KAZAK TÜRKLERİNDE NASREDDİN HOCA VE FIKRALARI

1208 yılında Eskişehir’in Sivrihisar Kasabası’na bağlı Hortu köyünde doğan ve 1237 yılından itibaren tüm hayatını Akşehir’de geçiren Nasreddin Hoca’nın bu sene 800. yılını kutluyoruz. Biz bu yazımızda Nasreddin Hoca’nın Kazak edebiyatındaki yeri ve bu konuda yapılan araştırmalar hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Yukarıda dile getirdiğimiz gibi, Kazaklar kendi dillerinin fonotik özelliklerine uygun olarak “Kocanasır” diye adlandırdıkları Nasreddin Hoca’yı o kadar benimsemiştir ki, onun adı Kazak Türkçesine deyim olarak girmiştir. Kazakça sözlüklere baktığımızda, “Kocanasır” kelimesine “ankav”, yani saf, her şeye inanan “angal”, yani bilmemiş gibi görünen ve “ak könil” yani temiz kalpli, iyi niyetli manalarını yüklendiğini görürüz (Kazak Tilinin Sözdigi 1999: 398). Bunun dışında sözlüklerde sıfat olarak da yer almaktadır. Kazak Türkçesinde, Nasreddin Hoca gibi saf kişilere “Kocanasırlav”, Nasreddin Hocalık iş manasında “Kocanasırlık” ve Nasreddin Hoca gibi manasında “Kocanasırşa” ve “Kocanasırday” deyimleri kullanılmaktadır (Kazak Tilinin Sözdigi 1999: 398). Bunun dışında mizah yayınlarında “Kocanasır Korcını”, yani “Nasreddin Hoca’nın Heybesi” deyimi yerleşmiştir. İlk defa Kazak Edebiyatı dergisinin son sayfasındaki mizaha ayrılan bölüme verilen bu isim daha sonra bir çok dergi ve gazetelerin mizah sayfalarına ad olmuştur. (Kişibekov vd. 1996: 42) Sadıkbek Adambekov Almatı’da mizah öykülerinin yayınladığı kitabına[1], öykülerinin Nasreddin Hoca ile hiç ilgisi olmamasına rağmen “Kocanasır Kakpası”, yani “Nasreddin Hoca Kapısı” adını vermiştir (Kişibekov vd. 1996: 42).

Kişibekov Nasreddin Hoca fıkralarının sıradan güldürü fıkraları olmadığına işaret etmektedir. Ona göre, Kazaklar dünyada üç şeyi arsız olarak görür: 1. yemek, 2. uyku 3. gülme. Nasreddin Hoca’nın fıkraları yukarıdaki gibi arsız gülmeceler değil, arlı düşündüren gülmecelerdir (Kişibekov vd. 1996: 42).

Aslında Kazaklarda Nasreddin Hoca sadece mizahi bir karakter değildir. O aynı zamanda bilgeliği, cesareti, hazırcevaplılığı  zalim zenginler ile yöneticilere karşı adaleti tesis etmeye çalışan bir kahramanı temsil eden bir şahsiyettir. Kazak Edebiyatında Nasreddin Hoca’dan başka da fıkra kahramanları vardır. Bunların başlıcaları Aldar Köse, Jiyrenşe Şeşen, Tazşa Bala, Kıl Kenirdek, Şiybut ve Jargak Bas’tır (Sattarov 1987: 5; Meyermanova 2001: 7-20). Bunlar içinde Aldar Köse ve Jiyrenşe Şeşen’in özellikleri Nasreddin Hoca’ya çok benzemektedir. Bu yüzden aynı fıkranın kahramanı bazen Nasreddin Hoca, bazen Aldar Köse ve bazen de Jiyrenşe Şeşen’dir. Aynı fıkranın bu şekilde farklı kahramanlara mal edilerek anlatılması, Kazaklar arasında yadırganmamakta, hatta aksine normal karşılanmaktadır (Sattarov 1987: 8). Çünkü, Aldar Köse ve Jiyrenşe Şeşen karakterlerini incelediğimizde Nasreddin Hoca ile benzer özellikler taşıdığını görmekteyiz.

Kazak Edebiyatında akıllı ve kurnaz bir şahsiyeti sembolize eden Aldar Köse (Aldatan Köse) hazırcevaplılığı ve keskin zekasıyla cimri ve zalim zenginler ile beyleri alt eder. Aldar Köse’nin gerçekten yaşamış bir şahsiyet olup olmadığı konusunda somut deliller yoktur. (Gabdullin 1996: 153-157; Kazak SSR 1989: 111; Meyermanova 2001: 13-15; Kadeşeva 1997: 101-104) Aldar Köse fıkraları Türkçe’ye de çevrilmiştir (Daneş Erimbetova, Aldar Köse Fıkraları, İstanbul 2003). Bazı araştırmacılar, onun Nasreddin Hoca’dan esinlenerek üretilmiş bir kahraman olabileceğini ileri sürmektedirler. (Kişibekov vd. 1996: 42). Bazı fıkraların hem Aldar Köse ve hem de Nasreddin Hoca’ya mal eldildiğini yukarıda ifade etmiştik. Aşağıdaki Aldar Köse fıkrası bu açıdan bir çok kimseye tanıdık gelebilir.

“Altı genç Aldar Köse ile eğlenmek için nehir kıyısına götürürler. İçlerinden biri:

-Aldar Amca, şimdi hep birlikte suya girelim ve birer yumurta yumurtlayıp çıkalım, dedi. Onların hepsi Aldar Köse’ye fark ettirmeden yanlarında birer yumurta getirmişlerdi. Aldar Köse:

-Tamam, diyerek suya girmeye razı olur.

Gençlerin hepsi suya dalıp çıkarak:

-İşte biz birer yumurta yumurtladık. Sizin yumurtanız nerede? diye Aldar Köse’ye yumurtalarını gösterirler.

Bunu gören Aldar Köse:

-Üüürüüü, diye horoz gibi ötmeye başlar.

-Aldar Amca, ne yapıyorsunuz? diye altı genç sorarlar. O zaman Aldar Köse:

-Bu kadar tavuğa, bir horoz lazım değil mi? diye cevap verir.” (Mamet 2000: 221)

Buna benzer bir fıkranın da Nasreddin Hoca’da olduğunu biliyoruz (Seçilmiş Nasreddin Hoca Fıkraları 1992: 110-112; Erginer 1969: 79).

Kazak Sözlü Edebiyatında bilgelik ve feraseti temsil eden Jiyrenşe Şeşen Kazak Hanlığı’nın kurucusu Janibek Han döneminde yaşamış gerçek bir tarihi şahsiyettir. Kazak efsanelerine göre, Jiyrenşe Şeşen Kazak Hanlığı’nın kurulmasına destek vermiştir. Buna rağmen Kazak Hanlarını hatalarını gördüğünde eleştirmek de geri durmaz. Hanların önünde doğruyu söyleyebilen cesareti ile ön plana çıkar. Han zaman zaman Jiyrenşe Şeşen’i bilgeliği ve güzel karısından dolayı kıskanır. Bu sebeple Han, Jiyrenşe Şeşen’e ifa etmediği takdirde cezalandıracağını söyleyerek yerine getirilmesi imkansız buyruklar verir. Böylece Jiyrenşe Şeşen’e sürgün cezası vererek uzaklaştırmak veya öldürmek ister. Ancak Jiyrenşe Şeşen her defasında akıllı karısı Karaşaş’ın (Karasaç) tavsiyeleri doğrultusunda hareket ederek bu cezalardan kurtulmasını bilir. Kazaklar arasında Jiyrenşe Şeşen ile ilgili pek çok fıkra anlatılır. Ancak bunların kaçının gerçekten onun başından geçtiği bilinmez. Genel kanı bir çoğunun sonradan ona mal edilmiş olmasıdır. (Gabdullin 1996: 160-163; Kazak SSR 1989: 257; Meyermanova 2001: 16-17).

Jiyrenşe Şeşen fıkralarına tipik bir örnek şu şekildedir:

“Jiyrenşe Şeşen’den kurtulmak isteyen Han ona on koç verir ve “Bunlara kırk gün içinde kuzu doğurtup bana geri vereceksin” diye buyurur. Bu emri nasıl yerine getireceğini bilemeyen ve kara kara düşünen Jiyrenşe Şeşen’in imdadına karısı Karaşaç yetişir. “Bunun için üzülme. Koçları al gel. Kesip yiyelim. Hana cevabını daha sonra ben veririm.” der. Kırk günlük müddet dolunca, Karaşaç kocası Jiyrenşe Şeşen’i yatağa yatırır ve üstüne yorganı örter. Bir ara Han eve gelir ve Jiyrenşe Şeşen’in nerede olduğunu sorunca “Kocam yeni doğum yaptı. Yatıyor.” diye cevap verir. Han şaşırarak “Sen ne diyorsun, hiç erkek doğum yapar mı?” diye çıkışır. Bunun üzerine Karasaç “Hünkarım, madem erkeklerin doğum yapamayacağını biliyorsunuz, o zaman niçin koçlara kuzu doğurtsun diye Jiyrenşe Şeşen’e emir verdiniz?” der. Buna söylenecek bir laf bulamayan Han yenilgiyi kabul eder ve halk nezdinde gülünç duruma düşer” (Gabdullin 1996: 162).

Nasreddin Hoca’nın Timur ile ilgili hikayeleri Jiyrenşe Şeşen’in fıkralarına benzemektedir.[2] Aldarköse’nin kurnazlığı ve zekasıyla zalimleri alt etmesi ve Jiyrenşe Şeşen’in bilgeliği Nasreddin Hoca’nın bünyesinde toplanmaktadır. Yani Nasreddin Hoca hem kurnaz, hem saf ve hem de bilgelik gibi önemli vasıfları bünyesinde toplamaktadır. Bu haliyle Nasreddin Hoca’nın Aldarköse’nin ve Jiyrenşe Şeşen’in özelliklerini tek başına taşımakta olduğunu söyleyebiliriz.

Bu yüzden Kazaklar arasında Nasreddin Hoca bazen kurnaz, bazen saf fakat çoğunlukla temiz kalpli, iyi niyetli evliya gibi kutsal bir şahsiyet olarak algılanır (Kişibekov vd. 1996: 40).

Kazakistan’da Nasreddin Hoca üzerine araştırmalar 1960’lı yıllardan itibaren ele alınmıştır. İlk olarak V. Gordlevskiy, I. Braginskiy ve K. Davletov’un bu konudaki araştırmaları yayınlandı. Daha sonra bu konuda araştırmalar yaygınlaşmaya başladı. Bu konuda yayınlanan önemli çalışmaları söylersek;

L. Solov’yev, Kocanasır, Almatı 1963.

T. Abdurahmanov, Kocanasır Angimeleri, Almatı 1965

T. Abdurahmanov, Kocanasır Hikayaları, Almatı 1977

B. Kencebayev, Tımpıy, Almatı 1981

Baltabay Adambayev – Tölevhan Jarkınbekova, El Avzınan (Şeşendik Sözder, Akındık Tolgamdar, Anız – Angimeler), Almatı 1985

Kocanasır Hikayaları (Rusça’dan çeviren O. Kenjebek), Almatı 1998.

Kazakistan Nasreddin Hoca’nın fıkraları üzerine son derleme Onalbek Kenjebek tarafından yayınlanarak 2007’de Astana şehrinde yayınlanmıştır. Eserde 1118 Kazakça Nasreddin Hoca fıkrasına yer verilmiştir. Bunlar, Kazaklar arasındaki fıkraların yanısıra, Kırgız, Özbek, Türk, Türkmen, Tacik, Fars, Tatar, Arap, Karakalpak, Uygur, Başkurt, Kürt, Yunan, Hakas, Avar, Çeçen, Osetin gibi halkların dilindeki Nasreddin Hoca fıkralarından yapılan çevirilerdir (Kenjebek 2007: 2).

Bunların dışında “Kazak Ertegileri” Kazak Hikayeleri isimli kitaplarda Aldarköse, Jiyrenşe Şeşen ve Tazşa Bala fıkralarıyla birlikte Nasreddin Hoca’nın fıkralarına geniş yer verilmektedir. (Sattarov 1987: 8) Nasreddin Hoca fıkraları Kazaklar arasında ozanların söylediği terme – tolgav denilen nasihat şiirlerinde de yaşatılmaktadır. (Sattarov 1987: 9) Kazaklar arasında Nasreddin Hoca’nın birkaç asır öncesinden beri yaşadığını gösteren yazılı bir kaynak Kazakistan İlimler Akademisi Merkez Kütüphanesinde muhafaza edilen el yazma Kıssa-i Nasır Efendi isimli el yazmasıdır. (Sattarov 1987: 9)

Kazakistan’da 1960’lı yıllardan itibaren Nasreddin Hoca fıkraları üzerine kitaplar ve makaleler yayınlanmakla birlikte, bu konudaki araştırmaların yeterli olduğu söylenemez. Kişibekov, Nasreddin Hoca fıkralarının halk arasında geniş çaplı yaygın olmasına rağmen, sistemli araştırmaların olmamasından yakınmaktadır. Kazakistan’da yayınlanan felsefe, tarih ve edebiyat araştırmalarında Nasreddin Hoca fıkralarının sosyal, felsefi ve beşeri özelliklerinin irdeleyen çalışmalara yer verilmediğini ifade etmektedir. Hatta, Kazakistan Tarihi ve Kazak Edebiyatı Tarihi gibi çok ciltli eserlerde bile Nasreddin Hoca fıkraları hakkında bilgi ve yorumlara çok az yer verildiğini söylemektedir (Kişibekov vd. 1996: 42).

Aslında Nasreddin Hoca fıkralarına sadece Kazakistan veya sadece Türkiye açısından bakmak bu konudaki araştırmaların her zaman eksik kalmasına yol açacaktır. Çünkü, Nasreddin Hoca tüm Türk Dünyası’nın ortak şahsiyetine olduğuna ve her Türk ülkesi ona kendinden bir şeyler kattığına göre, Nasreddin Hoca fıkralarına tüm Türk Dünyası genelinde bakmak yerinde olacaktır. Hatta bu konuda başka milletler ve dillerdeki fıkraları da derleyip incelemek gereklidir. Bunun için Nasreddin Hoca’nın yurdu, Türk Mizah Edebiyatının ata yurdu, başkenti Akşehir’de bir Nasreddin Hoca Enstitüsü veya Merkezi kurulmalıdır. Merkez tüm dünyadaki Nasreddin Hoca fıkralarını derlemelidir. Türk ülkelerinin her birinde Nasreddin Hoca araştırmalarına maddi ve manevi destek vermelidir. Çünkü, şöhreti ve fıkraları sınırlar ötesine taşmış olan Nasreddin Hoca artık sadece Türk ülkelerinde değil, tüm dünya edebiyatında yeri ve etkisi olan bir olgudur. Buna uygun olarak dünya çapında Nasreddin Hoca araştırmaları yapılmalıdır. Nasreddin Hoca’nın 800. yılında yapılan ve geniş katılımlı bu sempozyumunun dünya çapındaki araştırmalar için bir basamak teşkil etmesini temenni ediyorum.

KAYNAKLAR:

Erginer, Kaya, Nasreddin Hoca Tarihi Kişiliği ve Hikayelerinin Anlamı, İstanbul, 1969.

Erimbetova, Daneş, Aldar Köse Fıkraları, İstanbul 2003.

Gabdullin, Malik, Kazak Halkının Avız Adebiyeti, Almatı 1996.

Gölpınarlı, Abdülbaki, Nasreddin Hoca, İstanbul 1961.

Kadeşeva, Karlıgaş, “Kazak Folklorunda Hoca Nasreddin Gibi Başka Tipler”, Uluslar arası Nasreddin Hoca Bilgi Şöleni (Sempozyumu) Bildirileri 24-26 Aralık 1996 İzmir, Ankara 1997.

Kazak SSR Kıskaşa Entsiklopediya, c. IV, Almatı 1989.

Kazak Tilinin Sözdigi, Almatı 1999, s. 398.

Kenjebek, Onalbek, Kocanasır Hikayaları, Astana, 2007.

Kişibekov, Dosmuhamed – Kişibekov, Timur, “Mangilik Ömir – Mangilik Külki Kocanasır Azil Angimelerinin Ömirşendigi Tuvralı Birer Söz”, Akiykat, 1996, Sayı 5, s. 42.

Mamet, S., Kazak Ertegileri (Hayvanattar Tuvralı Jane Anız Ertegiler), Almatı 2000.

Meyermanova, Jannet, Kazak Fıkraları ve Fıkra Tipleri, (Basılmamış Yüksek Lisan Tezi) Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü 2001.

Sakaoğlu, Saim, Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler, Ankara 2006.

Sattarov, Kıdırali, El Avzınan Küldirgi Angimeler, Almatı 1987.

Seçilmiş Nasreddin Hoca Fıkraları, Şenyıldız Yayınevi, İstanbul 1992.

Doç. Dr. Abdulvahap Kara*

 


* Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü

[1] İlk defa 1959’da yayınlanan eser 1982 ve 1989 ikinci ve üçüncü baskılarını yapmıştır.

[2] Nasreddin Hoca’nın Timur ile ilgili fıkraları için bkz. Saim Sakaoğlu, Nasreddin Hoca Fıkralarından Seçmeler, Ankara 2006, s. 197-214; Abdülbaki Gölpınarlı, Nasreddin Hoca, İstanbul 1961, s. 89-96.

ÖZET

Nasreddin Hoca her ne kadar Anadolu’da yaşamış olsa da, bütün Türk Dünyasının ortak şahsiyetine dönüşmüştür. Her Türk boyu onu kendinden bilir. Onlar için Nasreddin Hoca kendi yurtlarında yaşamış bir şahsiyettir. Çoğunlukla onun Anadolu insanı olduğunu fark etmezler bile. Bunun en güzel örneklerinden biri Kazak Türkleri’ndeki Nasreddin Hoca algılaması ve fıkralarıdır.

Kazaklar Nasreddin Hoca’ya kendi lehçe ve kültür özelliklerine göre “Kocanasır” olarak adlandırmışlardır. Halk arasında “Kocanasır” fıkraları çok yaygındır. Onlar için Nasreddin Hoca, yani “Kocanasır” Aldar Köse ve Jiyrenşe Şeşen gibi Kazakların tarihi ve edebi şahsiyetlerinden biri gibidir.

ANAHTAR KELİMELER

Kazak Edebiyatı, Kocanasır, Nasreddin Hoca, Jiyrenşe Şeşen, Aldar Köse

SUMMARY

NASREDDIN HODJA AND ANECDOTES IN KAZAKHS

Although Nasreddin Hodja lived in Anatolia, he was a common figure of the Turkish World. Every turkic people consider him as a part of his literature. For them Nasreddin Hodja was a historical figure lived in their own country. Many of them doesn’t note that Hodja was from Anatolia. One of typical examples was the perception and anecdotes among Kazakhs.

Kazakhs call Nasreddin Hodja as “Kojanasyr”. There are many “Kojanasyr” anecdotes among Kazakh people. Nasreddin Hodja namely “Kojanasyr” is one of Kazakh historical and literatural figure, like Aldar Kose and Jiyrenshe Sheshen, for them.

KEY WORDS

Kazakh Literature, Kojanasyr, Nasreddin Hodja, Jiyrenshe Sheshen, Aldar Kose.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *