İSTANBUL’DA KARDEŞ DERGİLER KURULTAYINDAN İZLENİMLER

Avrasya Yazarlar Birliği Başkanı Yakup Deliömeroğlu’nun açılış konuşmasında, bu soruların cevabını aldık. Başkan Türk dillerinin farklı renklerinde çıkan edebiyat dergilerini bir araya getirdikleri bu toplantının kalabalık bir ortamda yapılmasından özellikle kaçındıklarını ifade etti.  Çünkü, bu önemli toplantının sakin ortamda daha verimli olacağını düşünmüş ve bu sebeple de kurultay için İstanbul’un merkezinden ziyade Kozyatağı gibi uç bir mekan tercih edilmişti. Deliömeroğlu bu kurultayın küçük bir tecrübesini daha önce yaşadıklarını ve bunu Azerbaycan dergisi ile yaptıklarını söyledi. Bunun sonucunda, o derginin bir sayısının Türk Edebiyatı’na hasredilmesi ve aynı şekilde Kardeş Edebiyatlar dergisinin bir sayısının da Azerbaycan Edebiyatına ayrılması kararı alınmış. Deliömeroğlu’na göre, bunlar ilk adımlardır. Daha sonra daha güçlü adımlar atılacaktır.

Cumartesi günkü kurultayda en büyük sorun zamanın kısıtlı oluşuydu. 10 ülkeden 17 temsilci bir gün içinde Türk Dünyası edebiyat dergilerinin sorunlarını masaya yatırmak zorundaydı. Protokol konuşmalarının dışında, Sanat ve Kültür İletişiminde Edebiyat Dergilerinin Rolü, Edebiyat Dergisi Yayıncılığı ve Problemleri ve Edebiyat Dergileri Arasında İşbirliği İmkanları başlıklı üç oturum bir güne sığdırılmaya çalışılmıştı. İşte bundan dolayı, Deliömeroğlu açılış konuşmasında temsilcilerden az ve öz konuşmaları ricasında bulundu. Kazakistan’ın önde gelen yazarlarından ve Ana Tili Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Maksat Tacmuratov bu öneriye “bizim Kazakistan’da toplantılarda en az konuşana ödül veriyorlar” şeklinde bir espri yaparak destek verdi. Toplantıda yapılan konuşmaları not almaya çalıştım. Bunları sizlerle paylaşırken, bazılarını, gerçekten kısa ve özlü oldukları için aynen vermeye çalışacağım.

Kardeş Kalemler Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ali Akbaş, protokol konuşmasında, uzak ve yakından gelen tüm konuklara hoş geldiniz dedikten sonra, “dergi” kelimesinin derleyip toplamak manasına geldiğini ifade ederek: “Biz de dergi gibi toplanalım dedik. Konuşalım dedik. Dergi çıkarmak bir sevdalılık, gönül işidir. Define avcılığı gibi çekici yanı da vardır. Fakat zordur, yorucudur. Ancak, bütün çekilen zorluk ve sıkıntılar, matbaadan çıkan yeni dergi nüshasını, fırından yeni çıkmış sıcak ekmek gibi, elinize aldığınızda geçer gider. Kuruluşumuz sanıldığı kadar eski değil. Daha yeni bir yılını doldurdu. Türk Dünyasının çeşitli yerlerinden güzel yankılar aldık.

Sevgili kelam ve kalem sahibi dostlar, sık sık bir araya gelelim. Konuşalım. Bu sene İstanbul’da toplanan bu meclisimiz, her sene bir başka Türk ülkesinde devam etsin. Kitaplar da güzeldir. Ama dergide duygular daha heyecanlı ve daha canlıdır. Onun için kitap konserve, dergi ise dalında olgunlaşmış taze meyve gibidir. Romanlar ve bazı edebi eserler, kitaplardan önce dergilerde yayınlanırlar. Tarihte bir çok edebi ve siyasi akımlar dergilerin çevresinde toplanmıştır. Bu kurultaydan sonra iletişim hızlanacaktır. Daha nice kurultaylarda buluşmak üzere.” dedi.

Azerbaycan’ın dergi yayıncılığının tecrübeli isimlerinden ve Azerbaycan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İntikam Kasımzade konuşmasına “XXI. asır Türk halklarının asrıdır” diyerek başladı ve şöyle devam etti: “Bu asır bizim asrımızdır. Bu asırda kendi birliğimizi kurmak zorundayız. Bu kurultayı umumi Türk halklarının kurultayı olarak nitelendirebiliriz. Hem siyasetçiler ve hem de biz yazarlar dünyanın çehresini değiştirebiliriz. Çünkü, dünyayı yöneten aslında silahlar değil, söz sanatıdır. Bizler söz sanatına hizmet etmekteyiz. Bu yüzden sorumluluklarımız büyüktür. Liyakatle, sorumlulukla çok çalışmalıyız. Kazaklar, Kırgızlar, Azerbaycanlılar, Türkmenler ve başka Sovyet halkları çok sıkıntılar yaşadılar. Biz sözün kıymetini sizlerden [bağımsızlığını hiçbir zaman kaybetmemiş Türklerden – A. K.] daha iyi anladık. Biz edebi ve bedii söz ile mücadele yürüttük. Çok sıkıntı çektik. Şükür, artık azadız. Hem de o kadar çok azadız ki, bizim bu yükseklikten başımız dönüyor. Biz azatlığın bu kadarına alışmamışız. Artık umumi Türk edebiyatı doğuyor. Kurultaya başarılar diliyorum.”

Kazakistan’ın 1922’den beri aralıksız çıkan Culdız [Yıldız] Dergisi’nin Sorumlu Sekreteri Beybit Koyşıbayev şunları söyledi: “Kurultay dolayısıyla hepinizi kutluyorum. Avrasya Yazarlar Birliği’ne bir yıl olmuş. Türkçe konuşan halkların edebiyatçılarını buluşturdu. Bağımsızlığa kavuşmamız kolay olmadı. Avrasya Yazarlar Birliği güzel bir kitap çıkarmış. Kaharlı Altay, Kazakistan’dan Jaksılık Samiytulı’nın ünlü kahraman Osman Batur’u anlatan romanı. Bu şekilde birbirimizin edebi romanlarını tercüme çalışmaları devam etsin. Avrasya Yazarlar Birliği bundan sonra yapacağı çalışmalarda ortak Türkçe konusunda da uğraşlar vermelidir. Bütün Türk toplulukları arasında İsmail Gaspıralı’nın gazetesindeki gibi Türk dünyasının her köşesinde okunabilen ve anlaşılabilen bir dil oluşturulsa ne iyi olur. Gaspıralı’dan sonra bunu 1929-1941 yılları arasında Mustafa Çokay denedi. Berlin’de yayınladığı Yaş Türkistan dergisinde Çağatay Türkçesi adını verdiği bir ortak Türkçe kullanmıştı. Bu çalışmalara tekrar başlasak diyorum. Böylece birliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirebiliriz.”

Kerkük’ten Kardeşlik Dergisi’nin temsilcisi Mehmet Özer Kazancı: “Kendi adıma ve Türkmen kardeşlerim adına hepinizi selamlıyorum. Tüm Irak Türkleri adına selamlıyorum. Tüm Türk halkları arasında duygu ve düşünce birliğine varmak açısından bu faaliyet çok önemli olduğuna inanıyorum. Türk halklarının ayrı sınırlar içinde yaşaması farklılıkları arttırdı. Bir süper güç olan ülke haritaları değiştirmek istiyor. Bunu önlemek için edebiyatçılar ne yapmalıdır? Avrasya Yazarlar Birliği tüm Türk Dünyasındaki edebiyat dergilerini davet ettiği zaman bizi de unutmadıkları için teşekkür etmek istiyorum. Kerkük’te bir çok dergi ve gazete çıkıyor. Bunların içinde en önemlisi 1960’tan beri çıkan Kardeşlik dergisidir. Türkmenler arasında yeni yazarlar çıkıyor. Bir çok sorunlar var. Dergimiz bir çok kere kapatılıp açıldı. Umarım bu toplantımızda edebiyat sorunlarımızın çözümü için somut öneriler ortaya atılır. Ben bu toplantıyı, Türk Dünyası edebiyatçılarının buluşması için atılmış önemli bir adım olarak görüyorum”.

