TÜRK DÜNYASINI KALEMİYLE BİRLEŞTİREN ŞAİR ALİ ŞİR NEVAİ (1441-1501)

 

Sempozyuma başta Türkiye ve Özbekistan olmak üzere, Afganistan, Kırgızistan, Pakistan, Almanya, Çin, Azerbaycan, Tacikistan, İran ve Türkiye’den çok sayıda konuşmacı katıldı.

Özbekistan’dan gelen bilim adamları konuya olan hâkimiyetleri ile dikkati çekti. Gelen heyetin yarıya yakın kısmının bildirilerini Türkiye Türkçesinde sunmaları sevindiriciydi. Bu hususta güzel gelişmeler oluyor. Geçen sene Kazakistan’da katıldığım bir bilimsel toplantıda Türkiye’den gelen bilim adamlarının yarıya yakını Kazakça konuşabiliyordu. Böyle karşılıklı Türk lehçelerinin konuşulması Türk dünyasındaki edebi ve bilimsel ilişkilerin gelişmesini hızlandıracağı muhakkaktır.

Avrasya’ya Yön Veren Şahsiyetler: Doğumunun 570. Yılında Ali Şir Nevai Sempozyumu”nun açılış konuşmasını yapan Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölüm Başkanı Doç. Dr. Yusuf Çetindağ “Tarihi bir günde bulunuyoruz. Türk dünyasının en büyük aksakal şair ve müellif olan Ali Şir Nevai’nin hatırası için toplandık. Onun düşüncelerine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyoruz. 60 yıllık hayatında 120.000 beyit sığdırmıştır. Türk dilini şiir dili makamına yükseltti. Türk Rönesans’ı döneminin en büyük temsilcisidir. Nevai ve Molla Camii’nin eserleri hayatlarında Anadolu’ya geldi. Fatih döneminde İstanbul’a gelen Ali Kuşçu Herat mektebindendir. Yavuz Sultan Selim İran’dan 800 âlim getirtti.  Nevai Herat  mektebinin baş muallimidir. İslam sanatlarına Türk damgasını vurmuştur. Türkçe’ye ve Türk şiirine kendini adadı. Türk dili ve kültürünün yok olmaya yüz tuttuğu bir dönemde onu ayağa kaldırmasını bilmiştir. Hüseyin Baykara benim hükmettiğim topraklarda Ali Şir Nevai yaşadığı için bahtiyarım demiştir. Türkçenin gelmiş geçmiş en büyük şairidir. Onun etkisi çevresinde çok büyüktü. Bir gün kulağı ağrıdığı için sarığını farklı bağlamıştı. Onun bu bağlama tarzı moda olmuş ve Ali Şir Nevai naz-ı sarık adını almıştı. Hocası Molla Camii öğrencisine övgü dolu kitaplar yazmıştır. Sempozyuma on ülkeden bilim adamları geldi” şeklinde konuştu.

Gerçekten de Ali Şir Nevai XV. yüzyılda tüm Türk aydınları Arapça ve Farsça ile kitap yazıp şiir yazarken Türkçe’nin mahzunluğuna son vererek şiirlerini Türkçe yazmıştır. Nevai’ye göre o dönemde Türkçenin çok güçlü olmasına rağmen kusurunun bir yabani at gibi ehlîleştirilmemiş olmasıydı. Veyahut çok değerli hazinelere giden ancak taşlı dikenli düzeltilmemiş bir yol olmasıydı. Aslında bu kusur, Nevai’ye göre dilin değil, o dilin mensuplarının kusuruydu. Dönemin edebiyatçılarının düştüğü acıklı durumu şu şekilde özetliyor: “Türk’ün bilgisiz za­vallı gençleri kolay sanarak Farsça şiir söylemeye özeniyorlar. Bir insan et­raflı ve iyi düşünse Türkçe de bu kadar genişlik, incelik, derinlik dururken bu dilde şiir söylemenin daha mükemmel daha beğenilir olacağını anlar.”

