100. YIL VE YUSUF AKÇURA’NIN KEHANETİ

Bugün 19 Mayıs 2019. Bundan tam 100 yıl önce bugün Mustafa Kemal Paşa Samsun’a ayak basarak Milli Mücadele’yi başlatmıştı.

Mustafa Çokay Mart 1921’de İstanbul’a geldiğinde Yusuf Akçura şöyle demişti: Devamı…


BRIC’TEN SONRA TRIC Mİ? BU TRUMP’IN BAŞARISI MI?!

Uluslararası hukuku hiçe sayan ve istediği ülkeye hak hukuk tanımadan racon kesip tehdit eden ABD Başkanı Donald Trump adeta alemin kabadayısı gibi hareket eder oldu.
Her şey soğuk savaşın bitmesiyle başladı. İki kutuplu dünyada kapitalist dünyanın lideri olarak sosyalist blok karşısında dengeli politikalar izleyen ABD 1991’de SSCB’nin çökmesiyle kendini dünyanın tek süper gücü zannetmeye başladı. Hatta sosyalist saldırğanlığa karşı bir savunma teşkilatı olarak kurulan ve Warşova Paktı’nın çökmesiyle misyonunu tamamlamış olması gereken NATO’yu da kendi emellerine alet etmeye başladı.
Trump’tan önce ABD başkanları çeşitli mesnetsiz iddialar üreterek Irak ve Afganistan gibi ülkeleri işgallerini meşrulaştırmaya çalıştılar. Ama artık Trump buna da gerek görmüyor. kafasına göre “Ben Çin mallarına vergi koydum. Rusya’ya ekonomik yaptırım uygulayacağım. Türkiye sen şu şu dediklerimi yap. İran sana da ambargo koydum. Hatta seninle ticaret yapan ülkeleri de cezalandıracağım.” diyebiliyor.

Devamı…


ЖАҢА КІТАП: ТӨҢКЕРІСКЕ ЖОЛ ЖОҚ: 15 ШІЛДЕ ТҮНІНІҢ ТОЛЫҚ ХИҚАЯСЫ

Түркиядағы 15 шілде күнгі әскери төңкерістік әрекетке бір жылдан асты. Алайда әлі онын қыр сыры толық ашылған жоқ. Қараңғылык нүктелері баршылық. Осы уақиғаны зерттеушілердің еңбектерін оқып зердемде жарықтандыруға күш жұмсап келемін. Қазір қолымда Түркияның алда келген журналистерінен Әбдіқадыр Селвидің “ТӨҢКЕРІСКЕ ЖОЛ ЖОҚ: 15 ШІЛДЕ ТҮНІНІҢ ТОЛЫҚ ХІҚАЯСЫ” атты кітабы. Оқып жатырмын. Осы тақырыпта көп ізденген, уақиғаның бел ортасындағы қуәгерлерімен кездесіп әңгімелескен сондай-ақ сот істеріндегі құжаттармен танысып шыққан Селви де осы төңкерістік әрекетті бүге шігесіне дейін аша алмағанын жасырмауда. Ол кітапқа жазған үш жарым беттік алғысөзін мына сөздермен аяқтауда:

“2016 жылы, 15 шілде түні CNN Түрк телеканалында әріптесім Ханде Фыратпен бірге Президент Ердоғанмен жасаған және тікелей эфирге берген тарихи сұхбатқа келер болсақ, бұл, құмыр бойы әсте ұмыта алмайтын бір сәт еді.

Соңғы сөзім, негізінде алғашқы сөзім болуға тиіс еді. 15 шілденің кітабын жаздым, бірақ 15 шілдені аша алдым ба? Бұған “Иә” деп жауап беруді қалар едім, алайда берсем де ең алдымен оған өзім сенбес едім. 15 шілде туралы көп кітап жазылды бірақ төңкерістік әрекеттің кітабы әлі жазылған жоқ.

Төңкерістік әрекеттің сәтсіздікке ұшырауына байланысты баз біреулер қаһармандық дастандары жазып жатыр. Төңкерісшілер болса табысқа жете алмағандықтары үшін шындықтарды жасыруға әлек. Құдай сақтасын, егер 27 мамыр және 12 қыркүйек сыяқты табысқа жеткен болғанда олардың мүмкін төңкерістік әрекетке қалай дайындалғандықтарын және қалай табысқа жеткендеріне қатысты естеліктері жарық көретін еді. Сонымен бірге бұл төңкерістің сыртқы қолдауы өте күшті. Саяси билік мұны, “НАТО-ға сүйенген төңкеріс” ретінде көріп отыр. Бірақ 15 шілдешілер табысқа жетпегендері үшін бұл байланыстары анықталған жоқ.