Kırım’dan Yıldız Dergisi’nin temsilcisi Leniyara Selimova: “Dergimiz 1976’da yayına başladı. O Kırım Türkleri için bir can simididir. Halkımızın edebiyatı ve dilinin yaşatılması için mücadele veriyor. Milli ve manevi değerleri yaşatmak için var olan bir dergi. Halen de öyle. Halkı için bu derecede önem arz eden belki de Türk Dünyasındaki tek dergi. Bizleri buraya davet edip kendimizi diğer kardeşlerimize tanıtmak için fırsat verdiğiniz için teşekkürler.”

Türkiye’den Varlık Dergisi Enver Ercan: “Hepinize merhaba. Yakup Deliömeroğlu kurultay çağrısını seve seve kabul ettim. Kurultaya katılmak benim için bir onurdur. Dergicilik zordur. Dergicilik merkezin dışındaki ülkelerde daha zordur. 75 yıldır çıkıyor varlık. Yaşar Nabi, II. Dünya Savaşı sırasında dergiyi çadırlarda çıkarmaya devam etmiş. Kendisi halkıyla da, Türk Dünyası ile de yakından ilgiliydi. Batıyla kurduğumuz ilişkiler gibi, Türk Dünyası içinde de iletişim ağı kuralım.”

İran’dan Varlık Dergisi temsilcisi Rıza Heyet: “Öncelikle İran’dan 35 milyon Türk adına selamlarımı iletiyorum. Bu tarihi kurultay. Çünkü ilktir. Bunun İstanbul’da olması da ayrı bir değerdir. Dergimizin adı Varlık’tır. Bu “varız, var olmaya devam edeceğiz” demektir. 29 yıldır çıkmaktadır. Milli şuur vermek, diğer Türk kardeşleriyle ilişki kurmak amacındadır. O yüzden dergimizde Azerbaycan dilinden daha çok Türkçe’ye yakın bir dil kullanılıyor. İlk yıllarında aylık çıkan dergi, şimdi üç aylıktır. Ayrıca günümüzde İran’da 50’ye yakın dergi çıkıyor. Onlar, Varlık’tan örnek alarak yayın hayatına başladılar. Aynı çizgide hareket ediyorlar. Ortak Türkçeye doğru hareket ediyor. Böyle bir kongrenin yapılması oradaki halkı sevindirecektir.”

Makedonya’dan Köprü Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hüsrev Emir: “Değerli büyükler, hocalarım. Aranızda belki en genciniz benim. Heyecanlı ve mutluyum. Belki de sizlerin öğrenci olduğunuz yaşlardayım. Dergicilik bir okul, bir mekteptir. Köprü 2002’de çıktı. Bu sene 5 yaşındadır. Bir üniversiteyi bitirip ikinci üniversiteye başlamış gibiyim. Dergimizde gençler genelde birer edebiyat sevdalısıdır. Kendimizi hala öğrenci sayıyoruz. Daha öğreneceğimiz çok şey var. Köprü dergisini Türk Dünyası’nın bu ilk edebiyat dergileri kurultayına katılmaya layık gördüğü için Avrasya Yazarlar Birliği’ne teşekkür ederim. Köprü sadece bir dergi değildir, oradaki Türklerin maddi ve manevi değerlerini koruyan bir araçtır. Bizler memleketi Üsküp olan Yahya Kemal Beyatlı’nın ruhu gibi bir ruhla çıkarmaya devam edeceğiz.”

Yüzakı Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ali Eşmeli: “Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Avrasya Yazarlar Birliği’nin bu toplantısı çok önemli. Tarihi bir toplantı. Çünkü biz tarihi şekillendiriyoruz. Milletlerin yönetiminde ve hatta yaratılışında söz hakim. Çünkü Cenab-ı Hak dünyayı ve insanlığı “ol” sözüyle yaratmış. Dergiyi herhangi bir hususta dert edinmiş dava adamları çıkarır. 20 yıl sonra bakıyorsunuz ki, toplum o davayı sahiplenmiş. Bu çalışmalar önümüzdeki yıllara mührünü vuracaktır, diye düşünüyorum.”

Başkurdistan Ak Edil Genel Yayın Yönetmeni Yardımcısı Gülnaz Kutiyeva: “Sizlere Başkurdistan’dan çok selam. Türk halklarına özel bir önem veriyoruz. Daveti büyük bir sevinçle kabul ettik. Bu toplantı kardeşlerin yakınlaşmasına ve edebiyatımızın zenginleşmesine hizmet edecektir.”

Azerbaycan’dan Ulduz Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Elçin Hüseyinbeyli: “Değerli kardeşlerimiz güzel bir toplantı. Türkiye uzun müddetten bağımsızdır. Bağımsızlığa yeni kavuşan ve kazanmakta olan ülkelere yardım ediyor. Bu edebiyat konusunda ilk kurultaydır. Burada değerli fikirler ve somut kurallar ortaya atılacak ve sonra icra edecektir. Bunun devamlı olması lazımdır. Dergiler Türk edebiyat temsilcilerinin ortak projelerini hayata geçirmelidir. Arkadaşların güzel izlenimlerle ülkelerine dönmelerini arzu ediyorum.”

Kırgızistan’dan Kırgızistan Edebiyatı Dergisi temsilcisi İsmail Altınbek: Avrasya Yazarlar Birliği davet etti. Bizi bir araya getirdi. Bundan sonra bizim hepimiz ortak yazı dili ve edebiyatı oluşturmak için çalışmalıyız. Böylece İsmail Gaspıralı’nın hedeflediği gibi, birbirimizin edebiyatlarını okuyacak duruma gelmeliyiz.  Size Kırgız şairi Şaylavbek Düyşeyev’ın bir şiirini okuyacağım: [Kırgızca şiiri Türkçeye aktararak sunuyorum:]

Tarih ile kaderleri gezebilirsin.

Tarih ile taşları ezebilirsin.

Tarihsiz millet kup kuru köksüzdür.

Tarihsiz millet elbet yerle bir olacaktır.

Tarih eşya değildir rasgele satacağın.

Tarih kuruş değildir sandığın dibinde yatacak.

Tarih çöp kutusu hiç değildir.

Atılsa bile çöplüğün dibine batacak olan.

Tarih deve değildir yularından çektiğin tarafa gidecek.

Bizi ortak dil, edebiyat, tarih ve dergiler birleştirecektir. Hepimiz Türk Ata’nın çocuklarıyız.”

Protokol konuşmalarından sonra oturumlarda yapılan konuşmalardan aldığımız notlar:

Ayvazoğlu: Merkezin dışında kalan otelde bir avuç insanız. Ama dergi temsilcilerinin büyük kitleleri temsil ettiğini düşünürsek tüm Türk Dünyasıyız. Bu kurultayı onlar ayrıca ülkelerine döndüklerinde duyuracaklardır. Dergilerin hepsini birer kahraman gibi görüyorum. Küreselleşme edebiyat kültürünü hayatın dışına itiyor. Ama bu böyle gitmez. Edebiyat kültürünü korumak için ayak diremeliyiz. Onun için dergiciler kahraman oluyor. Dergicilere gerektiğinde büyük fedakarlıklar yapmaktan kaçınmazlar. Protokol konuşmalarından anladığım kadarıyla dergilerin bulundukları ülkelere göre misyonları değişiyor. Cemil Meriç dergi için hür tefekkürün kalesi demişti. Kerkük ve Kırım’da dergilerin misyonu Türk kimliğini korumaktır. Bu çok önemlidir.

Baskı döneminde Kazakistan, Azerbaycan ve Kırgızistan gibi ülkelerde de öyle olmuş. Baskı kalktıktan sonra patlama olmuş. Aynı Osmanlılarda II. Meşrutiyetten sonra olduğu gibi. O dönemde mizah, şiir ve edebiyatın diğer alanlarında yüzlerce dergi çıktı. Ama sonra heyecan bitti. Bütün dergiler kapandı. Sadece önemli görüşleri temsil eden dergiler ayakta kaldı. Mesela, Sebilü’reşat Dergisi İslamcı, Türk Yurdu Dergisi Türkçü ve İçtihat Dergisi Batılılaşma görüşlerini temsil eden dergiler olarak ayakta kaldı. Üç kişinin farklı düşüncesi olabiliyor. Bir araya gelip dergi çıkarıyorlar. Söyleyecekleri bitince kapanıyorlar.

Bazı dergiler ise ana eğilimleri bildirerek uzun ömürlü oluyor. Varlık 1933, Türk Edebiyatı dergisi 1971’den beri yayın hayatını sürdürüyor. Bunlar misyonu oturmuş, durgun dergiler. Bunların yanısıra bu duruma itiraz eden veya bu dergilere nüfuz edemeyen gençler de dergi çıkarır. Dergi edebiyatın ocağıdır. Dergilerden eleştirmen, şair ve yazar yetişir. Aynı zamanda dergiler iyi olmayanları da eler. Geleceğe kalacak isimleri ortaya çıkarır. Dergiden geçmeyen kalem isimleri yok gibidir. Avrasya Yazarlar Birliği bizim tek tek yapamayacağımız işleri kurum, merkez veya network olarak yapabilir. Bilgi, yazı, şiir ve eser alışverişini sağlayabilir.

Enver Ercan: Ayvazoğlu’na katılıyorum. Cemal Süreyya sanat sayfasının lunapark gibi canlı, renkli ve cıvıl cıvıl olmasını isterdi. Dağlıca gibi ünlü yazarların şiirlerini yayınlamak güzeldir ama gençlerin eserlerini de yayınlamak bir başka heyecandır.

Bir yazar “edebiyatın kendisi ihtiyaç yaratmıyor” demişti. Edebiyat dergileri de bundan dolayı ihtiyaç yaratmıyor. Dergi okurlarıyla ayakta durmalı. Edebiyat insanlığın günlük hayatından geçmiyor. Dergi üç beş sayı da çıksa, söyleyecek fikri olduğu için önemlidir. Dergilerin okunmayışının sebepleri arasında medya manipulasyonu var. Sayfalarca spora yer ayıran gazete kültür sanata fazla yer vermez. Fakat aksine davransa, sanat ve kültürü iki sayfa ayırsa ve hatta öykü yayınlasa edebiyata yine katkısı olmaz. Hatta zararı olur.

Avrasya Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu üyesi Lütfü Şehsuvaroğlu: Eski devirlerde kısıtlı imkanlara rağmen şair ve yazarlar birbirlerini takip ediyorlar ve birbirlerini biliyorlardı. Şimdi muazzam bir iletişim imkanları ve internet olmasına rağmen iletişim yok. Şimdi Cemil Meriç’in dediği gibi kendi mağaramızda yaşıyoruz. Kimse kabuğunun dışına çıkmak istemiyor. Ülkemizin, ailemizin sorunları var. Dar milliyetçilik, kapitalizmin olumsuz etkileri var. Vatan sınırlarını büyütmeliyiz. Workshop, çalıştay gibi ortamlarda bir araya gelmeliyiz. Yaşayan yazarları tanımalıyız. Türk, Kazak, Kırgız, Azerbaycan, Türkmen ve Özbek Balkan edebiyatlarını, edebiyatçılarını tanımalıyız. Ama bu sürekli ve düzenli olmalı, tesadüfi ve geçici olmalıdır.

Enver Ercan: 25 yıllık dergicilik deneyimime göre, dergi toplum için değil insanlar için, okurlar için çıkar. Okur denen ucu bucağı bilinmeyen azınlığı ne kadar çoğaltırsak dergilerle iletişimi arttırırız. Yazarla iletişimi sağlamalıdır. Avrupa’da bağımsız dergiler ağı var: Eurozine. Her yıl bir konu üzerinde bir ülkede toplanıyor. Varlık Dergisi üyedir. İki yıl önce Eurozine’nin toplantısı İstanbul’da yapıldı.

Avrasya Yazarlar Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Özbay Türk Dünyasında kavram kardeşliğinin olması gerektiği gibi önemli bir konuyu dile getirdi. Yıllardır Kırgızların II. Dünya Savaşı’ndaki Sovyet Zaferi’ni büyük coşkuyla kutlamalarına bir anlam veremediğini söyledi. Çünkü savaş Orta Asya topraklarında cereyan etmemişti. Kırgzıların da Çanakkale Savaşı’na Türkler kadar coşkulu yaklaşamadığını fark etmişti. Nihayet bir II. Dünya Savaşıyla ilgili bir Kırgız öyküsünde babasız kalan çocukların durumunu okuduğunda bu zaferin onlar için önemini anladığını belirtti. Bu yüzden Türk Dünyası’nda kavramların anlaşılmasının önemli olduğunu söyledi. Hatta, bir Kırgız’ın Türklerden ziyade Rusları kendine yakın bulduklarına şahit olduğunu, çünkü onların arasında kavram anlayışlarında fazla fark olmadığını ifade etti.

Biz de Özbay’ın bu tespitlerine katılıyoruz. Bir çok kere ifade ettik. Türkiye Avrupa ve ABD’de tanıtım faaliyetlerine çok önem verirken, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ni “nasılsa kardeşiz, birbirimiz biliriz” düşüncesiyle ihmal etmektedir. Bu çok yanlış bir düşüncedir. Çünkü, uzun yıllar Türkiye ile Orta Asya Türk Cumhuriyetleri iki zıt kutupta yer alarak farklı kavramları zihinlerine yüklediler. Soğuk savaş döneminde Türkiye kapitalist kavramların, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ise sosyalist kavramların etkisinde kaldığı bir gerçektir. Ayrıca o dönemde Türkiye aleyhindeki propaganda faaliyetlerine özel bir önem verildiği de unutulmamalıdır. Şimdi edebiyatçılarımıza düşen ne kapitalist, ne de sosyalist, bunların etkisinden uzak Türk Dünyasının tarihinden, kültüründen hareketle özgün ortak kavramlarını ön plana çıkarak yaymaktır. Böylece İsmail Gaspıralı’nın işte, dilde, fikirde birlik diye ifade ettiği kavram kardeşliğine ulaşılabilecektir.

Kırgızistan’dan gelen konuk İsmail Altınbek, edebiyat dergisi konusunda çok sıkıntı çektiklerini dile getirdi. Kırgızistan bağımsızlığını kazandıktan sonra uzun müddet edebiyat dergisi yayınlayamamışlar. Kırgızistan Yazarlar Birliği’nin Sovyet döneminde kesintisiz yayınlanan Ala Too adlı dergisi bağımsızlıktan sonra kapanmış. O dönemde ideolojik propaganda aracı olarak işlev gören bu dergiye destek kesilmiş. Kırgızistan’daki ekonomik sıkıntılar yüzünden Yazarlar Birliği Kırgızistan Edebiyatı isimli dergilerini ancak bu sene yayımlamaya başlamışlar. O da devlet desteği olmaksızın, kendi kıt imkanlarıyla, küçük gazete ebatlarında yayınlanıyor. Bu sene sekizinci sayısı yayınlanmış. Dergi Türk edebiyatından örnekleri Kırgızca yayınlamaya ve Kırgızca eserleri Türkiye Türkçesinde yayınlanmak üzere Türkiye’deki dergilere göndermek üzere işbirliğine hazır.

Azerbaycan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İntikam Kasımzade dergilerin en büyük probleminin okuyucu sayılarındaki düşüş olduğuna dikkati çekti. Bir zamanlar 72 bin olan tirajlarının bine düştüğünü söyledi. Ona göre, okuyucu oranlarındaki bu düşüş, sadece Türk Dünyası’nda değil, başka ülkelerde de var. Mesela, Rusya’da bir milyonu aşan tirajlarla çıkan Novi Mir dergisi artık üç binlerle yetiniyor.

Beybit Koyşıbayev, Kazakistan’da da aynı durumun yaşandığını, bir zamanlar 200 bin olan Culdız dergisinin tirajının artık dört – beş binlerle çıktığını ifade etti. Koyşıbayev devamla şunları söyledi: “Culdız dergisinin 200 binlere ulaşan tirajlarla tavan yapmasını halkın tarihe susamışlığına borçludur. Çünkü Türk dünyasında en ağır tarihi olaylar Kazakların başından geçmiştir. Sovyetlerin ilk dönemlerinde 1918, 1922, 1931, 1933 yıllarında açlık felaketine maruz kaldı. Bunlardan bazıları Moskova tarafından yaratılan suni açlık felaketleriydi. Sovyet yöneticilerine göre, göçebe Kazak halkının konar göçer hayvancılık ekonomisi zayıf bir ekonomiydi. Dağıtılmalıydılar. Bu da milyonlarca hayvanın ve insanın ölümüne yol açtı. [Kazakistan’da 1933’teki kolektifleştirme kampanyasında meydana gelen açlık felaketinde Kazakların % 49’ı, yani 2.230.000 kişi ve besi hayvanlarının % 90’ı, yani 36 milyon baş hayvan öldü. A. K.] 1937’de kızıl terör oldu.

II. Dünya Savaşı’nda Kazakların beşte biri, 450 bin kişi savaşa alındı. Bunlardan yarıdan fazlası 350 bin kişi savaşta hayatını kaybetti. Böylece nüfus azaldı. 1950’liler Hruşçev döneminde bakir toprakları işleme projesiyle Sovyetlerin çeşitli ülkelerinden 2 milyon göçmen Kazakistan’a yerleştirildi. Böylece Kazaklar kendi ülkelerinde azınlığa düşerek nüfusun üçte birini oluşturdu. Ancak tüm bunları, Sovyet döneminde konuşmak yasaktı. Gerçek tarihler yazılmıyordu.

İşte bu yazılamayan, söylenemeyen gerçekler edebiyatçılarımızın kaleminden çıkan roman, öykü ve şiirlerde satır aralarında ifade edildi. Bu da Culdız dergisine talebi arttırdı. Bununla milli bilinç, halkın ruhu yükseldi. Bu sayede Aralık 1986’da Almatı Olayları meydana geldi. Kazak gençlerinin bu ayaklanması tüm Sovyetlere örnek oldu. Diğer ülkelerde bağımsızlık talepleri arttı. Neticede SSCB çöktü. Bağımsızlık geldi. Bazı araştırmacılar Sovyetlerin kendi kendine çöktüğünü söylüyorlar. Hayır, o çöküşü edebiyatçılar, yazarlar hazırladı. Eğer yazarların yasaklı gerçekleri edebiyat sanatıyla dile getirmek gibi bir çabaları olmasaydı, Sovyetler Birliği’nde belki bağımsızlık talepleri de olmayacaktı. Fakat, bağımsızlığımızı kazandıktan sonra dergimizin tirajı düştü. Yazarlar geçim sıkıntısını çekmeye başladılar. Edebiyatı bırakarak geçim derdine düşerek ticarete ve başka mesleklere atıldılar. Bunları tekrar edebiyata kazanmalıyız. Edebiyat dergilerinin yaşaması için devlet destek vermelidir. Çünkü, bağımsızlığı korumak devletin de birinci vazifesidir. Vatandaşlardaki bağımsız milli devleti koruma ve yaşatma bilincini de geliştirecek olan edebiyattır.”

Yüzakı Dergisi’nden Mehmet Ali Eşmeli, “evet tiraj düşüşü büyük problem. Biz bunu tersine çevirmek için özel programlar yapıyoruz. Yüzakı dergisi 1800 tirajla çıkarken bunu beş bine çıkarmayı başardık. Hatta geçen ay 6.500 bastık. Dergide sadece edebiyat türü değil, halkın seveceği bir biçimde çeşitlendirdik. Ayrıca halkla buluşarak tanıtım programları yapıyoruz. Bunun için özellikle derneklere giderek programlar yapıyoruz. Böylece dernekler de kültürel faaliyet yapmış oluyorlar. Onlar için yararlı. O yüzden bazı dernekler yol ve diğer masraflarımızı da seve seve karşılıyorlar.” dedi.

Biz de burada acizane görüş bildirerek edebiyat dergilerinin üniversiteler ile de buluşmasının yararlı olabileceğini ifade ettik. Özellikle üniversitelerin Türk Dili ve Edebiyatı bölümleriyle ortaklaşa faaliyetler yapılabileceğini söyledik. Üniversiteler salonlarını dergilere açarak öğretim üyeleri ve öğrencilerle buluşmalarını sağlayabilirler. Dergiler de ünlü edebiyatçı ve yazarları üniversiteye getirerek bölümün kültürel faaliyet yapmasını kolaylaştırabilirler, şeklindeki görüşümüzü ifade ettik.

Beşir Ayvazoğlu, “bütün dünyada edebiyat dergisi okuyucularında düşüş var. İki buçuk senedir Türk Edebiyatı Dergisini yönetiyorum. Tirajı 700’lerden 4-5 binlere çıkardık. Olağanüstü büyük tirajlar beklememek lazım. Eğer derginizi ayakta tutacak seviyede tiraja sahipseniz başarılısınız demektir. Tiraj yükselteceğim diye kaliteden ödün verilmemeli. Zaten bu tip ödünlerin getirileri geçicidir. Derginin misyoner okuyucuları olmalıdır. Kapı kapı dolaşıp okuyucular dergileri tanıtıp yaymalıdır.” dedi.

Kurultayın sonuç bildirgesinde “Türk Dünyası Edebiyat Dergileri Kongresi Daimi Konseyi” oluşturulmasına ve Kardeş Kalemler Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ali Akbaş ile Azerbaycan Dergisi Genel Yayın Yönetmeni İntikam Kasımzade‘nin Genel Sekreterliğini yürütmesine, kurultaya katılan edebiyat dergileri arasında işbirliği yapılmasına, dergilerin tanıtımı için bir internet portalı kurulmasına ve ortak yarışmalar düzenlenmesine, Avrasya Yazarlar Birliği yayın organı Kardeş Kalemler Dergisi’nin ise Türk Dünyası’nın ortak edebiyat dergisi ilan edilmesine ve bu kurultayın her sene düzenlenmesine karar verildi.

Bu sonuç bildirgesiyle sona eren kurultay amacına ulaştı. Düzenleyenleri ve katılımcıları tekrar tebrik ediyorum. Tarihi bir toplantı oldu. Edebiyatımızda derginin önemi ve kardeş edebiyatların birbirini tanımasında edebiyat dergileri arasındaki işbirliğinin ne kadar elzem olduğu ortaya çıktı ve bu konuda ilk adımlar da atılmış oldu.

Madem bu toplantı bu kadar önemliydi ve yararlıydı, öyleyse niçin bunun düzenlenmesi için 16 yıl beklendi diye sorulabilir ve bu soruya çeşitli cevaplar verilebilir. Ancak ben gecikmeli bu kurultaydan içinde yaşadığımız ve adına post-modern veya küresel diye isim verdiğimiz çağdaş sivil toplum örgütlerinin dergiler kadar önemli olmaya başladığı sonucuna vardım.

Nasıl ki, yukarıda çeşitli dergi yönetmenlerinin ifade ettiği gibi, söyleyecek sözü olan üç beş kişi bir araya gelip fikirlerini yaymak için dergi çıkarıyorlarsa, aynı şekilde toplumun gelişmesi veya herhangi bir ihtiyacının karşılanması için yapacak faaliyetleri olan üç beş kişi de bir araya gelip bir sivil toplum örgütü kurmalıdır. Bunun ne denli sonuç alıcı olduğunu, daha kurulalı bir yıl olan Avrasya Yazarlar Birliği’nin bu faaliyeti somut bir şekilde gözler önüne sermiştir. Eğer, bu sivil toplum kuruluşu olmasaydı, belki de böyle bir kurultayın gerçekleşmesini bizler bir 16 yıl daha bekleyecektik. Yıllardır Türk Dünyasıyla ilgili faaliyetlerin içinde yer alan Yakup Deliömeroğlu ile yıllardır dergi yayıncılığın içinde saçlarını ağartan Ali Akbaş’ın öncülüğünde Türk Dünyası edebiyatına gönül vermiş insanlar bir araya gelerek Avrasya Yazarlar Birliği kurdular ve sonuçta bu güzel kurultayın düzenlenmesine vesile oldular.

Onun için gerek Avrupa Birliği ve gerekse devletimiz sivil toplum örgütlerinin kurulmasını, yani dernekleşmeyi teşvik ettiği bu küresel dönemde, toplum için yapacak faaliyeti olanlar bir dernek çatısı altında birleşmelidir. Belki bu teşvikler sayesinde, bir zamanlar dergilerde yaşanan patlamalar gibi, belki faydalı faydasız, gerekli gereksiz yüzlerce binlerce dernekler kurulacaktır. Ama içlerinde birkaç tanesi, toplumun gerçek bir ihtiyacını, bir sorunu gidermeye yönelik olanlar ayakta kalacaktır. Böylesi örgütler de gerek toplumdan ve gerekse devletten destek alacaktır. Nitekim bu son kurultayı Avrasya Yazarlar Birliği TİKA’nın katkılarıyla gerçekleştirmiştir.

Doç. Dr. Abdulvahap Kara

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *