Göktürklerin Yeni Romanı: Bengütaş

Kazakistan’da 17 Kasım 2012’de Avrasya Üniversitesi’nde “Mäñgitas”, yani “Bengütaş” isimli bir romanın tanıtım toplantısı yapıldı. Prof. Dr. Karjavbay Sartkojaoğlu başta olmak üzere birçok bilim adamı ve yazarın katıldığı toplantıda bu romanın Türk tarihinin önemli bir dönemini oluşturan Göktürk Devleti’nin tarihi şahsiyetleri Bilge Kagan, Kültigin ve Tonyukuk’un kahramanlıkları, cesaretleri, kişilikleri, tarihi rolleri ve bilgeliklerini ortaya koyan bir eser olduğuna vurgu yapıldı.


İstanbul’da Kazak Edebiyatı Toplantısı

Türkiye – Kazakistan Diplomatik İlişkilerinin 20. Yılında Kazak Edebiyatından Türkçeye Çeviriler ve Nemat Kelimbetov’un Eserleri toplantısı 16 Kasım 2012 tarihinde İstanbul Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü tarafından düzenlenmektedir.


Kenesarı – Künimcan Tiyatrosu Türkçe Sahneleniyor

Kazakların son hani Kenesarı Kasimoğlu Kazak tarihinin bağımsızlık savaşının şerefli sahifelerini oluşturan büyük bir şahsiyet, büyük bir kahraman, büyük bir baturdur. Onun 1837-1847 yılları arasında Çarlık Rusya’ya baş kaldırışı bir efsanedir. O yüzden tüm Kazaklar onu bilir. Ama Künimcan’ı bilen pek yoktur.


Altın Elbiseli Adam Sergisi İstanbul Arkeoloji Müzesinde Açıldı

Kazakistan Kültür Günleri çerçevesinde İstanbul Arkeoloji Müzesinde Altın Elbiseli Adam sergisi 10 Ekim 2012 tarihinde açıldı. Sergiye konu olan Altın elbiseli adam Kazakistan’da Almatı yakınlarındaki Esik kasabasında 1969 yılında tesadüfen bulunmuştu.

O zamanlar bu önemli buluntu tüm dünyada ve özellikle Türkiye’de büyük bir yankı uyandırmıştı. Bu, Türk Tarih Kurumu tarafından üç ayda bir yayınlanan Belleten’in Temmuz 1969 tarihli 131. sayısında “Milâttan Önce Dördüncü Yüzyıla Ait Türkçe Yazıtlar Bulundu” başlıklı kısa bir haberle duyuruldu.


TÜRK DÜNYASININ BÜYÜK KAYBI: Rahmankul Berdibayev (1927 – 3 Nisan 2012)

Geçen sene Mayıs ayında Türkoloji sempozyumu için Türkistan şehrine gidince Rahmankul atamı da ziyaret etmeyi ihmal etmemiştim. Maşallah 84 yaşında olmasına rağmen hala zihni berraktı, okuyor, olayları takip ediyordu. Gıpta etmiştim.

Bu ne azim ve ilme düşkünlük diye. Hatta benim dergi ve gazetelerde Kazakça çıkan makalelerimi bile takip ettiğini söylüyordu. Daha sonra evin üst katındaki kütüphanesini apamız (ninemiz) gezdirdi.


Selçuklu Kültür Mirası ve Kazakistan

4 Nisan 2012 Perşembe günü Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nin Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Öğrenci Kulbünün düzenlediği “Cengiz Dağcı Paneline” katıldım. Panelden sonra Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Bilal Yücel ile Yrd. Doç. Dr. Emin Eminoğlu TRT’de Cengiz Dağcı belgeselleriyle çok büyük bir çalışmaya imza atan Zafer Karatay ve Sivaslı yayıncı IQ Kültür Sanat Yayınevi sahibi ve bizim Cengiz Dağcı kitabımızı yayınlayan Adem Sarıgöl ile bizi şehrin tarihi mekanlarını gezdirdi. Kendilerine teşekkürlerimi arz ediyorum. Doğrusunu söylemek gerekirse Sivas şehrine ve Selçuklu sanatına hayran kaldım. Bu konularda bir çok bilmediğimizin farkına vardım.

Maalesef Selçuklu’nun yüksek tarihi ve kültürü 600 yıllık muazzam bir tarih yazan Osmanlı tarih ve kütürünün gölgesinde kalmışa benziyor. Elbette Osmanlı’yla gurur duyalım, çok araştıralım ama diğer tarihlerimizi de ihmal etmeyelim.


Türk Romanları Türk Lehçeleri İçinde En Çok Uygurca Okunuyor

Eğer Türk Dünyası için bir Nobel Edebiyat Ödülü tayin edilmiş olsaydı, tartışmasız bir şekilde Tursunay Sakım hanım alırdı. Çünkü Türk yazar ve bilim adamlarının eserlerinin Uygur Türkleri arasında tanıtılmasında çok büyük emekleri vardır. Belki de Türkçe edebi ve ilmi eserlerin tanıtımını, Türkiye dışındaki bir Türk ülkesinde en çok onun yaptığını söyleyebiliriz.

Bu gün Uygur Türkleri, Reşat Nuri Güntekin, Necati Cumali, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Kerime Nadir ve Sabahatin Ali’nin romanlarını Uygurca okuyabiliyorlarsa, bunu Tursunay Sakım’a borçludurlar. Bu edebiyat ve kültür aşığı mümtaz insan, ne yazık ki, 2006 Eylül ayının ilk haftasında 68 yaşında vefat etmiş bulunmaktadır. Sağlığında kendisi ve eserleri Türkiye’de pek bilinmeyen bu kültür kadının ölümünden sonra Türk Kültür Dünyası’nda hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz.


HUN DÖNEMİNDEN GÜNÜMÜZE ULAŞAN 1500 YILLIK SAZ

Türk musiki ve kültür tarihinde önemli bu buluşu Moğol arkeologları gerçekleştirdi. 2008 yılında buldukları 1500 yıllık sazı önce Moğolların Deve kopuzu dedikleri  çalgı zannettiler. Ancak bunun Türk sazı olduğunu ve üstünde runik yazıyla Türkce sözler bulunduğunu fark eden Gumilev Avrasya Üniversitesi Türkoloji ve Etimoloji Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Karjavbay Sartkojaulı olmuş.

Geçtiğimiz yıl Ekim ayı sonunda İstanbul’da gerçeklesen “Ötüken’den İstanbul’a Türkçenin 1290 Yılı” isimli uluslararası sempozyum gelen değerli hocamız bunları bana anlatınca doğrusu çok heyecanlandım.

Bu konuda makaleniz var mı, sazın fotoğrafları elinizde mi? diye sormaktan kendimi alamadım. Çünkü iki senelik bu önemli kültür hadisesinden haberimiz yoktu. Amacım hocamızın makalesini resimleriyle birlikte Türkiye’de yayınlayıp Türkiye’deki araştırmacıların haberdar olmasını sağlamaktı.


Semerkant’ın Muhteşem Registan Meydanı

25 Mart 2012 tarihinde Türk Dünyası Topkapı Kültür Evlerinde Kazak öğrencilerin düzenlediği Nevruz etkinliğine katıldığımda çevreyi gezdim. Orada Türk Cumhuriyetlerinin ve Türk topluluklarının tanıtım evleri vardır. Bundan 5 sene kadar önce açıldığında sadece Kazakistan evi çok güzeldi. İçerisi Kazak el işleri örnekleri, resimleri vs. ile bezenmişti. Diğer cumhuriyetlerinde bir hareket yoktu. Zamanla onlar da buraya önem vermeye başladılar.

Dün Kazakistan konsolosumla birlikte tüm evleri gezerken büyük bir mutlulukla gördüm ki, Azerbaycan, Özbekistan ve Kırgızistan evleri Kazakistan’ı geçmişti. Çok modern ve güzel bir yapı kazandırmışlar.

Konsolosumla bu yarışta tekrar Kazakistan’ı birinci yapmak için karar aldık.


TÜRK DÜNYASINDA NEVRUZ NASIL KUTLANMALI

Her sene Nevruz Bayramında konferanslar veririm. Nevruzun tarihçesi, kültürümüzdeki yeri ve önemi, Kazak Türklerinde nasıl kutlandığını anlatır dururum. Konuşmamın sonunda da nevruza sahip çıkılması gerektiğini, bunun için nevruzun zamana uydurulmasının şart olduğunu ifade ederim. Bu konudaki bir iki önerimi de ortaya koyarım.

Bu defa da öyle oldu. Türk Edebiyatı Vakfı 21 Mart 2012 günkü Çarşamba sohbetlerini nevruz konusuna ayırmış. Bizi davet ettiler. Seve seve daveti kabul ettim. “Türk dünyasında Nevruz” konulu toplantıda benden başka konuşmacı olarak Prof. Dr. Şuayip Karakaş, Yrd. Doç. Dr. Hayati Yavuzer, Yrd. Doç. Dr. Mağfiret Yunus ve Yrd. Doç. Dr. Gülzade Tanrıdağlı da vardı.