VAKIF VE DERNEK ÇALIŞMALARINA ÇOK ŞEY BORÇLUYUM

1986’da Kazak Türkleri Vakfı’nın kuruluş çalışmaları esnasında değerli büyüklerimizle dönemin Zeytinburnu Belediye Başkanı Muzaffer Çavuşoğlu’nu davet etmiş, destek istemiştik. Bu fotoğraf o ziyaretin hatırasıdır. Kazak Türkleri Vakfı’nın kuruluş çalışmalarına baştan sonra aktif bir şekilde yer aldım.

Hatta kurucu üyeler arasında ismim de mevcuttu. Babam diğer kurucular kadar vakfa maddi katkı yapmıştı. Kendi yerine benim ismimi yazdırmıştı. Hey gidi babam hey! Her şeyde beni ön plana koyardı. Belki de bugünkü özgüvenimi ve şahsiyetimi bu sayede kazandım. Nur içinde yatsın.

Daha sonra çeşitli sebeplerden dolayı listeden ismimin çıkarılmasını istedim. Ve vakıf 20 yerine, 19 kurucu üye ile kuruldu. Ama vakfa hizmetten bugüne kadar geri durmadım. Vakfın resmi senedini küçük kitap olarak yayınlanmasını sağladım. Kapak tasarımı o zamanlar Batı Trakya dergisinin Yazı İşleri Müdürü olan İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü’nden sınıf arkadaşım Süleyman Bitiş yapmış ve baskıya vermişti.

Hatta Vakfın resmi kayıtlarının yapılmasından ve vakıf senedinin resmi gazetede yayınlanmasından sonra Emine İnanç Camii’nde yapılan ilk yönetim kurulu seçiminde başkanlığa seçilmiştim. Çok ilginçtir vakfın resmi kuruluş tarihi 1986 senesinde 16 Aralık’a denk gelmişti. Beş sene sonra 16 Aralık 1991’de Kazakistan da Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını ilan edecekti.

Toplumun bu kadirşinaslığı beni duygulandırmıştı. Ancak o zamanlar 25 yaşındaydım ve tecrübesiz olduğumu hissettiğim için başkanlık görevini bir büyüğüme devretmekte tereddüt etmedim.

Bugün düşündüğümde iyi yaptığıma inanıyorum, çünkü insan ehli olmadığı göreve talip olmamalıdır. Bizim için isim önemli değildir. İsmimi öne çıkarmadan sadece Allah rızası için topluma hizmetten, çalışmaktan zarar görmedim. Tersine fayda gördüm.

Bugünkü organizasyon, dernek ve vakıf yönetim tecrübelerimi gençliğimden itibaren yaptığım bu çalışmalara borçluyum. Bu sayede Almanya’ya gidince de derneklerde görev aldım. Hatta Avrupa Kazak derneklerinin koordinasyonunda önemli yere sahip Avrupa Kazak Kurultaylarının ilk organizasyonunun 1994’te Münih”te Avrupa Kazak Gençler Futbol Turnuvası olarak gerçekleşmesine önemli katkılar sağladım.

Şimdi bakıyorum da gençler ve hatta onların aileleri vakıf ve dernek çalışmalarından kaçıyorlar. “Aman toplumun sorunlarıyla başımızı ağırtmayalım. Toplumu sen mi kurtaracaksın? Toplumun derdi çekilmez. Yapıyorsun da ne oluyor? Kıymet bilen yok” gibi sözler söylüyorlar. Ama dedikleri yanlış değil. Vakıf Dernek çalışmaları sırasında yaptığımız fedakarlıklara teşekkür gördük ama bazen de hakaret ve yersiz suçlamalara da maruz kaldık.

Fakat işte bunlar esas insanı pişiriyor ve olgunlaştırıyor. Buna da tecrübe deniyor. Çünkü hayatın kendisi de tek düze, herşey toz pembe değil. Haksızlık var. Adaletsizlik var. Hayal kırıklığı var. Hele bir de başarılı olup isminizi ön plana çıkmaya başladığı zaman bazı kimselerin kıskançlık damarları kabarıyor veyahut toplumu kullanan insanların menfaatleri zedeleniyor ve saldırılar, iftiralar başlıyor.

Toplum çalışmalarında bunlarla karşılaşıyor ve deneye yanıla çözüm yollarını kendiniz buluyorsunuz. Onun için dernek vakıf çalışmaları gençleri hayata hazırlar. Bu sebeple anne ve babalar tüm zorluklarına ve haksızlıklara rağmen çocuklarınızı toplumsal faaliyetlerde yer almaya teşvik edin.

Mesela üniversitesi eğitimim bittikten sonra iş hayatımda, Hürriyet radyosunda ve akademik hayatımda her zaman her şey toz pembe değildi. Pek çok olumsuz olayla karşılaştım. Vakıf Dernek çalışmaları dolayısıyla daha önceden benzerini yaşadığım bu tip olaylara soğukkanlı yaklaşabildim.

Böyle bana haksız yere olumsuzluk yaşatanlara karşı kinci değilimdir. Affediciyimdir. Çünkü insan duygusal bir varlıktır. Zaman zaman duygularına kapılarak muhatabını, hatta arkadaşını incitebilir. Ama yine de bu tip insanlara karşı zararlarından korunmak için mesafeli olmak ve dikkatli olmak gerekir. Neyse konumuza dönelim.

Vakıf çalışmaları aslında 12 Eylül darbesinden önce başlamıştı. Bu çalışmaya da Abdülhak İmren büyüğümüz öncü oldu. 1979 kışında onun apartmanında bir odada şimdi vakıf genel sekreteri Abdulvahap Kılıç’ın da içinde olduğu bir gruba Arap harfleri ile Kazakça yazmasını öğretiyordum. Çünkü Çin Halk Cumhuriyeti açılmış Doğu Türkistan’daki akrabalarımızla mektup yaşıyorduk.

Ancak onlar Arap harfleri ile yazıyordu. Ben bu yazı sistemini kendi kendine öğrenmiştim ve arkadaşlardan gelen talep üzerine bir grup gence Abdülhak İmren’in apartmanındaki bir boş dairede bu yazıyı öğretiyordum.

Bunu gören büyüğümüz Kazak dil ve kültürünün gençler arasında unutulmaması için bir vakıf kurmanın gerekli olduğunu anlayarak diğer büyüklerimizi evinde topladı ve Vakıf çalışmalarını başlattı. Ben de o andan itibaren Vakıf kurucu çalışmalarının içinde yer almaya başladım.

Ancak darbe dolayısıyla 5 yıl sekte görmüş ve 1985’de tekrar ele alınmış ve Nihayet 1986’da resmileşti. Halen çalışmaya devam ediyor. Emeği geçenlerden hayatta kalanlara Allah’tan sağlık ve sıhhat, bakiye irtihal edenlere rahmet diliyorum.