15 шілдеге куә болған бір журналист ретінде бір күн осы төңкерістің шынайы кітабын жазуды армандап отырмын. Міне сонда қана “15 шілдені жаздым” дей аламын. Соған қарамастан осы еңбегімді оқуға уақыт бөлгендерге алғаш рет осы кітапта таба білетін мәліметтерге орын беруге күш жұмсадым. Бұл кітапты кейін жазылатын кітабымның кіріспесі ретінде қабыл алыңыздар.”

Расында бұл тамыры тереңдерде жатқан күрделі бір төңкеріс. Тереңдегі қараңғылықтарды жарықтандырудың уақыт талап етері сөзсіз.


​YENİ KİTAP: DARBEYE GEÇİT YOK 15 TEMMUZ GECESİNİN EKSİKSİZ HİKAYESİ

15 Temmuz kalkışmasının üzerinden bir yıl geçti. Ama hala bu kalkışma tam anlamıyla aydınlatılmış değil. Karanlık noktaları var. Darbeyi üzerine araştırma kitaplarını okuyup anlamaya, karanlık noktaları zihnimde aydınlatmaya çalışıyorum.

Şimdi Abdülkadir Selvi’nin yeni çıkan kitabını okuyorum. Bu konuda çok çalışmış, olayın önemli tanıklarıyla görüşmüş ve mahkeme dosyalarını incelemiş gazeteci Selvi de darbeyi tam anlamıyla çözemediğini söylüyor. Kitabın önsözünü o şu sözlerle bitiriyor:

“15 Temmuz 2016 gecesi CNN Türk’te gazeteci arkadaşım Hande Fırat’la birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığımız tarihi yayına gelince, bu, yaşadığım sürece unutamayacağım bir andı. Son sözüm aslında ilk söz olmalıydı. 15 Temmuz’un kitabım yazdım ama 15 Temmuz’u aydınlatabildim mi? Buna “evet” cevabını vermeyi çok isterdim ama verseydim de en önce ben inanmazdım. 15 Temmuzla ilgili çok kitap yazıldı ama darbenin kitabı henüz yazılamadı.

Darbenin başarısız olması nedeniyle kimileri bunun üzerinden kahramanlık destanları yazıyor. Darbeciler ise başarısız oldukları için gerçekleri gizlemeye çalışıyor. Allah korusun, eğer 27 Mayıs ve 12 Eylül’de olduğu gibi başarılı olabilselerdi, belki de darbeyi nasıl hazırladıkları ve nasıl başarılı olduklarına dair anıları yayımlanacaktı. Ayrıca bu darbenin dış desteği çok güçlü. Siyasi iktidar bunu, “NATO destekli darbe” olarak görüyor. Ama 15 Temmuzcular başarılı olamadığı için bu bağlantılar da ortaya çıkarılamadı.

15 Temmuz’u yaşamış bir gazeteci olarak bir gün darbenin gerçek kitabını yazmayı çok istiyorum. İşte o zaman “15 Temmuz’u yazdım” diyebileceğim. Buna rağmen yine de okuma zahmetinde bulunanlara ilk kez bu kitapta bulabilecekleri bilgiler vermeye gayret ettim. Bu kitabı daha sonra yazılacak olan kitabın bir mukaddimesi olarak görebilirsiniz.”

Gerçekten de çok derin bir kalkışma bu. Derinliklerdeki karanlıkların aydınlatılması zaman alacak gibi görünüyor.


ÖZBEK TERÖRİST DEMEKTE ISRAR EDEN MEDYA KURUMLARINI PROTESTO EDİYORUM

Teröristin dini, milliyeti, mezhebi olmaz. Terörist teröristtir. Reina katliamını yapan teröristin DAEŞ’li olduğu kesin kanıtlarla ortaya çıkmıştır. Dini milliyet’i ne olursa olsun Masharibov isimli insan kasabı alçak bir DAEŞ teröristidir. Şimdi buna kalkıp ikide bir Özbek teröristi demenin ne anlamı var? O bir DAEŞ teröristidir. Bir DAEŞ teröristi Avrupa’da katliam yaptığı zaman Avrupalılar “Müslüman terörist” dediğinde Türk basını ayağa kalkıyor.

[code language=”css”] <meta property="og:image" content=" http://www.abdulvahapkara.com/wp-content/uploads/2017/01/DAEŞ-TERORIST-1.jpg " /> [/code]

“O Müslüman olamaz. O bir DAEŞ teröristidir. İslam terörizmi desteklemez. Aksine İslam dini barış dinidir. İnsan öldürülmesini hiçbir şart altında kabul etmez. Avrupa basını “Müslüman terörist” demekle tüm İslam alemini töhmet altında bırakarak, islamofobi yaratmak istiyor. Onun için Müslüman teröristi diyor” şeklinde Avrupa basınını eleştiriyor. Ki, bu doğrudur. Biz de aynı eleştiriyi yapıyoruz.

Ama iş Türk dünyasına gelince aynı hassasiyet gösterilmiyor ve “Özbek teröristi”, “Kırgız teröristi” denilerek adeta bir Türk dünyası fobisi yaratılmak ve böylece Türkiye ile Türk Cumhuriyetleri arasına nifak sokulmak isteniyor. Bu sebeple DAEŞ teröristine “Özbek teröristi” diyerek bilerek veya bilmeyerek Türk dünyası düşmanlığına çanak tutan tüm medya kuruluşlarını protesto ediyorum. Sağ duyulu basın mensuplarını ise bu oyuna alet olmamaya ve alçak Masharibova DAEŞ veya İŞİD teröristi demeye çağırıyorum.

Prof. Dr. Abdulvahap Kara

 


25 YIL ÖNCE KGB’NİN BAŞARISIZ DARBE GİRİŞİMİNDE GORBAÇOV ÖZAL’A TEŞEKKÜR ETMİŞTİ

yeltsin darbe

Türkiye’de 15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminde tutunduğu demokratik tavrı için Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’e Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşekkür ettiği gibi, bundan tam 25 yıl önce  tutucu Komünist liderlerin başarısız darbe teşebbüslerinde Mihail Gorbaçov da yardımlarından dolayı Turgut Özal’a teşekkür etmişti.

Olayları tekrar hatırlarmak için 25 yıl öncesine gidelim. 19 Ağustos 1991 sabahı Sovyetler Birliği Komünist Partisi’nin tutucu üyelerinin darbe yaparak yönetimi Gorbaçov’dan devraldıkları haberi tüm dünyada yankılandı. Haberi Cumhurbaşkanı Turgut Özal tatil yapmakta olduğu Marmaris’te öğrendi. Neler oluyordu? Sovyetler Birliği’nde yapılan tüm reformlar, Batı ve Türkiye ile tesis edilen iyi ilişkiler, KEİB Projesi ne olacaktı? Tekrar soğuk savaş günlerine mi dönülecekti? Darbeyi gerçekleştirenlerin niyetleri ne idi?

Tüm bu ve buna benzer sorulara cevaplar bulabilmek için Özal’ın bulunduğu Marmaris Okluk Koyunda Devlet Konukevi’nde yoğun bir telefon trafiği yaşanmaya başladı. Bu telefonlardan biri Washington’a yapılarak Özal ABD Devlet Başkanı George Bush ile görüştü. Özal olayı yakın takibe almaya çalışıyordu. Daha sonra tatilini yarıda keserek ertesi günü Ankara’ya dönmeye karar verdi. Cumhurbaşkanlığı sözcüsü Kaya Toperi basına yaptığı açıklamada Özal’ın Sovyetler Birliği’ndeki gelişmeleri kaygı ile yakından izlediğini ve tatilini yarıda keserek 21 Ağustos sabahı Ankara’ya dönmeye karar verdiğini söyledi.[1]  Devamı…


TÜRK KENEŞİ TÜRKİYE – RUSYA GERGİNLİĞİNİ GÖRÜŞMELİ Mİ?

Dün İstanbul’un Küçükçekmece semtinde Avrasya Stratejik Araştırmalar Vakfı’nda “Avrasya Kıtasında Kazakistan’ın Önemi ve Yeri” konulu bir konferans verdim. Konferansta Kazakistan’ın Avrasya’daki önemini belirttikten sonra Türkiye ve Rusya arasındaki gerginliği çözmek için Türk Keneşi’nin de harekete geçmesi gerektiğine vurgu yaptım. Bu meyanda, Genel Sekreter Ramil Hasanov’un üye ülkeler liderlerini bir araya getirerek bu meselenin çözüm yollarının görüşülmesini sağlamalı. Çünkü, Türk Keneşi’ndeki iki ülke, Kazakistan ve Kırgızistan, aynı zamanda Rusya’nın da üye olduğu Avrasya Ekonomik Birliği’nin de üyesidir. Böylece konu bu birliğin de gündemine taşınabilir. Çünkü, gerginlik bu birliğe üye ülkelerin de ticaretine zarar vermeye başladı.


ÇANAKKALE, TRUVA VE ASSOS’A İKİ GÜNLÜK MUHTEŞEM BİR GEZİ

1. Gün: Çanakkale Şehitlik

Güzel başlayan her şey güzel biter mi, bilinmez ama şimdi anlatacağım olay güzel başlayıp da çok daha güzel biten cinsten. Etkisi ömür boyu süreceklerden. Benim bu güzel olaya katılımım büyük bir şans ve tesadüf oldu gerçekten. Nerden bilebilirdim ki, dev bir organizasyonun düzenlendiğini; MSGSÜ Tarih bölümü 4. Sınıf öğrencileri, bir gezi hazırlığında olduğunu. Amaç şerefli bir 100. yılda, Çanakkale şehitlerinin huzurunda saygı ile anmak; Unutulmadıklarını göstermek, ve unutulmayacaklarını tescillemek için gerçek bir çıkarma yapmaktı. Yalnız bırakılmazdı zaten Mehmetçik, zamane Anzaklarının akınlarında. En önemlisi haykırmak için onlara, “Boşa değildi yiğitlerim, kanlarınız dökülmedi boşuna. Minnettardır size bu nesil aldığı her solukta”.


TÜRK TARİHÇİLİĞİ NASIL GELİŞİR?

Türk tarihçiliğinin bugün geldiği seviyenin, özeleştiri yapmak gerekirse, istenen yerde olmadığı acı bir gerçektir. Mesela, “Bugün dünya çapında kaç tarihçimiz var?” diye sorsak ne cevap alırız. Veya “Türk tarihi dışında başka ülkelerin tarihini üzerine yaptığı araştırmalar ile öne çıkmış hangi tarihçilerimiz var?” diye sorsak nasıl bir cevapla karşılaşırız.

Öte yandan Türk tarihi ile ilgili kıymetli eserler veren bir çok yabancı tarihçiler var. Mesela, Joseph von Hammer’in Osmanlı Tarihi, Feroz Ahmad ve Erik jan Zürcher’in Türkiye Cumhuriyeti tarihleri, Andrew Mango’nun Atatürk biyografisi Türkiye’de tekrar tekrar baskı yapan ve beğenilen eserlerdir.


Türk Demokrasisinin Manifestosu “Dörtlü Takrir” 70. Yılında

Türkiye Cumhuriyeti’nin çok partili demokrasiye geçişinde ilk somut adım bundan tam 70 yıl önce atılmıştı. 7 Haziran 1945’te Celal Bayar, Refik Koraltan, Adnan Menderes ve Fuad Köprülü gelecek tüm baskı ve dışlamaları göze alarak mensubu bulundukları CHP Başkanlığına daha çok demokrasi ve fikir özgürlüğü taleplerini yazılı olarak verdiler. Bu önerge, altında imzası bulunan dört cesur politikacıdan dolayı tarihimize “Dörtlü Takrir” olarak geçmiştir. Bu sene Türk demokrasisinin manifestosu niteliğindeki “Dörtlü Takrir”e 70 yıl olmaktadır.

Bayar, Koraltan, Menderes ve Köprülü verdikleri bu önerge de II. Dünya Savaşı’ndan sonra tüm dünyada, hürriyet ve demokrasi cereyanlarının tam bir zafer kazandığına ve demokratik hürriyetlere riayet prensibinin uluslararası teminata bağlanmak üzere olduğuna işaret etmekteydiler. Onlara göre, demokrasi prensiplerine tamamıyla tatbiki sayesinde ülke refah ve saadete kavuşacaktı. Dörtlü takririn sahipleri milletçe özlenen bu amacın gerçekleştirilmesi için gerekli tedbirlerinin alınmasını partilerinin meclis grubuna arz ve teklif etmeyi borç bildiklerini ifade ediyorlardı.