Bu duruma bir son vermek ve Türkçeyi geliştirmek isteyen Nevai kaleme aldığı manzum ve mensur eserlerle dile büyük bir katkı yaptı. Nevai kendine kadar ne Anadolu’da, ne Türkistan’da yetişmeyen büyük şiir ve şair boşluğunu bizzat kendisi doldurdu. Bu sebeple Çağatay şiirinin ve hatta Çağatay edebi dilinin kurucusu da oldu. Bu yüzden Çağatay diline Nevai dili de denilmektedir. Bu sebeple Nevai’ye edebiyat ve veya dil dahisi de diyebiliriz. Bu ancak üstün yaradılışlı insanların yapabileceği bir iştir. Nitekim, Nevai’nin hayatına baktığımız zaman onun 3-4 yaşlarında şiir okumaya veya yazmaya başladığını görürüz. Bugünkü eğitimin en geliştiği çağımızda bile bu yaşta çocukların şiir okumasını ve yazmasını bırakın harf bile tanıması mümkün olmamaktadır. Ayrıca kendisi bir Türkçe aşığıdır. Türkçe için onun söylediği şu sözleri meşhurdur: “Türkçe’nin derinliklerine dalınca on sekiz bin alemden daha yüksek bir alem göründü.

Nevai konusundaki kitaplarıyla Türkiye’nin önde gelen bilim adamlarından Prof. Dr. Kemal Eraslan bir üzüntüsünü dile getirerek konuşmasına başladı: “Herat’taki Ali Şir Nevai’nin mezarının salondaki resmini görüp saçımı başımı yolmak istedim. Fuzuli’nin türbesi Kerbela’da Kıble kapısının yanında yerle bir olmuştur. Biz devlet olarak buna göz yummuşuz.

Ali Şir Nevai Türk dünyasının kalemde birleştirmiştir. O dönemde de dil ve kültür mücadelesi vardı. Türkler arasında Arapça bilime, Farsça sanata yön vermekteydi. Türk dili bir köşede kalmıştı. Ali Şir Nevai  bir dahidir. Dava adamıdır. Türk kültürü ve Türk dilinin dava adamıdır. Nevai nasıl bir insandır? Duyguları neydi? Zaafları nelerdir? İnsanlardan neden kaçtı? Bunlar araştırılmalıdır.  Ali Şir Nevai muazzam bir kültüre sahip bir kişidir. Bugün dünya bir kültür mücadelesi içindedir. Askeri mücadele işin şekli tarafı olmaktadır. Büyük devletler dünyayı kültürle idare etmeye çalışıyorlar. Kendilerinin yeme, içme, giyme ve eğlenme gibi alışkanlıklarını diğer milletlere empoze ediyorlar”.

Marmara Üniversitesinden Prof. Dr. Mustafa Kaçalin lise kitaplarındaki hatalı bilgilere vurgu yaparak “Ali Şir Nevai için büyük azeri şairi denmiştir. Bu büyük bir hatadır. Ali Şir Nevai bizim için hala bir kapalı kutudur. Toplumun büyük bir kesimi onu tanımıyor. Onun hakkında yeni yeni çalışmalar yapılıyor. O ortaokul ve lise kitaplarında yer almalı, gençlerimiz ve çocuklarımız bu örnek insanı tanımalıdır. Eskiden Kuran hafızı,  mesnevi hafızı, Leyla Mecnun hafızı olurdu. Ali Şir Nevai çok sık okunmalı. Onu okurken üşenmeden sözlük de kullanmalıyız. Türk edebiyatında bazı şeyleri ilk defa o yapmıştır. Bu yüzden büyüktür” dedi.

Özbekistan İlimler Akademisi Ali Şir Nevai Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. İbrahim Hakkul “Bugün bizim için unutulmaz bir gündür. Güzel sözler duymak ne güzeldir. Ali Şir Nevai kalem ile dünyayı fethetti. Timur’un alamadıklarını aldı. Özbekistan’da Sovyet döneminde Puşkin heykelleri her yere dikildi. O dönemde biz Puşkin kadar Ali Şir Nevai’yi bilmezdik. Bu bizim azabımızdır.  Bağımsızlık bize imkân verdi. Ali Şir Nevai hakkında çok araştırmalar yaptık. Bu konuda yaptıklarımız o kadar çok ki, bunları bir bir anlatmaya kalksam, sanırsınız ki, Özbekler İstanbul’a kendilerini methetmeye gelmişler. Cumhurbaşkanı İslam Kerimov’un himayelerinde Ali Şir Nevai’nin on ciltlik tüm eserlerini yayınladık. Bunu sempozyumu düzenleyen Doç. Dr. Yusuf Çetindağ’a hediye etmek istiyoruz”. Ancak Çetindağ büyük bir kadirşinaslık örneği göstererek bu eseri almaya kendisinden çok hocası Prof. Dr. Mustafa İsen’in layık olduğunu ifade ederek, kitapların İsen’e verilmesini sağladı.

Özbekistan İstanbul Başkonsolosu Abror Gulyamov’un Nevai ile ilgili ilginç istatistiki bilgiler verdi: “Puşkin kendi eserlerinde 21 bin, Shakespeare yaklaşık 20 bin, Cervantes 18 bin kadar, Ali Şir Nevai ise tüm eserlerinde 1 milyon 328 bin kelime kullanmıştır. Bunlardan yaklaşık 26 bini tekrarlanmayan kelimedir. Sebebi Nevai’nin Arapça, Farsça Urduca gibi birçok dilden faydalanmış olmasıdır” dedi.

Diyalog Avrasya Platformu Eşbaşkanı Harun Tokak “Sıra dışı insanlar ölmezler, ancak unutulduklarında ölürler. Ali Şir Nevai hem bilim adamı, hem de devlet adamıdır. Devlet ile bilim bir insanda birleştiği zaman ışıltılı bir dönem ortaya çıkıyor. Diğer bir deyişle dönemin siyaset adamları bilim adamlarından çıktığı zaman parlak devirler gelir. 32 yıl devlet adamı görevi yapan Ali Şir Nevai boş vakitlerinde Herat’ı bir bilim merkezi haline getirmiştir. O bir eserinde uzak diyarları divanımı göndererek fethettim diyor. Onun aziz hatırasına Türkçe olimpiyatlarında Ali Şir Nevai ödülü dağıtıyoruz. Günümüzde 130 ülkede gençler Türkçe öğreniyor ve Türkçe konuşuyorlar” şeklinde konuştu.

Taşkent’ten gelen değerli bilim adamı Prof. Dr. Hamidullah Baltabayev “Özbekistan’dan 18 kişi geldik. Ali Şir Nevai sadece Özbekistan değil tüm Türk dünyasının edebiyatına etki etmiş bir kişidir. Mustafa İsen’in Tezkireden Biyografiye isimli eserini bu sene Özbekçeye aktarıp yayınladık. Burada kendisine matbaadan daha yeni çıkan ve mürekkebi kurumamış kitabı hediye etmek istiyoruz” diyerek eseri Prof. Dr. Mustafa İsen”e takdim etti.

İsen bu durumdan duygulanarak “Çok mutluyum. Mevlana hazretleri hangi makama baktımsa orada önce Yunus Emre’yi gördüm demektedir. Klasik Türk edebiyatıyla uğraşanlar nereye el atarlarsa atsınlar orada Ali Şir Nevai ile karşılaşırlar.

Bu kitabı böyle bir günde almak ayrı bir öneme haizdir. Sanki Ali Şir Nevai’den bir hediye almış gibi oldum. Ali Şir Nevai sanatçı, şair, devlet adamı, vizyon sahibi bir insan olarak çok etkili olmuş bir isimdir. Böyle bir sempozyuma katılmaktan çok mutlu olduğumu belirtmek istiyorum” dedi.

Daha sonra oturumlara geçildi. Birinci oturumda konuşan Kırgız araştırmacısı Abdülmuttalip Mirzahmetov “Vambery’de eserinde Nevai’den bahseder.  Ali Şir Nevai hayırseverliğiyle öne çıkmış bir insandır.  Hacca gitmek istemişti. Bunun için Hüseyin Baykara’dan izin istedi. Baykara kendisinin hayırlı işlerden elde ettiği sevabın hacca gidenlerden daha fazla olduğunu söyleyerek redder. Seneye tekrar izin istediğinde bu sefer Baykara devlet işlerinde kendisine ihtiyacı olduğunu gönderemeyeceğini söyler. Üçüncü sene Ali Şir Nevai artık kararlıdır. Baykara’dan tekrar izin ister. Baykara şairi kırmaz ve izin verir. Ancak eve geldiğinde halkın ve çevresindekilerin Herat’tan ayrılmaması, ayrıldığı takdirde haksızlıkların ve kavgaların artacağı endişelerini dile getirirler. Onları kıramayan şair hacca gitmekten vaz geçer.

Bir başka olayda Hüseyin Baykara’nın çevresindeki vezirler Ali Şir Nevai’yi çekiştirerek onun saraydan uzaklaştırılmasını sağlarlar. Bir gün Baykara vezirlerine bir okla geyiği hem kulağından, hem ayağından vurdum. Bu nasıl olabilir? Bunun çözümünü yarın sabaha kadar bulun, bulamazsanız hepinizin kellesini uçuracağım der. Vezirler tüm gece düşünürler ama cevabı bulamazlar ve Ali Şir Nevai’den sormaya karar verirler. Nevai bunun cevabı basit geyik ayağıyla kulağını kaşırken vurulmuştur der. Vezirler sabah bunu Hüseyin Baykara’ya ileterek başlarını kurtarırlar. Ama Baykara onlara hem Ali Şir Nevai’yi kötülersiniz, hem de ondan müşküllerinizi sorarsınız demekten kendini alamaz. Çünkü bu sorunun cevabının onların kendilerinin çözemeyeceğini biliyordu.” şeklinde konuştu.

Azerbaycan’dan Aynur Kasımov’un düşüncesine göre, Nevai 500 yıl önce yaşamış olsa da eserleri ve kahramanları bugün de yaşamaktadır. Nevai’den uzaklaşan Türkistan’dan da uzaklaşmış olur.

Azerbaycan’dan Prof. Dr. Fuzuli Bayat Ali Şir Nevai’nin Türk edebiyatındaki müstesna yerine vurgu yaptı: “Türkçe ilk tezkireyi yazdı. Biri Farsça, dördü Türkçe olmak üzere beş divanı olan şairdir. Türkçede ve Türk edebiyatında tezkirecilik geleneğini başlattı. Şairin hayatı hakkında çok bilgi vardır. Onunla ilgili rivayetler halen Özbekler, Karakalpaklar ve Türkmenler  arasında hâlâ yaşamaktadır. Baburname’de onun öven sözler bulunmaktadır. Hüseyin Baykara ile oğlu arasındaki anlaşmazlıklarda hep arayı bulan Ali Şir Nevai olmuştur. Klasik şairler 20 bin civarında beyit ezbere bilirken, Nevai bundan üç misli 60 bin beyit ezbere bilirdi.

Prof. Dr. Kamil Veli “Onun hakkında değil 10 dakika, 10 saat, 10 gün, 10 yıl konuşsak da bitiremeyiz. Ortak Türkçe meselesinin kökeni de Nevai’ye bağlıdır. Türk kültürünün temel eserleri Orhun Abideleri, Yusuf Has Hacip’in Kutadgu Bilig ve Kaşgarlı Mahmud’un Divan-i Lügat’it Türk olmakla birlikte, Türk dilinin teorisi ve grameri konusunda Nevai bir numaradır. Bizim ilk gramerimizi Ali Şir Nevai yapmıştır. Türkçenin günümüzde doğru dürüst bir grameri olmadığı gerçektir. Eldeki gramerler Arapça ve Batı kalıplarının etkisinde hazırlanmıştır.


Onun Muhakemet’ül Lugateyn (İki Sözlüğün Karşılıştırılması) isimli eserini her Türk aydını Kur’an gibi her gün okumalıdır. Ben onu Azerbaycan Türkçesine, Prof. Dr. Sema Barutçu da Türkiye Türkçesine çevirmiştir. Ancak bu eseri tüm Türk dünyasının aydınlarının Türkistan edebi dilinde okumaları daha iyi olur.

Nevai çağdaş dil biliminine uygun bir şekilde teori ve uygulamasını yapmıştır. 100 fiil kalıbı ile kelime incelikleri, kipleri, eylemin kendisinden gelen bildirimler vardır. Ali Şir Nevai Kur’ana saygısızlık olmasın diye Türkçe’yi Arapça ile değil Farsça ile mukayese etmiştir. Farsça duygusal bir dildir, edilgen fiil yoktur. Türkçenin farklı bir grameri ve sistemi vardır. Bunun anahtarını bize Ali Şir Nevai  hem edebi eserleri ve hem de şiirleri ile vermiştir. Türk kültürü Özbek edebiyatı olmadan tasavvur etmek mümkün değildir.” dedi.

Dört bin yıllık Türk dilinin tarihine kuş bakışı baktığımızda M.Ö. 2000 – M.S. 600 yılları arasında 2600 yıl ilk Türkçe dönemi, 600-1000 yılları arasında Göktürkçe baskındır. Bundan sonra İslami dönem başlar. Yine de Türklerin konuştuğu tek dil veya lehçe olarak Türkçe13. yüzyıla kadar sürmüştür. Yani tüm Türkler bu döneme kadar ortak bir Türkçe ile konuştu diyebiliriz. Fakat edebiyatta ve hatta devlet dilinde Arapça ile Farsça’nın egemenliği başladı.

XV. yüzyılda Nevai’nin çabalarıyla Türk aydınları Türkçeye yöneldiler ve böylece Türkistan’da bir Çağatay edebi dili ortaya çıktı. Bu sırada Osmanlı topraklarında Batı Türkçesi ortaya çıktı. Ancak Osmanlı aydınları Çağatay edebi dilinden habersiz değildi. Hatta çok yakından takip ediliyordu. Osmanlı aydınları arasında Nevai’nin eserleri asırlarca okunmuştur. Osmanlı aydınları onun eserlerini daha iyi anlayabilmek için sözlükler hazırlamışlardır. Bunlardan biri Şeyh Süleyman Efendi’nin Lugat-i Çağatay ve Türki-i Osmani adını taşımaktadır.

Türk Dünyasında dil kopukluğu XX. Yüzyılın başında başlamıştır. Bilindiği gibi İsmail Gaspıralı’nın Tercüman gazetesi 1883 – 1918 yılları arasında tüm Türk dünyasında okunuyordu. Ekim devrimiyle Sovyetler Birliği’nin Türkistan’a hakim olması, araya siyasi ve ideolojik katı sınırların çekilmesi, alfabe değişiklikleri, lehçeler arası farklılıkların arttırılması, Türkiye’de dilde sadeleştirilmeye gidilmesi gibi sebepler XX. Yüzyılda Türk dillerinin birbirinden uzaklaşmasını sağlamıştır. Böylece Türkler tarihlerinde hiç görülmemiş bir biçimde dil ve kültür olarak birbirinden uzaklaşmıştır. XXI. Yüzyılda Türk dünyası tekrar birbiriyle kavuşmuştur. Şimdi ilişkiler gün geçtikçe gelişmektedir. Ancak, edebi ve kültürel ilişkilerin siyasi ve ekonomik ilişkilerin çok gerisinde kaldığı gözlerden kaçmamaktadır. Bu ilişkileri geliştirmekte XV. Yüzyılda Türkçeye öncülük eden Ali Şir Nevai’nin şahsiyeti, fikirleri ve eserleri olacağa benzemektedir. Sempozyumda Prof. Kamil Veli’nin dediği gibi tüm Türk dünyası aydınları onun eserlerini hem de Türkistan edebi dilinde okumalıdır.

Son olarak bu güzel sempozyumu düzenleyen Fatih Üniversitesi Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölüm başkanı Doç. Dr. Yusuf Çetindağ’a teşekkür ediyorum. Ayrıca Nevai hakkında daha geniş bilgi edinmek isteyenlere Çetindağ’ın Ali Şir Nevai eserini hararetle tavsiye ediyorum. Nevai ve dönemini sade ve akıcı bir dille çok güzel anlatmış. Roman olarak da Türkçeye aktarılan Özbek Yazar Musa Aybek’in Nevai eserini öneriyoruz. Bunu yaşlı genç herkes okumalıdır.

Bunun yanısıra ilgilenenlere Türk Dil Kurumu’nun yayınladığı eserlerinin bir listesini sunuyorum.

YAYIN No.

YAYIN ADI
(Güncelleme 6/1/2012)

FİYATI

877

‘Ali Şir Nevayi, Nevadirü’ş-Şebab (hzl.) Prof. Dr. Metin KARAÖRS, 2006, XXIV + 705 s.

35,00 TL

568

Alî Şîr Nevâyî, Mîzânu’l – Evzân (hzl.) Kemal Eraslan, 1993, XVII + 198 s.

4,00 TL

577

Alî Şîr Nevâyî, Ferhâd ü Şîrîn (hzl.) G. Alpay Tekin, 1994, 515 s.

4,00 TL

608

Alî Şîr Nevâyî, Nesâyimü’l – Mahabbe min Şemâyimi’l – Fütüvve (hzl.) Kemal Eraslan, 1996, LIV + 493 s.

5,00 TL

626

Alî Şîr Nevâyî, Lisânü’t – Tayr, (hzl.) Mustafa Canpolat, 1995, 279 s.

3,00 TL

656

F. Sema BARUTÇU ÖZÖNDER, Alî Şîr Nevâyî Muhâkemetü’l-Lugateyn, 2011, 262 s.

12,00 TL

659

Alî Şîr Nevâyî, Leylî vü Mecnûn (hzl.) Ülkü Çelik Şavk, 1996, 384 s.

Tükendi

670

Alî Şîr Nevâyî, Fevâyidü’l – Kiber (hzl.) Öcal Kaya, 1996, XIX + 743 s.

4,00 TL

674

Alî Şîr Nevâyî, Sedd – i İskenderî (İnceleme – Metin) (hzl.) Hatice Tören, 2001, X + 533 s.

Tükendi

674-1

Alî Şîr Nevâyî, Sedd – i İskenderî (İnceleme – Metin) (hzl.) Hatice Tören, 2001, X + 533 s. 1. Hamur

9,50 TL

735

Âlî Şîr Nevâyî, Mecalisü’n Nefayis 1-2 (hzl.) Kemal Eraslan, 2001

16,00 TL

825

Alî Şîr Nevâyî’nin 560. Doğum 500. Ölüm Yıldönümlerini Anma Toplantısı Bildirileri, 2004, 167 s.

4,00 TL

1027

Prof. Dr. Mustafa S. KAÇALİN, Nevâyîn’nin Sözleri ve Çağatayca Tanıklar 2011,1476 s.

80,00 TL

Ancak sempozyumdaki bildirilerden anladığım kadarıyla, Türkiye’deki çalışmalarının Özbekistan ve Azerbaycan gibi ülkelerle kıyaslandığında çok geri kalmış bulunmaktadır. Türkiye’de özellikle Nevai’nin topluma tanıtılmasında daha çok çalışılması gerektiği ortadır. Türkiye’de Nevai anısına bir heykel yokken, Moskova ve Tokyo’da bu büyük şairin anısına heykeller dikilmiştir. Silahlardan çok kültürlerin kıyasıya çarpıştığı günümüzde Ali Şir Nevai gibi abide şahsiyetlere her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz aşikardır.

Doç. Dr. Abdulvahap Kara

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *