TÜRKİSTAN AYDINLARININ MİLLÎ MÜCADELEYE BAKIŞI

İlk olarak Türkistan’da milli demokratik bir devlet yapılanması için mücadele eden ve Sovyetler Birliği tarafından Türkçü ve Panislamist olmakla suçlanan aydınların görüşlerine ve daha sonra Marksizmi benimsemiş ve Sovyet Hükümeti’nin kuruluşuna aktif olarak katılmış aydınların görüşlerini ifade etmeye çalışacağız. Ancak burada dönemin kısıtlı imkânları ve ideolojik baskılar sebebiyle bu konudaki görüşlerin sınırlı bir şekilde dönemin gazete ve dergilerinde yer aldığını da belirtmeliyiz.

Bu dönemde Türkistan Türkleri I. Dünya Savaşını çok yakından takip ediyor ve Türkiye’nin bir ölüm-kalım savaşı verdiğini fark ediyorlardı. Mesela o dönemde Kazak Türklerinin önde gelen siyaset ve fikir adamlarından biri olan Mir Yakup Duvlat dünyadaki nüfusu 300 milyonu aşan Müslümanlar arasında en güçlüsünün Türkiye olduğunu ve bu Türkleri parçalamak için çeşitli devletlerin fırsat gözlediğini yazar. Kazakistan’da I. Dünya Savaşı yıllarında yayınlanmakta olan “Kazak” gazetesinin 1918 Eylül sayısında yer alan yazısında Duvlat bu fırsat beklemenin birkaç asırdan beri süre geldiğine işaret ettikten sonra, devam etmekte olan I. Dünya Savaşı sırasında düşmanların İstanbul’u almak ve Ayasofya’ya asmak üzere haçı da hazırladıklarını ifade eder. Fakat Türklerin boş durmadığını ülkelerini korumak için asırlardan beri mücadele ettikleri gibi dört seneden beri de diz boyu kanlar içinde milyonlarca yiğidini kurban ve mal-mülkünü feda ederek savaştıklarını yazar.[1] Görüldüğü gibi Mir Yakup Duvlat’ın yazısı Kazak bozkırlarından Türk topraklarında yapılan mücadelenin çok yakından takip edildiğini açıkça ortaya koymaktadır.

O dönemde Taşkent’te bulunan Özbek aydınlarından Tahir Çağatay’ın belirttiğine göre, I. Dünya Savaşı esnasında Taşkent’te halk bütün heyecanıyla olayları takip ederdi. Türklerin muvaffakiyetini Rusların mağlubiyetini belirten herhangi bir haberi ihtiva eden gazete derhal karaborsaya düşüyordu.[2]

Türkistan Türklerinin I. Dünya Savaşı’nda olduğu gibi Kurtuluş Savaşını da her safhasına destek vererek yakından takip etmeye çalıştıklarını görmekteyiz. Türkistan içindeki aydınlar ve şairler halkı aydınlatıcı ve Kurtuluş Savaşını destekleyici yazılar yazarlarken, Türkistan dışına çıkabilmiş aydınlar da uluslararası platformda kendi siyasi meseleleriyle beraber Türkiye’nin bağımsızlığını ve reformlarını da destekleyici çalışmalar yapmışlardır.

Sovyetler Birliği dışında Avrupa ülkelerinde bulunan Türkistanlı siyaset ve devlet adamları başından itibaren Atatürk’ün siyasi faaliyetlerini benimsedikleri görülmektedir. İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından işgal edildiği günlerde İdil-Ural Türklerinden Ayaz İshaki Sadri Maksudi ve Fuad Toktar Paris’te bulunmaktaydı. Onlar Bolşeviklerin İdil-Ural’da hâkimiyeti ele geçirmesinden sonra mücadelelerini yurt dışında devam ettirmek üzere Fransa’ya gelmişlerdi. Burada Fransız Dışişleri Bakanı ve Başbakanı Millerand ile görüşme gününü beklerlerken Türkiye Ayan Meclisi Üyesi Ahmet Rıza Bey ile karşılaşırlar. Ahmet Rıza Bey de Fransa hükümetinin isteği ile Türkiye’nin gayri resmi vekili olarak Paris’te bulunmaktadır. Kazanlı devlet adamları Ahmet Rıza Bey ile uzun uzun görüşmelerde bulunurlar. Görüşmenin yapıldığı 4 Nisan 1920 günü İngilizlerin Padişah’a baskı yapıp Mustafa Kemal’i asi ilan etmesini istediği günlere rast geliyordu. Kazanlı devlet adamları Ahmet Rıza Bey’i Padişah’ın böyle bir isteği yerine getirerek Mustafa Kemal gibi bir kahramanı asi saymasının ülkeye büyük zarar vereceğini anlatarak Padişah’a bu yönde telkinde bulunması hususunda ikna ederler.[3]

Hokand Muhtar Hükümeti’nin Sabık Başbakanı Mustafa Çokay da Türkiye’nin uluslararası alandaki politikalarına destek veren çalışmalar yapmıştır. Çokay bilhassa Ermeni meselesinde Türkiye’nin haklarının savunulmasında büyük gayretler göstermiştir. Şubat 1918’de Hokand hükümetinin Kızıl Ordu tarafından yıkılmasından sonra 1919–1921 seneleri arasında Gürcistan’da bulunduğu sırada Ermeni meselesine vakıf olan Çokay ayrıca Tiflis’te Kuvayi Milliye temsilcisi olan Kâzım Bey (sonradan İzmir valisi Trakya umumi müfettişi Kâzım Dirik) ile temasta bulunarak Ermeni meselesi hususunda devamlı surette makaleler neşretti.[4]

Mustafa Çokay 1919-1921 yıllarında Tiflis’te bulunduğu yıllarda Vol’nıy Gorets ve Gortsı Kavkaza gibi Rusça dergilerde ve kendi yönetiminde Türkçe çıkan Şafak gazetesinde Kazım Bey’den temin ettiği malumatları “Anadolu Mektupları” adı altında yayınladı. Çokay bu işlerle meşgul olduğu sıralarda Ermenistan’daki Amerika misyon başkanı ve Türkiye aleyhtarı bir general şiddetli bir beyanatta bulunur. Bu beyanata Mustafa Çokay o kadar vazıh ve şiddetli cevap vermiştir ki, şahsi dostları bundan doğabilecek akıbetlerden endişe ederek bir takım koruyucu tedbirler almışlardır. Çokay Ermeni meselesi konusundaki makalelerini Gürcistan’dan Fransa’ya geçtikten sonra da yazmaya devam ederek bunları Fransızca Orient et Occident dergisinde yayınladı.[5]

Mustafa Çokay Şubat 1921’de Gürcistan’dan Türkiye’ye geçti. İstanbul’a varır varmaz müttefik makamlar vasıtasıyla İtilaf Devletleri nezdinde Türkistan meselesinde teşebbüslerde bulundu. Ancak Türkiye’yi de unutmadı. İstanbul’da gördükleri Türkiye hakkındaki müttefik tasarıları ve Türkiye’nin geleceği hakkında Türkistan Türklerinin görüş ve dileklerini belirten bir memorandum hazırlayarak müttefik kuvvetler komutanlığına verdi.[6]

Mustafa Çokay Berlin’de 1933 yılında yayınladığı Yaş Türkistan dergisinde Ermenilerin Türkiye aleyhindeki oyunlarından birisini nasıl bozduğunu da teferruatıyla anlatmaktadır.[7] Çokay’ın belirttiğine göre, Lozan konferansı yıllarında (1922-1923) Ermeni Cumhuriyeti Heyeti Reisi A. Aharonyan düzmece bir iddia hazırlayarak, Hindistan, Kafkas ve Türkistan Müslümanlarının dahi Türkiye’yi Sevr anlaşmasına uymadığı için eleştirdiklerini ve Ermenileri haklı gördüklerini söylüyordu. Mustafa Çokay ve Ayaz Kafkasyalılar, İdil-Urallılar, Kırımlılar ve Türkistanlıları temsilen bu iddianın asılsızlığı konusunda bir memorandum hazırlayarak, Fransız dışişleri bakanlığına ve Lozan konferansına gönderdiler. Çokay yazısında şöyle demektedir: “Ahoranyan’ın Hindistan Müslümanları hususunda söyledikleri ne kadar doğrudur, bilemem. Fakat biz, Kafkasyalılar, İdil-Urallılar, Kırımlılar ve Türkistanlılar adına 22 Mart 1922 günü Sevr anlaşması ile alakalı memorandumu teslim ettik. Onu Fransız Dışişleri Bakanlığına Ayaz İshaki ile beraber götürüp verdik”  Çokay bununla da yetinmez. Kendisi maddi sıkıntılar içinde olmasına rağmen, yol parasını borçla tedarik ederek Lozan’a da gitti.[8]

Diğer yandan Türkistan’dan Anadolu’daki mücadeleyi yakından takip etmeye çalışan aydınlar bilhassa halkın duygu ve düşüncelerini dile getirmekte mahir şairler Kurtuluş Savaşı hakkında şiirler yazmışlardır. Bunlar böylece şiir diliyle Atatürk ve Kurtuluş Savaşı’na destek vermek istiyorlardı. İşin enteresan yanı böyle şiirleri Türkistan’daki hemen her Türk boyunun önde gelen şairleri kaleme almışlardır. Mesela Kazak Türklerinin milli şairlerinden Mağcan Cumabay bunlardan biridir. Osmanlı mağlup edilerek işgaline karar verildiği sıralarda Sovyet Rusya’sında iç karışıklıklar ve savaş sebebiyle açlık felaketi yaşanıyor ve halk sıkıntı içinde yaşıyordu. Buna rağmen Türkiye’nin işgale uğramak felaketi Türkistan halkı için çok derin bir yeis ve heyecanla karşılanmıştı. Kazak Türklerinin milli şairlerinden Mağcan Cumabay ilk baskısı 1923 yılında Taşkent’te yayınlanan eserinde yer alan “Alıstağı Bavrıma” yani “Uzaktaki Kardeşime” isimli şiirinde bu duyguları açıkça ortaya koymaktadır.[9] Magcan 12 dörtlükten oluşan uzun şiirine şöyle başlıyor:

Alısda azap çekken bavrım

Quvarğan bayşeşektey kepken bavrım.

Qamağan qalın cavdın ortasında

Köl qılıp közdin casın tökken bavrım.

Anadolu Türkçesiyle ifade edersek:

Uzakta azap çeken kardeşim

Kurumuş lale gibi solan kardeşim.

Kuşatmış kalabalık düşmanın ortasında

Göl gibi gözyaşı döken kardeşim.

 

Önünü ağır kaygı örtmüş kardeşim

Ömrünce yabancıdan zulüm görmüş kardeşim

Katılaşmış yüreğiyle gaddar düşmanlar

Diri diri derini soyan kardeşim.

Şeklinde Magcan Anadolu Türklüğün içinde bulunduğu ağır şartları dile getiriyor. Şiirini devam eden mısralarında eski devirlerde Türklerin Altay dağlarında mutlu bir şekilde yaşadığı günleri hatırlatır. Daha sonra Anadolu Türklüğünün Altaylardan ayrılarak Karadeniz ve Akdeniz coğrafyasına yerleştiğini dile getirir. Ancak bu coğrafyada zor günler yaşanmaktadırlar. Onun için Mağcan Anadolu Türklerine eski ata toprakları olan altın taht Altay’a geri dönerek kendileriyle güç birliği etmeleri gerektiğini şu mısralar ile ifade ediyor:

Heyhat! Ayrıldık mı büyük gruptan?

Dağılıp yılmayan yağan oklardan,

Türkün aslan gibi yüreğinden,

Gerçekten köle mi olduk düşmandan korkan.

 

Özgürlük için çırpınan Türk canı,

Gerçekten hasta mı, bitti mi hali?

Ateş söndü mü, yürekteki, kurudu mu,

Kaynayan damarlardaki atalar kanı.

 

Kardeşim! Sen orada ben burada

Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza

Layık mıdır köle olarak yaşamak? Gel gidelim,

Altay’a, ata yadigârı altın tahta.[10]

Kırgız şairi İsmail Sarıbayoğlu da 1921 yılında Kurtuluş Savaşı için bir şiir yazmıştır. Hayatı hakkında fazla bir malumatımızın olmadığı bu Kırgız şairi “İngilizler Türklere Saldırırken Yazılan Şiir” ismini taşıyan şiirinde Anadolu Türklüğünün ölüm-kalım savaşına Kırgız Türklerinin dikkatini çekmek ve gerekirse yardımına koşmak gerektiğini ifade etmekte ve şöyle demektedir:

Ekçeme içip kölösün

Bar önörün ordo atmak.

Musulmandın işi emes

Kılıç çappay cön catmak.

Koldon kelse kayrat kıl.

Oygon Kırgız uykudan.

Stambul türktön ayrıldın.

Bolup aldı ar bölök

Ak cinister bölök.

Amerika sarı orus

Aydap cürdü türkündü.

Aylan kelse sen boluş.

 

Anadolu Türkçesiyle ifade edersek:

 

Ayran içerek eğleniyorsun

Bütün hünerin eğlenmek.

Müslümanın işi değildir

Kılıç sallamadan boş yatmak.

Elinden geliyorsa çaba göster.

Uyan Kırgız uykudan.

İstanbul Türk’ten ayrılıyorsun.

Oldular grup grup

Beyazlar bir grup.

Amerika Sarı Rus

Önüne kattı Türk’ünü.

İmkânın varsa koş yardım et.[11]

Türkistan’ın önde gelen şairlerinden Abdülhamid Çolpan da (1897-1938) bir taraftan Türkistan’ın hürriyeti için halkta mücadele ruhu uyandırmaya çalışırken diğer taraftan Türkiye’yi ihmal etmiyor ve Türk istiklal harbi için şiir yazıyordu. Onun Tufan adlı şiiri Anadolu’da milli mücadeleyi yürüten Türk ordusuna ithaf edilmiştir. Şiirde Türk ordusu “mazlumlar tufanının öç alıcı sellerine” işgalci kuvvetler ise “medeniyet beşiğinde oturan cellâtlara” benzetilir. 1920’lerde yazılan şiirin başında ve sonunda Türk ordusuna hitap eden iki mısralık şu bölüm:

Ey İnönü Ey Sakarya ey İstiklal Erleri

Milli Misak alıngança totalmasdan ilgeri sözleri heyecan ve çoşkunluk yaratmaktadır. Şiir

Ey istiklal ey Sakarya ey İnönü Erleri

Yür mazlumlar tufanının öç alguçı selleri!

mısralarıyla sona ererken Çolpan Türk İstiklal harbini batılı sömürücü ve işgalci güçlere karşı mazlum milletlerin öç alması olarak görmektedir.[12]

O dönemde milli mücadele ve onun lideri Atatürk’ü yakından takip edebilen nadir şahsiyetlerden biri Mustafa Çokay’dır. 1921–1941 yıllara arasında Paris’te yaşayan ve Yaş Türkistan isimli bir dergi yayınlayan Mustafa Çokay 1938’de Atatürk’ün ölümü üzerine bir makale yayınladı. Makalesinde Çokay, Türk siyasi tarihinin yeri doldurulamaz bu kaybından duyduğu üzüntüyü şu sözlerle dile getirmiştir: “Türk tarihinin kaydettiği yüce şahsiyetlerden biri olan Mustafa Kemal Atatürk gibi lider, büyük devrimci ve devlet adamının 57 yaşında bu dünyadan göçüp gitmesi ne kadar ağır ve ne kadar üzüntü verici bir kayıptır.”[13] Atatürk’ün ne derece büyük teşkilatçı ve lider olduğunu anlamak için I. Dünya Savaşı, Mondros Mütarekesi ve Sevir Antlaşmasından sonraki Türkiye’nin durumunu bilmenin gerekli olduğuna dikkatleri çeken Çokay, onun sadece yurdu kurtaran bir ordu komutanı değil aynı zamanda yeni bir devlet kuran büyük bir devrimci olduğuna dikkati çekmektedir. Çokay onun bu iki konuda da üstün yeteneklere sahip olduğunu, ancak dört bir yanı işgal edilmiş düşman ordularını saf dışı bırakan askeri yetenekleri mi, yoksa geri kalmış bir ülkeyi devrin genç ve modern devletleri arasına sokmayı başaran devrimci yeteneklerinin mi üstün olduğunu tespit vermenin zor olduğunu söylemektedir. Çünkü Çokay Atatürk’ün son 10 yılda gerçekleştirdiği devrimler sayesinde Türkiye’de meydana gelen değişimlerin, belki de dünyanın hiçbir ülkesinde yaşanmadığını söyler. Ona göre, bu değişimler ülkenin sadece dış görünüşünü değil, aynı zamanda ve en önemlisi Türk halkının dünya görüşünü ve hatta düşünce sistemini de etkilemiştir.

Çokay, Atatürk’ün sadece yetenekli bir komutan ve bilge bir devrimci değil, aynı zamanda usta bir diplomat olduğuna da dikkati çekmektedir. 1938 yılının sonunda kaleme aldığı iki sayfalık makalesinde, üzüntü verici haberin etkisinin devam ettiği bir sırada ve kısa bir makalede Atatürk’ün hayatı ve hizmeti hakkında yeterli bilgi veremeyeceğini söyleyen Mustafa Çokay derginin gelecek sayılarında birçok makalenin bu konuya hasredileceğini ifade eder. Ancak, bundan kısa bir süre sonra, 1939 yılında önce Avrupa’da patlak verecek olan II. Dünya Savaşı Berlin’de yayınlanmakta olan Yaş Türkistan dergisinin de yayınına son vermesine sebep olacaktır. Buna rağmen, Çokay dergisinin 1939 yılındaki bir sayısında Atatürk’ün Devrimleri isimli ikinci bir makale yayınlama imkânı bulacaktır.

Çokay Atatürk devrimleriyle Türkiye’de coğrafi isimlerin dışında her şeyin değiştiğine dikkati çekmektedir. Çokay’ın ifadesiyle, ülkenin yönetim sisteminden halkın yaşayış şekli, giyimine kadar her şey değişmiştir. Ancak, Türkiye dışında yaşayan birisi olarak Atatürk devrimlerini hakkıyla değerlendirecek bir konumda olmadığını söyleyen Çokay, yazısında devrimlerin ayrıntılarından ziyade, onların mana ve önemi üzerinde durmayı yeğleyeceğini belirtmektedir.

Çokay, öncelikle Atatürk devrimlerinin yapılmasına sebep olan şartların tespitinin gerekli olduğunu, bunun özellikle Türkistanlılar için elzem olduğuna dikkati çeker. Çünkü Çokay’a göre, Türkiye’yi geri bırakan ve köklü ve geniş çaplı reformların yapılmasını gerekli kılan şartlar Türkistan’da da yeterince mevcuttur.

Mustafa Çokay, Türkiye’nin yeni modern ve milli devlet yapılanması yolundaki çalışmaların Kurtuluş Savaşı’ndan da ağır ve zor şartlarda gerçekleştirildiğine dikkati çektikten sonra, zamanı geçmiş eski şeyleri yok etmeden, onların yerine yenilerini koymanın mümkün olmadığını söyler. Çokay’a göre, Osmanlı Devleti’nin kalıntılarının yok edilmesi sırasında, bazı yararlı şeylerin de tahrip edilmesi kaçınılmazdır. Ancak, kayıplar ne olursa olsun, Sevr Antlaşması şartlarındaki Türkiye göz önünde bulundurulduğunda, bugünkü Türkiye için hiçbir Türk vatandaşı pişman olmamalıdır. Bu büyük devrimler sırasında tahribata uğrayan bazı milli değerler varsa da, bunları Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini sağlamlaştırıp güçlendirdikten sonra, tekrar yeşertip geliştirmek mümkün olacaktır. Çokay’a göre, dünya tarihinde bunun örnekleri az değildir.[14]

Diğer yandan Sovyet ideolojisini benimsemiş aydınların da milli mücadele konusunda benzer duygu ve düşünceleri taşıdığını görmekteyiz. Ancak Türkiye ile Sovyet Rusya Türklüğü’nün ilişkilerinin gelişmesini Turancılık olarak gören Moskova Hükümeti tutumu bu konuda aydınların görüşlerini açıkça ifade etmesine fazla imkân tanımamıştır. Buna rağmen Sovyet ideolojisi çerçevesinde bazı makale ve yorumlar yayınlanmıştır.

Bunlardan biri Sovyet Türk halkları içinde Doğu halklarına özgün Marksizm yorumlarıyla öne çıkan Mir Said Sultangaliyev’tir. Marksizmi sınıflar mücadelesi olarak değil ezen ve ezilen halkların mücadelesi olarak yorumlayan ve enternasyonel yerine sömürgeler enternasyonelini teklif ederek büyük bir siyasi düşünce adamı olarak ortaya çıkan Galiyev 1920 Mayısında yazdığı makalesinde Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a ayak basmasıyla başlayan milli mücadele hareketini TBMM’nin kuruluşuna kadar olan aşamalarını bütün ayrıntılarıyla yazabilmiştir.

Galiyev “Son Zamanlarda Türkiye’deki Durum” başlıklı makalesinde Doğu ülkeleri ve Anadolu’daki mücadele konusundaki haberlerin Batı Avrupa bankerlerinin cebinden beslenen haber kaynaklarından geldiği için taraflı olduğuna ve hatta çarpıtıldığına işaret ederek başlayarak şöyle demektedir: “İtilaf Devletlerinin sürekli olarak Doğu ülkelerindeki ‘milli hareket’ten, Türklerin Hıristiyanlara karşı katliam hazırlığından ve sözde ‘Panislamizden’ bahsettiğini görüyoruz. Yine de uluslar arası emperyalizm için tatsız ve ‘incitici’ olan gerçekler, bu haberlerde de satır altında okunan gerçeklerdir.”

Makalesinin geri kalan kısmında Galiyev, Kızıl Ordu’nun Doğu’da, Türkistan’da ve Güney cephelerindeki başarılarından sonra İtilaf Devletlerinin telgraf temsilcilerine ihtiyaç duymadan Türkiye’deki yeraltında olan bazı komünist yoldaşların Türkiye’deki durumla ilgili ayrıntıları öğrendiklerini belirterek bu kaynaklardan aldığı bilgileri vermektedir.

Galiyev hacimli makalesinde Mondros Antlaşmasından sonra İtilaf Devletlerinin Istanbul’a girişi, Damat Ferit Paşa Hükümeti, Kuvay-ı Milliye oluşumu ve faaliyetleri, Mustafa Kemal’in Anadolu’ya geçişi, Sivas Kongresi, Amasya Görüşmeleri, Meclis-i Mebusan’ın milli tavrı, İstanbul’un işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağılması anlatılmaktadır.

Bu bilgilerde TBMM kuruluşundan bahsedilmemektedir. Bu da normaldir. Çünkü makalenin yayınlanış tarihi Mayıs 1920’dir. Büyük ihtimalle haberleşme imkânın kısıtlı olduğu o dönemde TBMM kuruluşu ile ilgili bilgiler makalenin yazımı esnasında Galiyev’e ulaşmamış olmalıdır. Ancak, Galiyev İtilaf Devletlerinin İstanbul’u işgal etmesi ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasından sonra Mustafa Kemal’den bir kurye geldiğini ve Anadolu asilerinin Sovyet Rusya ile ilişkiye girmek istediğini ve Anadolu’ya temsilci göndermesini veya kendilerinden gidecek bir heyeti kabul etmesini teklif ettiğini yazmaktadır.[15]

Galiyev’in bundan sonra Türkiye konusundaki görüşlerini KGB arşivlerinde bulunan 1925 yılında yazdığı, ancak tamamlamadığı ve yayınlamadığı bir makalesinde de dile getirdiğini görüyoruz. “Asya ve Avrupa Türk Halklarının Sosyo-Politik ve Kültürel Gelişme Temelleri Üzerine Tezler” isimli yazısında Japonya, Çin, Hindistan, Mısır, Fas ve Rusya Sömürgeleri ülkeleri üzerinde yorumlar yaparken Türkiye konusundaki düşüncelerini de kaleme almıştır.

Burada Türkiye konusunda şunları söylemektedir: “Çok acı çekmiş olan Türk halkının ünlü düşmanları için bile artık bu ülkede neler olduğu apaçıktır. Sağlıklı bir milli diriliş süreci. Daha önceden buna inanmamış, ya da bundan kuşku duymuş olanlar, buna derinlerinde hissediyorlar. Türk işçi ve köylülerinin ve ilerici Türk entelijensiyasının Türkiye’nin milli dirilişi çalışmasına adanmış süngüleri, kime gerekiyorsa gerçekçi düşünmeyi öğretti.” Türkiye ilgili görüşlerinin sonunda ise şu görüşlerini ortaya koymaktadır: “Avrupalı yöneticiler Türkiye’nin gövdesinden parçalarını koparmayı başardılar. Ama Türkiye’yi parçalamayı başaramadılar. O yaşadı ve yaşayacak. Bize göre, o sadece yaşamakla kalmayacak, eskiden onun olan, ondan Avrupa’nın zoruyla koparılan parçalarına, Orta Doğu’nun[16] geri kalanına yaşam verecek.[17]

Türkistan’da Bolşevik siyasi yapılanmanın önde gelen liderlerinden Turar Rıskulov’un da Türkiye’deki milli mücadeleye ve onun önderi Mustafa Kemal’e büyük hayranlık duyduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. Milli Komünizmin Öncüleri Rıskulov isimli eserin yazarı Hüseyin Adıgüzel’in tespitlerine göre, Rıskulov Türkiye’yi ve Türkiye’de olan bitenleri yakından takip ediyordu. Orada verilen savaşın, emperyalizmden kurtulma savaşı olduğunu bildiği için olayların gelişimini zamanında görüyor ve gelişmeleri izliyordu. Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal Atatürk’e hayranlık ve saygı duyuyordu.[18]

Stalin’in temizlik harekâtı sırasında 1937 yılında karşı devrimci, Pantürkist suçlamalarıyla tutuklanan ve bir yıl sonra kurşuna dizilen Turar Rıskulov kendisine karşı yöneltilen Türkiye için casusluk yaptığı suçlamalarına verdiği cevapta, “Bizim bazı konuşmalarımızda kastettiğimiz emperyalizmin oyuncağı olmuş Türkiye, eski Türkiye’dir. O şimdi yok. Yerinde Doğu’nun birçok halkını arkasından sürükleyen, emperyalizme, ilk defa büyük bir darbe vuran yeni Türkiye var. Bizim elimizde, Asya’da ve Türkistan’da toplumu Sovyet kuruluşuna çekmede yararlanabileceğimiz, önemi çok yüksek Kemalist ayaklanmanın deneyimi var. Bu deneyim bir kurtuluş hareketidir, emperyalizmin her türüne karşıdır ve bundan yararlanmamak büyük aptallık olur.” demektedir.[19]

Kazakistan Komünist Partisi Bölge Başkanlığı görevinde bulunmuş ve Moskova’ya Türkistan’ın birliği yolunda Türk Komünist Partisi, Türk Sovyet Cumhuriyeti ve Türk Ordusu kurulması gibi tekliflerde bulunduğu için 1937 idam edilen Rıskulov sorgulama esnasında Atatürk hayranlığını da gizlemeyerek şunları söylemiştir:

“Mustafa Kemal, bütün köle halkların, bütün doğulu halkların gözünde büyük ve bir ilki başaran devrimci liderdir. Ona büyük bir saygı duyuyorum. Çok üzgünüm, ama gerçekten çok üzgünüm ki, onun gibi bir insanla ilişki kuramadım ve karşılaşamadım. Bu benim açımdan büyük bir eksikliktir.”[20]

Sonuç olarak, hangi siyasi görüşte olursa olsun dönemin Türkistan aydınları kendilerinin yaşadığı ağır şartlara ve sıkıntılara rağmen Türkiye’deki milli mücadeleyi yakından takip etmeye çalışmışlardır. Milli mücadelenin başarısını kendi başarıları görmüş ve onun lideri Atatürk’e büyük hayranlık duymuşlardır.

Doç. Dr. Abdulvahap Kara*

(Bu yazının yayınlandığı eser: Kara, Abdulvahap, “Türkistan Aydınlarının Milli Mücadeleye Bakış Açısı”, 90. Yılında Milli Mücadele, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2011, s. 271 – 282.)

 


* Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi.

[1] Mir Yakup Duvlat, “Kaytsek Curt Bolamız”, Kazak, 10 Eylül 1918’den naklen Kazak (Haz. Ü. Subhanberdine – S. Davitov – K. Sahov), Almatı, 1988, s. 440.

[2] Y. T., Türkistan’da Türkçülük ve Halkçılık, İkinci Bölüm, İstanbul 1954, s. 69-70.

[3] Muhammed Ayaz İshaki, “Günlük Notlarından Önemli Parçalar”, Muhammed Ayaz İshaki ve Faaliyeti, Ankara, 1979, s. 216-223; Tahir Çağatay, “Büyük Türklük Mücahidi Ayaz İshaki”, a.g.e., s. 94.

[4] Y. T., a.g.e., s. 66; Abdulvahap Kara, Türkistan Ateşi Mustafa Çokay’ın Hayatı ve Mücadelesi, İstanbul, 2002, s. 182-183.

[5] Mustafa Çokay, “Ermeni Meselesi I”, Yaş Türkistan, 1933, No: 40. s. 17-22 ve Mustafa Çokay, “Ermeni Meselesi II”, Yaş Türkistan, 1933, No: 41, s. 24-29

[6] Y. T., a.g.e., s. 66-67.

[7] Yaş Türkistan aynı makale.

[8] Mustafa Çokay, “Ermeni Meselesi II”, Yaş Türkistan, 1933, No: 41, s. 24-29; Y. T., s. 67-68; T. Çağatay, “Büyük Türklük Mücahidi Ayaz İshaki”, a.g.e., s. 94.

[9] Y. T., a.g.e., s. 67-68; Yaş Türkistan, 1930, sayı 3-4, s. 38-42; Günhan Kayhan, Magcan Jumabayulu’nun Hayatı ve Eserleri (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Hoca Ahmet Yesevi Uluslar arası Kazak – Türk Üniversitesi, Türkistan, 1998, s. 45-48; Feyzullah Budak, Altaydaki Yüreğim: Mağcan Cumabay’a Cevap, Ankara, 2003. s. 62-65. Budak ayrıca Magcan’ın bu şiirine Anadolu Türklüğü olarak bir cevap şiiri de yazmıştır. Bkz. A.g.e., s. 138-141. Türkistan Türkleri’nin Kurtuluş Savaşı’na askeri ve mali yardımları konusunda bkz. Abdulvahap Kara, “Türkistan Türklerinin Kurtuluş Savaşı’na ve Cumhuriyet’e Katkıları”, Mimar Sinan Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Dergisi, Kasım 2003, Sayı 3, s. 71-81.

[10] Magcan Cumabayev, Şığarmalar, c. I. Almatı, 1995, s. 72.

[11] M. Şen, “Milli Mücadelemizi Anlatan Bir Kırgız Şiiri”, Bağımsız Kırgızistan, Düğümler ve Çözümler, (Haz. Prof. Dr. Emine Gürsoy), Ankara, 2001, s. 119-126.

[12] Hüseyin Özbay, Çolpan’ın Şiirleri, Metin, Aktarma, İnceleme, Ankara, 1994, s. 141-142, 329-331.

[13] Mustafa Çokay, Yaş Türkistan, Aralık 1938, Sayı: 109, s. 40-41.

[14] Aynı yer.

[15] Sultan Galiyev Bütün Eserleri, (Yayına Haz. Özgür Erdem), İstanbul 2006, s. 325-332.

[16] Eserde Yakın Doğu olarak çevrilmiş.

[17] Sultan Galiyev, a.g.e, s. 668-669.

[18] Hüseyin Adıgüzel, Milli Komünizmin Öncüleri Rıskulov, İstanbul 2005, s. 292.

[19] A.g.e, s. 293.

[20] Aynı yer.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *