Kırım’ı İşgal Eden Rusya Dünya Barışını Tehdit Ediyor

 

Her ne kadar Yeltsin bu silahların kontrolünün Rusya’da olması gerektiğini söylese de, diğer ülkeler ellerindeki silahların Rusya’ya ait olmadığına işaret ettiler. Kendilerinin bilgi ve rızalarının dışında bu silahların yerlerinin değiştirilmesine veya imha edilmesine izin vermeyeceklerini söyleyen Ukrayna, Kazakistan ve Beyaz Rusya bu silahlar üzerinde hakları olduğunu ve Rusya’yı Sovyetlerin tek nükleer mirasçısı olarak tanımayacaklarını belirttiler.[2]

1991 yılı sonu itibarıyla dünyada bilinen nükleer silahı olan ülkeler sahip oldukları nükleer başlıklı kıtalararası stratejik füze sayısına göre şöyle sıralanıyordu.

  1. ABD (19.000)
  2. Rusya (17.500)
  3. Ukrayna (4.356)
  4. Kazakistan (1.690)
  5. Beyaz Rusya (1.222)
  6. Fransa (621)
  7. Çin (400)
  8. İngiltere (300)[3]

SSCB’nin dağılmasının ardından Ukrayna kendisine miras kalan atom silahlarını Rusya’dan doğması muhtemel güvenlik endişeleri için bir teminat gördüğünden dolayı ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi dünyanın önde gelen ülkelerinin nükleer silahları Rusya’nın kontrolünde imha edilmesi yönündeki baskılarına direndi. Çünkü, bazı Rus politikacılar Kırım’ın Rusya’ya ilhak edilmesini açıkça dile getirmekteydi.  Ancak bu ülkelerden gelen baskılar artmaya başlayınca, Ukrayna nükleer silahlardan vazgeçmesi karşılığında sınırlarının korunması ve özellikle Rusya’nın Kırım’ı işgal etme ihtimaline karşı güvence istedi. Ayrıca Rusya tarafından ülkesinin sınırlarının değişmezliğinin kabul etmesi, her hangi bir toprak talebinde bulunulmayacağı konusunda teminat vermesi, Ukrayna’nın egemenlik hakları ve bağımsızlığının tanınması talebinde de bulundu.

Üç yılı gibi uzun süren görüşmelerden sonra Ukrayna’nın talepleri Rusya tarafından kabul edildi. 5 Aralık 1994’te Budapeşte’de yapılan AGİK toplantısında ABD, Fransa, İngiltere ve Rusya Ukrayna’nın istediği güvenlik garantisine verdiklerini açıklayan bir memorandumu imzaladılar. Bu şekilde Ukrayna Rusya’ya karşı güvenlik teminatı verildikten sonra nükleer silahlardan vaz geçti. Aradan tam 20 yıl geçtikten sonra Moskova’nın kendi verdiği güvenlik teminatını yok sayması, Rusya’yı hukuk tanımaz, ne yapacağı kestirilmez ve güvenilmez bir ülke konumuna düşürmektedir.

4 Aralık 1994’te Ukrayna Devlet Başkanı Leonid Kuchma Budapeşte’deki toplantı öncesi gazetecilere verdiği demeçte, Ukrayna Parlamentosu’nun Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı (NPT) ABD, İngiltere, Fransa ve Rusya’nın güvenlik garantisi verilmesi şartıyla onayladığına vurgu yapıyordu.

Ukrayna Dışişleri Bakanı Hennady Udovenko da ülkesi için güvenlik garantisinin önemli olduğuna işaret ederek, Budapeşte’deki toplantıda Rusya’nın Ukrayna’nın sınırlarının değişmezliği konusundaki belgeye imza atacağını ifade ederek şunları söylüyordu: “Biz kimseden korkmuyoruz. Fakat bazı ülkelerdeki toprak talep eden aşırılıkçı güçlerin varlığını da unutamıyoruz.”[4]

Bu endişelerden ötürü Ukrayna Parlamentosu Rada Budapeşte toplantısı öncesinde, 16 Kasım 1994’te NPT’yi şartlı olarak onaylamıştı. Yine de bu onay kararı Washington’da olumlu karşılandı. ABD Hükümet Sözcüsü Christine Shelly Los Angelos Times gazetesine verdiği demeçte, Rada’nın kararını alkışlarla karşıladıklarını ve Clinton Hükümeti’nin Ukrayna’nın bağımsızlığı, egemenliği ve mevcut sınırlarının korunmasına özel bir önem vereceğini ifade ediyordu.[5]

Bazı ABD Hükümetinin resmi yetkilileri de Rada’nın ileri sürdüğü şartların kolaylıkla yerine getirilebilecek şartlar olduğunu belirterek,  Ukrayna Parlamentosu’nun NPT’yi onaylamasını takdirle karşıladıklarını belirtiyordu.

Aynı gazete yazısında, bununla beraber, 1994 Ocak ayında ABD, Rusya ve Ukrayna arasında imzalanan anlaşma uyarınca, Washington’un Kiev’in herhangi bir askeri tehdide maruz kalması halinde Ukrayna’ya gerekli yönlendirme ve tavsiyelerde bulunma sözünü de verebileceğine işaret ediliyordu.[6]

Bahsi geçen üçlü anlaşma 10 Ocak 1994’te Moskova’da ABD Devlet Başkanı Bill Clinton, Ukrayna Devlet Başkanı Leonid Kuchma ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Boris Yeltsin tarafından imzalanmıştı. Üç devlet başkanı tarafından imzalanan anlaşmada Ukrayna’nın topraklarındaki atom füze başlıklarının karşılığında ekonomik ve siyasi kazanımları taahhüt eden bu anlaşmanın kaçınılmaz (inextricable) garantörünün ABD olduğu kabul ediliyordu.[7]

Amerikalı yetkililerin Moskova’daki anlaşmanın imza töreninden önce gazetecilere verdikleri bilgiye göre, Rusya ve ABD Ukrayna’nın rızası olmadan sınırlarının değişmeyeceği ve her hangi bir tehdide maruz kalmayacağı konusunda yeni teminatların verilmesinde anlaşmışlardı.[8]

Sonuç itibarıyla, bundan 20 yıl öncesinden Ukraynalı devlet adamları Rusya’nın Kırım’a saldırabileceğini görmüşler ve bu konuda başta Rusya’nın kendisi olmak üzere ABD, İngiltere ve Fransa gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyesi ülkelerden teminat almışlardı.

Tüm bunlara rağmen Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’nın Kırım bölgesini işgal etmesi akıl almaz bir durumdur.

Bu işgal öncelikle, Rusya’nın kendi imzaladığı anlaşmalara saygı duymadığı, işine geldiği gibi ihlal edebileceği anlamına gelecek ve uluslararası alandaki güvenirliliğini kaybetmesi yol açacaktır.

En önemlisi Rusya Kırım’ı işgal etmekle, sadece Ukrayna’ya değil, aynı zamanda Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü teminat altına almayı yazılı bir belge taahhüt eden ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelere de savaş ilan etmiş bulunmaktadır. Nitekim, İngiltere’nin eski Moskova büyükelçisi Sir Tony Brenton, BBC’ye yaptığı açıklamada, “Rusya Kırım’ı işgal eder ve biz de memoranduma bağlı kalırsak bunun sonucu Moskova ile savaşa girmek olur” demektedir.[9] Kırım işgal etme emrini veren Putin, bir zamanlar Polonya’ya saldıran Hitler gibi,  dünya barışı için tehlikeli olacak bir adımı atmış bulunmaktadır.

Prof. Dr. Abdulvahap Kara

 


[1] Christy Campbell, “The New Fingers on the Nuclear Button”, The Sunday Telegraph, 15.12.1991; Michael Evans, “Fears Grow on Nuclear Control”, The London Times, 10.12.1991.

[2] Abdulvahap Kara, Turgut Özal ve Türk Dünyası (Türkiye – Türk Cumhuriyetleri İlişkileri 1983-1993), İstanbul, 2012, s. 131.

[3] Alexei Arbatov, “The Mysteries of the Nuclear Button”, New Times, January 1992; “Where the Weapons Are”, The Bulletin of the Atomic Scientist, Kasım 1991.

[4] Yuri Kulikov, “Ukraine Set to Renounce Nuclear Weapons”, Reuter, 4 December 1994.

[5] Mary Mycio – Sonni Efron, “Ukraine Agrees to Sign Historic Non-Nuclear Treaty”, Los Angeles Times, 17 November 1994; Natalia A. Feduschak, “Ukrainian Parliament Clears Nonproliferation Treaty”, Wall Street Journal, 17 November 1994; Matthew Kaminski, “Ukraine Approves Treaty to Abandon Nuclear Weapons”, Financial Times, 17 November 1994.

[6] Steven Greenhouse, Ukraine Votes to Rid Itself of Nuclear Weapons, New York Times, 17 November 1994.

[7] Ann Devroy, “The Selling of A Nuclear-Arms Agreement”, Washington Post, 12 January 1994.

[8] Jeffrey Smith, “U.S., Ukraine, Russia Near Deal on Arms”, Washington Post, 9 January 1994.

[9] http://dunya.milliyet.com.tr/abd-rusya-ya-savas-acmak-zorunda/dunya/detay/1844878/default.htm, Erişim, 3 Mart 2014.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *