çıkan Elishan kafilesine elçiler yolladı ve türlü vaatlerde bulunarak geri dönmeye ikna etti. Uyırkın Irka`ya dönmeleri halinde eskisi gibi baskı görmeden rahat yaşayacakları söylendi. Bunun için silahlarını teslim etmeleri istendi. Silahlarını verip Uyırkın Irka`ya dönüş yolunda Sadim ovasında mola verildiği esnada, Ma Lu Jang Elishan Teyci ve arkadaşlarını tutukladı. Ancak Kazaklar, gece yarısı askerler uykuya daldığı sırada balta, kürek, taş ve sopa türünden ellerine geçen cisimlerle saldırarak Elishan ve arkadaşlarını kurtardılar. Komutan Ma Lu Jang ve askerlerini öldürdüler. Tekrar Tibet`e doğru yola çıkıldı. Bu olaydan sonra Gansu`daki diğer Kazakların orada kalmalarına imkan kalmadı. Zayif Teyci ve arkadaşları bir toplantı yaparak Elishan Teyci`nin peşisıra Tibet üzerinden Hindistan`a göç kararı aldı. Kafile Eylül 1939`da yola çıktı. İki kafile, Tibet`in Nakşa bölgesinde buluştular. Ancak onların buraya kadar gelmeleri kolay olmadı. Yolda, kendilerine engellemek isteyen gerek Çin ve Tibet askerleriyle zaman zaman çarpışmak zorunda kaldılar. Kazakların savaştaki ve silah kullanmaktaki maharetleri bu engelleri yollarından kaldırmalarında önemli rol oynadı. Ayrıca Kazaklar, ağır tabiat şartlarıyla da mücadele etmek zorundaydılar. Tibet`in yüksek rakımlı tepelerindeki oksijen yetersizliğinden ortaya çıkan is hastalığından çok insan vefat etti.

Onlardan biri de göç liderlerinden Zayif Teyci idi. Ayrıca kış şartlarında kar, tipi ve soğuğuna karşı mücadele ettiler. Onları en çok, soğuk ve buzda kaya gibi sertleşmiş topraklarda ölüleri için mezar kazmak zorladı. Bütün bu zorluklardan sonra Kazak kafilesi Eylül 1940`ta Hindistan sınırına vardı. Hindistan ve Pakistan`da göçün üçüncü aşaması yaşanmaya başlandı. Tibet sınırını aşarak Hindistan`a geçmekle Kazakların sorunları çözülmedi. Yeni ülkede çok farklı ağır şartlarla karşı karşıya geldiler.

Özellikle Kazaklar, Hindistan`da yerleştirildikleri Muzafferabad mülteci kampında beklemedikleri bir düşmanca uygulamaya maruz kaldılar. Kampın idarecilerinden adeta bir esir muamelesi gördüler. Yeterince yiyecek ve içecek verilmediği gibi, temizlenme imkânları da sağlanmadı. Bir de bunlara bölgenin Kazakların alışık olmadığı tropikal iklim şartları eklenince, kampta salgın hastalıklar baş gösterdi. Bundan dolayı kampta bin kadar Kazak vefat etti. Kazakların bu ağır durumuna, Hindistanlı Müslümanlar müdahale etmek zorunda kaldılar. Keşmir Müslümanlarının lideri Muhammed Abdullah, Pencap Müslümanları Lideri Reşat Ali Han, Kari Habibullah Kenti Müslümanları Nevabı İslam Han İngiliz makamlarına müracaat ederek Kazakların Muzafferabad kampından alınmasını sağladılar.

Kazak muhacirler, Muzafferabad`daki 6 aylık sıkıntılı hayattan sonra, Hazara vilayetine bağlı Tırnova kasabasının yakınlarındaki Kamfor kampına nakledildiler. Nakil, bütün sıkıntıları unutturacak bir biçimde heyecanlı ve duygu yüklü oldu. Kazak Muhacirlerin Kamfor`a nakledileceğini öğrenen yerli halk sokaklara dizilip tezahürat yaptılar. Kazaklara çiçek atıp yiyecek ve içecek ikram etmek için birbirleriyle yarıştılar. Kamfor kampı göreceli olarak bir rahatlama sağladı. Fakat burada da salgın hastalıklar ortaya çıktı ve günde onlarca insan vefat etti. Bir yıl sonra, İngiliz yönetimi Kazaklara mülteci kimliği verdi. Bu kimlikle isteyen kamptan ayrılıp istediği yere yerleşebilecekti. Ancak kimsede ne meslek ve ne de yeterli para vardı. Kampın dışına çıkıldığında nerede kalıp nasıl geçineceklerdi?

Bu arada Kazakların sıkıntılı halini sezen yerli halk, resmi makamlara müracaatta bulunarak Kazaklara toplu ulaşım araçlarında ücretsiz seyahat etmelerini sağladılar. Ayrıca Kazaklar için toplu konutlar yapılması için kampanya başlattılar. Bu kampanya bölge Müslüman liderleri arasında yankı buldu. Son Osmanlı Halifesi Abdülmecit`in kızı Dürrüşehvar Sultan ile evli Haydarabad Nizamı Mir Osman Han Kamfor kampına gelerek Kazaklara ev ve iş vermeyi vaat etti. Ama Haydarabad ülkenin en sıcak yörelerinden biriydi. Bu sebeple Kazakların yaşaması için elverişli değildi. Haydarabad nizamından sonra kampa gelen Bopal Nizamı Hamidullah Han da benzer bir teklif de bulundu. Bopal, Haydarabad`a göre daha serin ve ormanlık bir bölgeydi. Osman Teyci başkanlığında 500 kişilik bir kafile Bopal`ın Matar bölgesine yerleşti. Bir kısım Kazaklar da Bopal şehrinin kenar semtlerinden birinde, Kazakabad adıyla toplu konutlar inşa etti. Kazakların başka grupları zaman içinde Lahor, Peşaver, Ravalpindi ve Taksila gibi kentlere giderek ticaret yapmaya başladı. 1948`de Hindistan`ın ikiye bölünmesinden sonra, Kazaklar Pakistan`a yerleştiler.

Kazaklar 1940`tan 1950`ye kadar geçen zaman zarfında Hindistan ve Pakistan`a alıştılar. Yerli Müslüman ahaliden destek de gördüler. Ancak, dil ve kültür farklılığından dolayı kendilerini rahat hissetmiyorlardı. Bundan dolayı, bütün arzuları aynı kök ve tarihten olan Türkiye`ye göç edip yeni nesillerinin orada yetişmelerini sağlamaktı. Kazakların göçünün dördüncü aşamasını Türkiye göç hareketi oluşturmaktadır.

Kazaklar, II. Dünya Savaşının sona ermesinden sonra, Hindistan Türkiye Büyükelçiliğine müracaat ederek, Türkiye`ye göç taleplerini ilettiler. Ancak, savaşa girmemekle beraberin, o döneminin sıkıntılarını henüz üzerinden atamayan Türkiye, yeni mültecileri kabul etmeye imkanların müsait olmadığı gerekçesiyle bu talebi reddetti. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, Kazak ileri gelenleri toplanarak Türkiye`ye göç talebini yineleyip takip etmek ve Kazaklar arasında birlik ve dayanışmayı tesis etmek için bir dernek kurmanın gerekliliğine karar verdiler. Böylece 1949`da Peşaver kentinde, Doğu Türkistan Kazak Muhacirin Derneği kuruldu. Dernek Başkanlığına Osman Teyci, Başkan Yardımcılığına Hamza Zalın(İnan), Genel Sekreterliğe Ateyhan Bilgin, Katipliğe Halife Altay ve Veznedarlığa Kayımdolla(İyimolla) seçildi. Dernek Yönetim Kurulunun diğer üyelerini Abdülkebir Akyol, Kaliy Jadik, Beksultan Gökay, Uyadan Akay ve Tursunbay Kubilay oluşturdu. Cemiyet kurulur kurulmaz ilk iş olarak Pakistan`ın muhtelif şehirlerinde yaşayan Kazakların listesi hazırlandı. Daha sonra, 1950 Şubatında bu liste Türkiye Pakistan Büyükelçisi Nebil Batu`ya teslim edilerek Türkiye`ye göç etme isteği iletildi.

Bir yıl sonra Ankara`dan gelen cevapta, Kazakların Türkiye`ye iskanlı göçmen olarak kabul edilecekleri, ancak bürokratik işlerin tamamlanması için bir süre beklemelerinin gerektiği bildirildi. Bu arada, 1950`de Doğu Türkistan`dan ikinci Kazak göç kafilesi Keşmir`e geldi. Bu kafile Alibek Hakim, Delilhan Canaltay, Hüseyin Teyci ve Sultan Şerif Teyci liderliğindeki Kazak Türkleri ile İsa Yusuf Alptekin ile Mehmet Emin Buğra liderliğindeki Uygur Türkleriydi. Bu grup 1949`da Mao Zedong liderliğinde gerçekleşen komünist ihtilalin getirdiği yeni yönetime boyun eğmek istemedikleri için hür dünyaya doğru yola çıkmışlardı. Tibet üzerinden gelen bu grup da hem Çin ve hem de Tibet askeriyle çarpışa çarpışa ulaştıkları Hindistan sınırından geçerek Keşmir`e gelmişlerdi. Pakistan`daki Kazaklar, onlarla temasa geçerek Türkiye`ye göç için yaptıkları müracaatın kabul edildiğini, kendilerinin de hemen bu yolda müracaatta bulunmaları tavsiye edildi.

Alptekin ve M. E. Buğra 1951 senesinde Ankara`ya gittiklerinde bu müracaat sahiplerinin göçmen olarak Türkiye kabulünün hızlandırılmasını sağladılar. Başbakan Adnan Menderes`in başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu`nun 13 Mart 1952 günkü kararıyla Pakistan, Hindistan ve Keşmir`deki Kazaklar iskanlı göçmen olarak Türkiye`ye resmen kabul edildiler. Eylül 1952`den itibaren 1954 senesinin Nisanına kadar Kazaklar gruplar halinde Türkiye`ye geldiler. Önce Zeytinburnu, Tuzla ve Sirkeci`deki göçmen misafirhanelerine yerleştirdiler. Daha sonra, Manisa Salihli, Kayseri Develi, Niğde Altayköy, Nevşehir Aksaray ve Konya İsmil`e iskan edildiler. Zaman içinde kırsal kesimlerdeki geçim sıkıntısı onları tekrar İstanbul`a, ilk yerleşim bölgeleri olan Zeytinburnu`na göç etmelerine sebep oldu. Altay dağlarının eteklerinden hür dünyaya çıkmak için göç eden Kazakların başlangıçtaki kesin sayısı bilinmiyor. Bu konuda 18 binden 50 bine varan muhtelif tahminler yapılmaktadır. Bunlardan hayatta kalıp Türkiye`ye ulaşanlarının sayısı topu topu 1850`dir.

Demek ki, hürriyet aşkıyla yanıp tutuşup yollara düşen her 10 Kazaktan en iyimser tahminle ancak biri gayesine ulaşabildi. Hür yaşayabilmek ve Türk ve Müslüman kimliğini muhafaza edebilmek uğruna yapılan bu göç onbinlerce şehidin kanına mal oldu. Afganistan`dan Kazak Göçleri Bu göçten başka bir Kazak göçmen dalgasını da Afganistan`daki Kazaklar oluşturdu. Bunlar, Kazakistan`da Stalin döneminde 1930-1933 yıllarında meydana gelen ve 2.5 milyon civarında Kazak Türkü`nün kırılmasıyla sonuçlanan açlık felaketi döneminde Özbekistan ve Türkmenistan üzerinden Afganistan`a yerleşmişlerdi. Oradan 1960`lardan itibaren kendi imkanlarıyla serbest göçmen olarak parça parça Türkiye`ye geldiler. 1982`de Cumhurbaşkanı Kenan Evren`in Afganistan`ı ziyaretinden sonra, 60 kadar aile, yaklaşık 250-300 kadar Kazak iskanlı göçmen olarak kabul edilip Kayseri`ye yerleştirildi. 1990`lı yıllara kadar devam eden bu göçlerle yaklaşık 5 bin kadar Kazak Afganistan`dan Türkiye`ye yerleşti.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz, Kazak Türklerinin Türkiye`ye göçü üç dalga halinde gerçekleşti. Birinci dalgayı, Chang Kai Shek yönetimindeki Çin Cumhuriyeti`nin Doğu Türkistan`ın Barköl, Kumul ve Altay bölgelerindeki Kazaklarının Türkiye`de sonuçlanan göçü meydana getirdi. 1930`lı yılların ortasında başlayan bu göç Gansu, Tibet, Hindistan ve Pakistan üzerinden 17 yıl sürdü. İkinci dalga, 1949 Mao ihtilalinden sonra Çin`deki yeni rejimi benimsemedikleri için yola çıktı. Bu iki göç hareketi gelişigüzel yapılmadı. Liderlerin öncülüğünde konargöçer Türk toplumlarının özelliklerine göre, disiplinli ve toplu bir şekilde yapıldı. Bu yönüyle bu göç, Orta Asya`dan milattan önceki devirlerden batıya doğru yapılan Türklerin kitlesel göçlerinin en sonuncusudur. Daha sonra bu iki göç dalgası, 1952`de Hindistan ve Pakistan`dan Türkiye göçmen olarak aynı anda kabul edildiler. Üçüncü göç dalgasını Afganistan`da yaşayan Kazaklar gerçekleştirdi. Bunların çoğu ferdi hareketle serbest göçmen olarak Türkiye`ye gelmişlerdir.

 

Bu üç göç dalgasının nihai ülke olarak Türkiye`yi seçmeleri tesadüfi değil, bilinçli bir tercihtir. Çünkü, onların amacı dil, din, kültür ve tarih açıdan ortak köklere sahip Türkiye`de kendilerinin yabancılık çekmeyecekleri ve gelecek nesillerinin de milli kimliklerini kaybetmeyecekleri bir ortama kavuşmaktı. Şimdi, Kazakistan`ın bağımsızlığına kavuşmasından sonra, bazı Kazak aileler anavatanlarına geri göçmektedir. Bunların sayısı tahminen on bini bulmaktadır. Kazakistan sayıları beş milyonu bulan yurt dışındaki soydaşlarını tedricen anavatana yerleştirmek için özel göçmen politikası izlemektedir. Dünyanın yaklaşık 36 ülkesine dağılmış bulunan diyaspora Kazakları içinde, Türkiye Kazakları kendilerinin en bahtiyar diyaspora olarak addetmektedir. Çünkü, kendilerini maddi ve manevi her açıdan huzurlu hissetmektedirler. Ayrıca Türkiye ile Kazakistan arasındaki ilişkiler hiçbir ülkeyle olmadığı kadar dostane ve kardeşlik temellere dayanmaktadır. Türkiye Kazakları, Kazakistan`ın bağımsızlığını ilk tanıyan ülkenin Türkiye olmasından da büyük gurur duymaktadırlar.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *