Türk Dünyasının Aydınlatılmasında Kazak Aydınlarının Üstlendiği Görev

Böylece Kazak topraklarında Rusya idaresi başladı. Milli ve bağımsız bir devlet yönetiminin olmayışı Kazakların sadece siyasi alanda değil, ekonomik, sosyal ve kültürel alanlarda da dünyadaki gelişmeleri takip edememesine ve böylece bu alanlarda geri kalmasına yol açtı. Özellikle bozkırlarda konargöçer hayat süren ve şehirleşme oranının az olduğu Kazak toplumunun bilim ve kültür alanında dünya toplumlarının çok gerisinde kalıyordu. Bundan dolayı ilk Kazak aydınlanma hareketinin öncüleri halkın eğitimine öncelik vermişlerdir. Daha sonra Kazak topraklarında kontrolü elinde tutan Çarlık Rusya’nın 1917’de yıkılması ve ülkede devrim hareketlerinin başlamasıyla Kazak aydınlarının siyasi hareketlere yoğunlaştığını görmekteyiz. Bundan dolayı XIX. Yüzyılda başlayan Kazak aydınlanma hareketini kategorize ederken ilk döneme eğitimci aydınlar, ikinci döneme siyasi aydınlar olarak isim verilebilir. Daha sonra günümüze kadar gelen Kazak aydınlarını Sovyet dönemi ve bağımsızlık dönemi aydınları olarak ifade edebiliriz.

1. Eğitimci aydınlar dönemi (1850-1905)

Bu dönem Kazak aydınlanmasında ilk isim olan Çokan Velihanov’un ilk eserlerini vermeye başladığı 1850’li yılları başlangıç alarak 1850’den Çarlık Rusya’da basın, yayın ve fikir özgürlüklerine imkan tanıdığı 1905 Devrimi’ne kadar olan dönemi kapsar.

Bu dönem aydınlarının en büyük özelliği Çarlık Rusya rejimi altında modern bilim ve eğitim yoksun, karanlık bir devir geçirmekte olan Kazak halkının uyanışı ve gelişmesinin tek yolunu eğitim olduğunu düşünmesidir. Rus eğitim kurumlarında veya kendi çabaları ile Rusça öğrenen bu aydınlar Kazak geleneksel hayat görüşü ile Batı’nın modern düşüncelerini birleştirmeye çalışmışlardır.

Çokan Velihanov (1835-1865)

Kazakların XVIII. Yüzyılda hüküm sürmüş en önemli  hanlarından Abılay Han’ın (1711-1781) oğlu Veli Han’ın torunu olan Çokan Omsk Rus Askeri Akademisi’nden mezun oldu. Rus ordusunda coğrafyacı ve doğu antropoloğu olarak görev yapan Çokan’ın eserleri bugün dahi Orta Asya’sının tetkiki için önemli birer kaynaktır. Prof. Dr. Bolat Kömekov Velihanov’un dünya ölçüsünde bilim alanında katkılar sağlayan ilk Kazak alimi olduğuna işarat ederek, onun geride bıraktığı kültür mirasının Kazakistan, Kırgızistan, Güney Sibirya ve Doğu Türkistan’ın tarihi, etnografyası, kültürü, ekonomisi ve fiziki coğrafya alanlarında değerli bilgiler verdiğini ifade etmektedir.  Velihanov XIII. Yüzyılda Kaşgar’a seyahat etmiş olan Marko Polo’dan sonra Orta Asya’nın araştırılmamış bölgelerini Avrupa bilim alemine tanıtan ve geniş çaplı bilimsel eserler veren bir bilgindir.[1]

Rus ilim adamları ve aydınlarıyla tanışmış ve bilhassa Dostoyevsky, Murov, Potanin ve Semenyenov gibi dönemin önde gelen Rus bilim adamı ve edebiyatçıları ile yakın dostluk içinde olmuştur. 1856’da Manas destanını ilk defa kayıt alan ve Rusçaya tercüme eden Velihanov eğitim alanında Kazak bozkırlarındaki iptidai mekteplerin yerine modern Rus – Kazak okullarının gerekli olduğunu düşünüyordu. Kazakların kültürel gelişmelerde muhtemelen Batıya yetişebileceğini, bunun için Rusya ve Batı’nın bilim ve teknik alandaki tecrübelerinden istifade edilmesi gerektiğini savunuyordu. Çokan’a göre Kazaklar ancak, bu şekilde modern dünyayı yakalayabileceklerdi.[2]

Ibıray (İbrahim) Altınsarin (1841-1889)

Eğitimci ve ilk Kazak ders kitaplarının yazarı Altınsarin Orenburg’da yaşayan ve bir Kazak gramerini derleyen Rus pedagogu N. I. İlminsky ile tanıştı ve hayatı boyunca dost kaldı. Kazaklar arasında Arap harflerinin yerine Kril harflerinin yerleştirilmesine çalışan İlminsky Altınsarin üzerinde kuvvetli bir tesir yarattı. İlminsky’in etkisi altında Altınsarin sözlü Kazak edebi dilinin teorik ve pratik gelişmesi üzerinde çalışmaya başladı. İlk Kazak yazılı nesrini oluşturdu ve Rus klâsiklerini Kazakçaya çevirdi.

Çarlık Rusyası’ndaki Türkler arasında misyonerlik faaliyetlere desteği ile bilinen İlminski’ye yakın bir kişi olduğu halde Altınsarin Kazaklar arasında misyonerlik faaliyetleri yapılmasına karşı çıktı. Zeki Velidi Togan’ın “Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi” kitabında belirttiğine göre, Altınsarin 1889 yılında İlminski’ye yazdığı mektubunda Bezsonov adlı bir Rus öğretmeni şu sözlerle şikâyet ediyordu:  “O çıldırdı. Kazak çocuklarına Hıristiyanlık öğretiyor. Böyle olursa bizim medeniyet ve kültür sahasındaki çalışmalarımız boşa gidecek. Millet okullardan kaçmaya başlayacak.”[3]

Altınsarin misyonerlik çalışmalarına karşı olduğunu belirtmekle kalmadı, aynı zamanda ilk Kazakça ilmihali de kaleme aldı. Kazaklara İslam’ın temel şartlarını öğretmek amacıyla yazdığı “Şeriat-ül İslam Musılmanşılıktın Tutkası” kitabı 1883’te Kazan’da yayınlandı. İlmihali yazmadaki amacını şöyle ifade ediyordu: “…Tatar Türkleri Kur’an ve hadisin lüzumlu olan emirlerini kendi dillerine çevirerek halka anlayacağı kitaplar yayınlayarak din ilmini kendi halkları arasında yaydılar. Fakat bizim Kazak dilinde her okuyanın anlayacağı veya birisi okuduğunda halkın anlayacağı tek bir kitap yoktur.”[4]

Togan Altınsarin’in son nefesine kadar inançlı ve hakiki bir Müslüman kaldığını ve hatta Kazaklara İslam’ı öğretmek için ilmihal yazan ilk Kazak olduğunu söylemektedir.[5]

Abay Kunanbayoğlu (1845-1904)

Kazak aydınları arasında klasik Doğu eğitimiyle yetişen ve Rus mektebine gitmediği halde Rus dili ve düşünce hayatına vakıf olmasıyla özel bir yere sahip Abay’ın fikirleri kendinden sonraki tüm Kazak aydınlarını etkilemiştir. Onun yazdığı şiirler, Rus şairlerinden yaptığı çeviriler ve nesir yazıları üç şekilde okuyucularına ulaşmıştır: Matbu eser olarak, halk arasında ağızdan ağıza yayılarak ve birbirinden kopya edilen elyazmaları.

Kazak yazılı edebiyatının ilk örneklerinden olan Abay’ın şiirleri toplu olarak ilk defa, ölümünden beş yıl sonra, 1909’da kitap olarak yayınlandı. Daha sonra bu kitap, bulunan başka şiirleriyle ikmal edilerek tekrar tekrar basılarak günümüze kadar gelmiştir.

Doğu’nun klasik düşünürleri ile liberal Rus aydınlarının fikirlerini özümseyerek bozkırda konar göçer hayat süren Kazak toplumunu ilerlemeye, düşünmeye ve çalışmaya iten orijinal fikirler üreten Abay’ın şiirleri, Bökeyhanov’un gayretleriyle ölümünden sonra 1909 yılında Petersburg’ta yayınlandı.[6]

Abay’ın eserleri günümüzde iki cilt halinde basılmaktadır. Birinci ciltte onun manzum yazılarıyla çevirileri, ikinci ciltte ise nesir yazıları yer almaktadır. Abay’ın 200 civarındaki şiirlerinde ve Rus şairlerinden yaptığı manzum çevirilerde, tabiat, birlik-beraberlik, dürüstlük, bilimin aydınl f11++ığı, sevgi, aşk, yardımseverlik, ölüm, yaşam, örf-adetler, tarih ve efsane gibi çeşitli konular ele alınmaktadır. O şiirlerinde Kazak halkını geri kalmışlıktan ilerlemeye, cahillikten ilim ve bilime, tembellikten çalışmaya ve güzel huy ve ahlak sahibi olmaya öğütlemektedir.[7]

Şahkerim Kudayberdioğlu (Hüdaverdioğlu) (1858-1931)

Abay’ın hem yeğeni ve hem de öğrencisidir. Eğitime ağırlık verdiği, siyasete karışmadığı için eserlerini ikinci dönem aydınları döneminde vermesine rağmen kendisini ilk dönem aydınları arasında ele almayı uygun gördük. Şahkerim, Abay gibi Rus mektebi görmemiş olmasına rağmen Rus dilini öğrenmiş ve kendi kendisini yetiştirmiştir. Mektebe gitmediğini ancak ilk eğitimini Abay’dan aldığını ve Abay’dan sonra İsmail Gaspıralı’nın Tercüman gazetesinin öğretmeni olduğunu yazar. “Türk, Kırgız, Kazak ve Hanlar Şeceresi” isimli eserinde büyüyüp aklı ermeye başlayınca Kazaklar arasındaki düşünür ve büyük alim Abay’ın kendisini eğittiğini, şiirlerini okuyarak, nasihatlarını dinleyerek ilme meylettiğini, Abay 1904’te vefat ettikten sonra ikinci üstadının Tercüman gazetesinin sahibi Gaspıralı olduğunu, onun gazetesini okuyarak çok istifade ettiğini söyler.

Şahkerim 1905’te Hacca gittiğinde İstanbul’da kalarak kütüphanelerde çalışır ve bu çalışmalarının sonucunda “Türk, Kırgız, Kazak ve Hanlar Şeceresi” isimli eserini yazar. Bu aynı zamanda küçük bir Genel Türk tarihi kitabıdır da. Eserin sonunda eski devirlerden Kazak Hanlığının sonuna kadar Türk tarihini “Kazakların İlk Atası” isimli manzum şiir halinde de yazmıştır.

Bu şiir şu dörtlükle başlıyor:

Kazakların ilk atası, batur Türk’tür,

Arapsın diyen sözlerin hepsi çürüktür,

Filan sahabenin ahfadısınız diyerek

Din sömürüsü yapanlarınki ahmaklıktır.[8]

Bu eserinin Kazakların Türk ataları hakkında araştırmalarının toplamı olduğunu söyleyen Şahkerim Kudayberdioğlu Kazak aydınları arasında İstanbul kütüphanelerinde çalışan ilk aydın olarak tarihe geçti.

1911’de “Musılmanşıldıq Şartı” isimli ilmihal kitabı da yazan Kudayberdioğlu Amerikalı yazar Harriet Beecher Stowe’un “Tom Amca’nın Kulübesi”, Tolstoy ve Puşkin gibi önemli Rus yazarların kitaplarını Kazakçaya çevirdi. Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun eserini Kazakça olarak şiir diliyle tekrar yazdı.[9]

2. Siyasi aydınlar dönemi (1905-1922)

Bu dönem 1905 Devrimi’nden Bolşevik Partisi’nin tüm eski Çarlık topraklarında hakimiyet tesis ettiği ve Kazak Sovyet Sosyalist Muhtar Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1922 yıllar arasındaki siyasi ve kültürel faaliyetleri kapsar.

Bu dönem aydınlarının bazılarının milliyetçi, bazılarının da sosyalist fikirler taşıdığı görülmektedir. Rusya’da 1905 İhtilalinden sonra fikir, basın ve siyasi toplantılar özgürlükleri tanındı. 1904 yılına kadar yayın imkânları kısıtlı olan Çarlık Rusya’daki diğer Türk toplulukları gibi Kazaklar arasında da gazete ve dergiler yayınlanmaya başladı. Ayrıca 1905 ihtilaliyle parlamentonun açılması dolayısıyla siyasi faaliyetlere de izin verilmesiyle Kazak aydınları arasında siyasi akımlar da ortaya çıktı. İsmail Gaspıralı’nın 1883 yayınlamaya başladığı Tercüman gazetesi ve 1884’te açtığı usul-i cedit okulları Kazaklar arasında da etkili oldu. Bu dönemde İsmail Gaspıralı’nın çizgisinden gidenler milliyetçi aydınları, Rusya’daki sosyalist akımların etkisinde kalanlar ise sosyalist aydınları oluşturdu.

Bu aydınların bir çoğunun XIX. yüzyılın sonu XX. yüzyılın başlarında Ekim Devrimi’ne kadar Rusya’nın Petersburg, Kazan, Orenburg ve Omsk gibi şehirlerde yüksek tahsil yaptıkları görüldü.

Alihan Bökeyhanov (1866-1937)

Petersburg’ta Ormancılık Enstitüsü’nde eğitim aldığı dönemde Rusya’da ve Avrupa’da gelişen fikir hareketlerinden etkilenen Bökeyhanov Fransız İhtilali ile birlikte dünyada medeni halklar arasında destek bulan özgürlük, eşitlik ve kardeşlik gibi değerlerin Rusya’da da olması gerektiğine inandı. Bu değerler doğrultusunda Çarlık Rusya’dan sonra oluşacak yeni rejimde Kazaklar kendi devletlerini kurabilirdi.  XX. yüzyılın başında Kazak aydınlarının lideri konumundaki Alihan Bökeyhanov’un liderliğinde Alaş Orda siyasi hareketi ve partisi ortaya çıktı. Togan’ın belirttiği gibi, enerjik, yüksek ahlak ve yüksek ruha sahip Bökeyhanov’un sadece Kazaklar arasında değil, Rusya’nın diğer Müslümanları ve hatta demokrat Ruslar arasında da nüfuz ve itibarı vardı.[10]

Gençlere büyük değer veren Bökeyhanov Mustafa Çokay ve Zeki Velidi Togan’ın siyasi görüşlerinin olgunlaşmasında emekleri büyüktür. 1912’de Türk ve Tatar Tarihi isimli kitabı yayınlanan genç araştırmacı Zeki Velidî’yi takdir dolu bir mektupla evine davet ederek, üç gün misafir etti. Kitabı hakkındaki olumlu ve olumsuz görüşlerini bildirerek, eserini genişletmesi tavsiyesinde bulundu. Zeki Velidî, hatıralarında, Rusya Müslümanları ve özellikle Türkistan meselelerine vakıf olmasında en büyük desteği Alimerdan Topçubaşı ile Alihan Bökeyhanov’tan gördüğünü kadirşinaslıkla belirtmektedir.[11]

Alaş Orda’nın muhtar bir Kazak devleti kurma çalışmalarının Bolşeviklerce güç kullanılarak sona erdirilmesinden sonra, Sovyet Döneminde Bökeyhanov kültürel çalışmalara ağırlık verdi ve S.S.C.B.’nin merkezi basım hanesinin Kazak bölümünde yazar olarak ilmi ve edebi çalışmalarına devam etti ve bir çok Batı klasiğinin Kazakça çevirisini yaptı. Gazetecilik faaliyetlerine de devam eden Bökeyhanov, sadece üç sayısı çıkacak olan “Temirkazık” gazetesini yayınladı. 1927 yılında merkez basım hanedeki görevine son verildi. Pantürkist ve Panislamist düşüncelere sahip olduğu iddiasıyla hapsedilen Bökeyhanov, 1927-37 yılları arasında Petersburg’da hapis yattı. 1937 yılında Sovyet yönetimi tarafından idam edildi.[12]

Ahmet Baytursunov (1872-1937)

XIX. yüzyıl Kazak aydınlanmasının önemli isimlerinden biri olan Ahmet Baytursunov “Kırk İbret” adıyla İvan Krilov’tan tercümeler yaptı. Krilov’un manzum hayvan masallarını çok usta bir biçimde Kazakça’ya kazandıran Baytursunov, böylelikle Kazakları çalışmaya, ilme ve bilme önem vermeye teşvik ediyordu.[13]

19. yüzyılın sonlarında alfabe ile ilgili çalışmalarında Arap alfabesinin Kazakça için yetersiz olduğunu ve Kril alfabesine değiştirilmesi gerektiğini benimseyen İbrahim Altınsarin’in aksine Baytursunov Arap alfabesinin ıslah edilerek Kazak yazı diline uyarlanabileceğini düşünmüştür. [14]

Hatta Gaspıralının Usul-i Savtiye kuralını uygulayarak Arap harfleri temelinde mükemmel bir Kazak alfabesi de oluşturdu. Günümüzde Kril harflerinden Latin harflerine geçmeyi planlayan Kazakistan’da dilbilimcilerinin Kazak dilinin latin harflerini tespit konusunda Kril harflerin etkisinde kalarak yanlışlıklar yaptığını görüyoruz. Oysa, Kazak dilinin latin harfleri temelinde alfabesinin hazırlanmasında Baytursunov’un Arap harfli sistemini temel alınmasının daha sağlıklı olabilir, aksi halde Kril harflerinin Rus diline mahsus kurallarının etkisinde bazı hataların yapılması ihtimal dahilindedir.

Baytursunov Alaş Partisi’nin 1919 yılı Mart ayında Bolşeviklerle anlaşmasından sonra ülkesinin eğitim-öğretim işlerinde görev aldı. Bu çalışmalarını 1929 yılına kadar devam ettirdi. 1929 yılında Sovyet rejimine karşı olduğu gerekçesi ile tutuklanarak hapse atıldı. 1934 yılında serbest bırakıldıysa da 1937 yılında tekrar tutuklandı ve öldürüldü.[15]

Muhamedcan Seralin (1871-1929)

Gaspıralı’nın fikirlerinden etkilenen Kazak ceditçileri arasında Muhammet Seralin’in ismi oldukça önemli bir yer tutmaktadır. 1911-1915 yılları arasında Kazakların ilk gazetelerinden biri olan “Aykap”ı yayınlayan Seralin basın yoluyla o dönemdeki Kazak toplumunun Rusların toprak gaspı, eğitim, milli kültür ve sosyal eşitsizlikler gibi önemli meselelerini dile getirdi.[16] Kazak basın hayatında önemli yeri olan Aykap dergisinde Seralin Kazakların Türk neslinden geldiğini, Türk tarihinin de büyük cihangirler ve büyük ilim adamları çıkardığını şu şekilde ifade etmektedir: “Bizim neslimiz Türk’tür. Tarihçilerin dediklerine göre atalarımızın hiç kimseden eksik tarafı yoktur. Onlar bir zamanlar bütün dünyayı titretmişler ve geçmişte çok büyük medeniyetler kurmuşlardır. Cengiz Han ve Timur Han gibi büyük cihangirler, İbni- Sina ve Cevheri gibi büyük alimler çıkarmışlardır. Böylesine yüce atanın çocuklarının Türklükten kaçmasının sebebi anlaşılmamaktadır.”[17]

İsmail Gaspıralı’nın 24 Eylül 1914’de vefatı üzerine Aykap dergisinde «Yeri Dolmayacak Ölüm» başlıklı bir makale kaleme alan Seralin bu yazısında hem Gaspıralı’nın önemine değinmekte, hem de onun yazılarından ve kitaplarından etkilendiğini anlatmaktadır. Makalesinde şunları yazmaktadır: “Bu sene 11 Eylül günü Bahçesaray şehrinde İslam alemince tanınan Tercüman gazetesinin yazarı ve yayımcısı İsmail Gaspıralı 65 yaşında vefat etti. Otuz beş yıldan beri İslam dünyasına öncülük yapmış olan ilim yolunda çalışan bir büyüğümüzü kaybettik… Gaspıralı’nın bu denli sevilmesinin sebebi ne idi? O çok zengin bir adam değildi. Onun böylesine sevilmesinin sebebi yurduna olan sevgisi idi. Bundan 35 yıl önce o Rusya Müslümanlarının karanlık içinde oldukları dönemde Tercüman gazetesini çıkararak Rusya Müslümanlarını uyandırmıştı. Rusya Müslümanları birbirlerini tanımayan, kendilerinden habersiz, ilimden yoksun bir halktı. Gaspıralı, halkı uyandırarak kendine getirdi. Onlara okuma- yazmayı öğretti. Misyonerlerin İslam’ı kötüledikleri dönemde onun verdiği “Medeniyet-i İslam” adlı kitapla rahatladım. Ondan sonra üstadın “Frangistan Mektebi” adlı kitabını okudum. Bu kitap benim geleceğe umutlu bakmamı sağladı. Allah rahmet eylesin.”[18]

Mir Yakup Duvlatov (1885-1935)

XX. yüzyıl başında Kazaklar arasında ilericiliğin ve siyasî şuurun oluşmasında büyük katkıları olacak eserlerden biri Mir Yakup Duvlat’ın kaleminden çıkmıştır. “Uyan Kazak” adıyla 1910’da Ufa’da yayımladığı kitabında Mir Yakup Duvlat Kazakları etkilemek için eserini Abay gibi manzum olarak kaleme aldı. Eserinde Duvlat, Kazakları her şeyi oluruna bırakmaktan vaz geçerek uyanmaya, karanlıklardan aydınlığa çıkmaya çağırdı. Duvlat’ın bu kitabının Kazakların uyanışına derin etkisi oldu.[19]

Duvlat Kazak edebiyatında ilk roman yazarı olarak da özel bir yer almaktadır. “Bahtsız Cemal” isimli romanında Duvlat sadece Kazak edebiyatına roman kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda o dönemde Kazak toplumunda ağır şartlar altında yaşayan kadınların sorunlarını da dile getirmiş ve kendinden sonraki Kazak yazarlarına bu konuda örnek teşkil etmiştir.[20]

Kazakların modernleşmesinin kendi içinden çıkardığı düşünürler ve edebiyatçılarla gerçekleşeceğine inanan Dulatov’a göre, Puşkin, Gogol, Lermantov, Krilov, Turgenov ve Tolsloy gibi Rus halkına yol gösteren aydınlar gibi Kazaklar arasından da Abay Kunanbayev, Ahmet Baytursunov, Akmolla, Meşhur Cüsip gibi Kazak halkının geleceğini düşünen edipler ve aydınlar yetişmiştir.[21]

Mağcan Cumabayev (1893-1938)

Bu dönemde Kazaklar arasında ortaya çıkan Türkçülük düşüncesinin sembol ismi Mağcan Cumabayev’dir. Ceditçi aydınlarla Ufa’daki Aliye Medresesi’nde tanışan Mağcan Cumabayev, eserlerinde Kazakistan’da gelişme gösteren Türkçülük düşüncesinin Kazak anlayışına göre sınırlarını çizmeye çalıştı. Cumabayev, bir taraftan Kazak dilinin şiirsel gücünü ustaca kullanarak Kazakların tarih şuurunu şekillendirmeye çalışırken diğer taraftan da umumi Türk dünyasıyla Kazakların bağlılık derecesini göstermek istedi.[22] Türkistan kavramını ve onun Türk dünyasını için önemini “Türkistan” başlıklı şiirinde veciz bir şekilde dile getirmiştir.

Türkistan iki dünya eşiğidir;

Türkistan Er Türk’ün beşiğidir.

Görkemli Türkistan da doğmak

Tanrı’nın Türk’e verdiği nasibidir.

Tarihte Türkistan’a Turan denildi

Turan da Er Türk’üm doğup büyüdü

Turan’ın kaderi çok dalgalıdır

Başından çok ilginç günler geçti.

Cumabayev bu uzun şiirini şu dörtlükle bitirmektedir:

Gecmiste Oksus, Yaksart – Ceyhun Seyhun’dur,

Turkler bu ikisine derya derlerdi.

Kutsal bu iki nehrin kiyisina

Olmaz mı, gidip arasan ata kabrini.[23]

Magcan Anadolu Türklüğü’nün 1920’lerde yaptığı milli mücadelesine de kayıtsız kalmadığını Uzaktaki Kardeşime şiiriyle ortaya koymaktadır.

Uzakta ağır azap çeken kardeşim!

Solmuş laleler gibi çöken kardeşim!

Etrafını sarmış düşman ortasında

Göl gibi göz yaşını döken kardeşim!

Önünü ağır kaygılar örtmüş kardeşim!

Ömrünce yaddan cefa görmüş kardeşim!

Hor bakan, yüreği taş, kötü düşman

Diri diri derini soymuş kardeşim!

Bu şiirini Anadolu Türklüğünü vatanına, güç birliği yapmaya çağırarak bitiriyor:

Kardeşim!Sen o yanda,ben bu yanda,

Kaygıdan kan yutuyoruz, bizim adımıza

Layık mı kul olup durmak, gel gidelim

Altaylara atadan miras altın tahta.[24]

Jüsipbek Aymavıtov (1889-1931)

Sovyet dönemi öncesindeki Kazak milli şairleri içinde önemli bir yer tutan Jüsipbek Aymavıtov Rusya Federasyonu’nun çöktüğü, milli Kazak devletinin kurulması yönünde ümitlerin güçlü olduğu 1917 yılında yazdığı şiirinde Kazak halkının geleceğini Türk dünyası ile birlik yapmaktan geçtiğini şu dizeleriyle ortaya koymuştu.

Argı atam er türik,

Biz Kazak elimiz,

Samal tav, şalkar köl,

Sarı arka jerimiz.

…At minsek jel bolıp,

Davıldap şabamız,

Lap desek erlenip,

Davıldap janamız.

…Er türik ejelden

Oq tesken etimiz.

Qaymığıp eş javdan

Qaytpağan betimiz.[25]

 

Eski atam er Türk,

Biz Kazak halkıyız,

Serin dağ, büyük göl,

Sarı arka topraklarımız.

…Ata binersek rüzgarız,

Fırtına gibi koşarız,

Haydi dersek yigitçe,

Alevlenerek yanarız.

…Er Türk ezelden,

Ok delmiş etimiz.

Korkup hiç düşmandan,

Olmamışız yüz geri.

Mustafa Çokay (1890-1941)

1917’de Şubat İhtilali ile Çarlık Rusyasının yıkılması Orta Asya’da milli devletler kurma ümidini doğurdu. Kazak aydın ve politikacılarının önde gelen isimleri ve 1913 yılından beri Kazak isimli bir gazete yayımlayarak halkı milli uyanışa sevk etmekte olan Alihan Bökeyhanov, Ahmet Baytursunov ve Mir Yakup Duvlatov gibi Kazak aydınları bu fırsatı değerlendirerek Çarlık Rusyası yerine kurulacak olan yeni demokratik Rusya Federasyonu’nu içinde milli muhtariyet devlet kurma çalışmalarına giriştiler. Ve böylece Kazak Alaş Siyasi hareketi ortaya çıktı. Bu hareket sonucunda 1917 yılı sonunda Orenburg şehrinde Kazak Muhtariyeti ilan edildi. Yine Alaş lideri Alihan Bökeyhanov’un Alaş Hareketi’nden temsilci olarak gönderdiği Mustafa Çokay ve arkadaşlarının çalışmalarıyla güneyde Hokand şehrinde Kazak-Özbek siyasi oluşumu olan Türkistan Muhtariyeti ilan edildi.

Türkistan Hükümeti’nde önce dışişleri, sonra başbakan olarak görev yapan Mustafa Çokay aynı zamanda Alaş Orda Hükümeti’nde Dışişleri Bakanıydı. Çokay iki hükümette de yer alan yegane lider oldu.

Hokand Hanlığı’nın askeri komutanlarından Torgay Datka’nın torunu olan Mustafa Çokay Şubat İhtilali olduğunda Petersburg’ta Rusya Parlamentosu Türkistan Bürosu’nda görev yapmaktaydı. Onun siyasi çalışmalarda en büyük destekçisi ve yol göstericisi Kazak Alaş Hareketi’nin lideri Alihan Bökeyhanov idi.

Ancak, Şubat İhtilali’nden sonra Ekim Devrimi ile Rusya’da yönetimi ele geçiren Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler her iki hükümeti de lağvederek Orta Asya’da Sovyet hakimiyetini tesis ettiler. Böylece Kazakların ve Özbeklerin olduğu kadar Orta Asya’daki diğer Türk halklarının milli devlet kurma çalışmaları sonuçsuz kalıyordu.

Bunun üzerine Bolşeviklere karşı Türkistanlıların siyasi mücadelesini sonuna kadar devam ettirmek isteyen Çokay Avrupa’ya çıktı ve Paris’e yerleşti.[26]

Mustafa Çokay 1921’de Paris’e geçerken, ülkede kalan Alihan Bökeyhanov, Ahmet Baytursun ve Mir Yakup Duvlat gibi Kazak Alaş milli hareketinin önderleri önce 1920’li yıllarda devlet yönetiminden uzaklaştırıldılar ve sonra 1937’de ise yok edildiler.

Sovyetler Birliği’nde Kazak milli hareketinin liderleri susturulurken, Avrupa’da Çokay 1941’de Berlin’de vefat edene kadar sadece Kazakların değil, tüm Türkistan halklarının Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını savundu.

Bu konudaki görüş ve fikirlerini Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde verdiği konferanslar ve dergilerde yayınlanan makalelerinde dile getirdi. Özellikle onun 1929-1939 yılları arasında Berlin’de 117 sayı yayınladığı «Yaş Türkistan» dergisi önemli bir görev üstlendi.

Alaş Kazak Milli hareketinin son temsilcisi ve lideri olarak tarihe geçen Mustafa Çokay Kazak Alaş Orda Hareketinin Kazak otonomisi şeklindeki siyasi hedefini Kazak bağımsızlığına taşımıştır. Ayrıca Orta Asya bölgesinde Türk halklarının devletlerinin bağımsızlıklarını koruyabilmeleri için Türkistan Birliği’ni kurmaları gerektiğini savunmuştur.

1917 Milliyetçi aydın ve siyasetçiler grubundan Mustafa Çokay Bolşevik Devrimi esnasında Türkistan Muhtariyeti’nin başbakanı görevi yaptı. Bolşeviklerin hakimiyet tesisinden sonra, Avrupa’ya hür dünyaya çıkarak Sovyet baskı rejiminde ile yok edilen milliyetçi Kazak aydınlarının sesi olmuştur.

Kazak bozkırlarına başlangıçta Rus ve Tatar sosyalistleri, Kazakistan’a sürgün edilen Rus siyasi mahkumları, I. Dünya Savaşında cephe gerisi hizmetlerde askerlik görevini yapan Kazak gençleri tarafından yayılan sosyalist fikirler 1917 Ekim devriminden sonra hız kazandı.

Dönemin Kazak aydınlarından Yusufbek Aymavıtov’un “Kartkoca” adlı romanında cepheye giden Kazakların sosyalizm fikrinden etkilenmesini anlatmaktadır. Bu romanda cepheye geri hizmetlere giden bir Kazak gencinin Bolşevik fikirlerden etkilenerek Kazakistan’a dönüşü dile getirilir. 1917 Şubat İhtilali’nden sonra Kazak topraklarında Alihan Bökeyhanov önderliğinde Alaş gibi milliyetçi oluşumlar meydana gelirken, başka bir yelpazede, siyasi teşkilat, Kazakların sosyalist partisi olarak “Üç Cüz” Partisi ortaya çıktı. Kölbay Togısov’un liderliğindeki parti, Bolşevik görüşünü kabul ederek Kazakistan’ın toplumsal ve siyasi hayatında birçok meselelerde “Alaş” partisine muhalefet etti.[27] Genel olarak baktığımızda sosyalist fikirli Kazak aydınlarının milli şuura sahip oldukları görülmektedir. Nitekim bu aydınlar 1930’lı yıllarda Sovyet rejimi tarafından tasfiye edilmiştir.

Turar Rıskulov (1894-1938)

Moskova’daki Bolşeviklerin liderleri Lenin ve Stalin Rus merkezli evrensel bir sosyalist rejim kurmak isterken, Sultan Galiyev ve Turar Rıskulov gibi komünistler bunun Türk halklarını için uygun olmadığını düşünüyordu. Bu sebeple Rıskulov Orta Asya’da Türk Komünist Partisini ve sosyalist Türk Cumhuriyeti’ni kurmak istedi. Fakat, Şubat 1922’de Moskova’da yapılan KP Genel Kurulunda bu istek reddedildi. Rıskulov ve taraftarları partideki görevlerinden uzaklaştırıldı.

Kazakistan’daki Bolşevik siyasi yapılanmanın önde gelen liderlerinden Turar Rıskulov’un Türkiye’deki milli mücadeleye ve onun önderi Mustafa Kemal’a büyük hayranlık duyduğu kayıtlardan anlaşılmaktadır. Milli Komünizmin Öncüleri Rıskulov isimli eserin yazarı Hüseyin Adıgüzel’in tespitlerine göre, Rıskulov Türkiye’yi ve Türkiye’de olan bitenleri yakından takip ediyordu. Orada verilen savaşın, emperyalizmden kurtulma savaşı olduğunu bildiği için olayların gelişimini zamanında görüyor ve gelişmeleri izliyordu. Türkiye’nin lideri Mustafa Kemal Atatürk’e hayranlık ve saygı duyuyordu.[28]

Turar Rıskulov kendisine karşı yöneltilen Türkiye için casusluk yaptığı suçlamalarına verdiği cevapta, “Bizim bazı konuşmalarımızda kastettiğimiz emperyalizmin oyuncağı olmuş Türkiye, eski Türkiye’dir. O şimdi yok. Yerinde Doğu’nun birçok halkını arkasından sürükleyen, emperyalizme, ilk defa büyük bir darbe vuran yeni Türkiye var. Bizim elimizde, Asya’da ve Türkistan’da toplumu Sovyet kuruluşuna çekmede yararlanabileceğimiz, önemi çok yüksek Kemalist ayaklanmanın deneyimi var. Bu deneyim bir kurtuluş hareketidir, emperyalizmin her türüne karşıdır ve bundan yararlanmamak büyük aptallık olur.” demektedir.[29]

Kazakistan Komünist Partisi Bölge Başkanlığı görevinde bulunmuş ve Moskova’ya Türkistan’ın birliği yolunda Türk Komünist Partisi, Türk Sovyet Cumhuriyeti ve Türk Ordusu kurulması gibi tekliflerde bulunduğu için 1937 idam edilen Rıskulov sorgulama esnasında Atatürk hayranlığını da gizlemeyerek şunları söylemiştir:

“Mustafa Kemal, bütün köle halkların, bütün doğulu halkların gözünde büyük ve bir ilki başaran devrimci liderdir. Ona büyük bir saygı duyuyorum. Çok üzgünüm, ama gerçekten çok üzgünüm ki, onun gibi bir insanla ilişki kuramadım ve karşılaşamadım. Bu benim açımdan büyük bir eksikliktir.”[30]

Saken Seyfullin (1894-1938)

Ekim Devrimi’nden sonra Kazak devrimci yazarlarının öncülerinden biri yazar ve şair Saken Seyfullin idi. Kazak edebiyatına ilk defa özgürlükçü ve mücadeleci kahraman karakterleri kazandıran Seyfullin sosyalist rejimde toplumsal gelişmeye inandı. Siyasi şiirlerin yanı sıra tabiat tasvirleriyle de ön plana çıkan şair özellikle  Kökşetav, yani Gökçedağ’ı anlatan şiiri halk arasında çok tutulmuş, türküye dönüştürülmüştür. Şiirlerinin yanı sıra hikayeleriyle de başarılı eserler vermiş olan Seyfullin’in “Tar Jol Taygaq Keşüv” isimli hatıra kitabının ayrı bir önemi vardır. Edebiyat araştırmalarıyla tanınan Prof. Dr. Serik Kıyrabayev 1916-1919 yılları arasında Kazakistan’da tanık olduğu toplumsal ve siyasi olayları anlatan bu eserin aynı zamanda bir edebi eser olduğuna da dikkati çekmektedir.[31]

Kazak Sovyet Sosyalist hükümetinde önemli resmi görevlerde de bulunan Seyfullin Kazakçanın resmi dil olarak statüsünün güçlenmesi için çok çaba sarf etti. Alaş liderlerinden Ahmet Baytursunoğlu büyük değer verdi.[32]

3. Sovyet  döneminde aydınlar (1922 – 1991)

Bu dönem katı Sovyet rejiminin ideolojik baskısının hüküm sürdüğü şartlarda Kazak aydınlarının ifa ettiği kültürel çalışmaları kapsar.

Muhtar Avezov (1897-1961)

Avezov’un Abay roman destanının birinci kitabı savaş yıllarında (1947) Kazak edebiyatında önemli bir olay oldu. Avezov Abay hayatını ve fikirlerini bir romanda olabildiğince geniş bir şekilde tasvir etti. Prof. Dr. Kanış Satpayev dünyaca meşhur olan “Abay Yolu” isimli bu roman hakkında şunları söylemektedir: “Sadece çok edebi bir eser değil, aynı zamanda çok kıymetli bir ilmi çalışmadır. Kazak halkının geçmiş hayatını araştıran hiçbir tarihçi bu eseri okumamazlık edemez. Filologlar bu eserde Kazak edebi dilinin oluşması ve gelişmesi konusunda çok zengin malzeme bulacaktır; etnograf ise hayat ile günlük yaşamın şimdilerde unutulmuş olan birçok ilginç manzalarını bulacaktır; romanın kartalla tilki avcılık, Kazakların düğün ve cenaze merasimleri, beyler mahkemesinin işleyişi ve durumu ile ilgili tasvirlerinin bulunduğu bölümlerin her birisi etnografi açısından birer ilmi araştırma niteliğindedir.”[33]

V. İvanov şunları söylemektedir: “Henüz Abay Yolu romanını okumadınız mı? Demek siz hala bir şey okumamışsınız. Bu sizin adınıza büyük kayıp. Oysa onun eseriyle bozkır canlandı. Bütün ihtişamıyla saf, berrak ve elvan elvan renkleriyle sizi kucaklamaktadır. Tek kelimeyle müthiş! Hiçbir bilimsel araştırma ve çalışmada görmediğiniz büyülü dünyayı keşfedersiniz. O ne muhteşem şiirler! Nesir tarzında yazılan bu dev eserde bir tek nesir cümlesi yoktur sanki. Hepsi ama hepsi manzumeyi çağrıştırır.”[34]

İlyas Esenberlin (1915-1983)

İlyas Esenberlin tarihi gerçeklerin araştırılmasının ve yazılmasının yasak olduğu Sovyet döneminde Kazak Türkleri tarihinin en önemli devirleri hakkında kütüphane ve arşivlerde yaptığı araştırmalar neticesinde elde ettiği bilgileri romanlaştırarak okuyucuya sundu. Onun üçer ciltten (trilog) iki takım halinde yayınladığı tarihî romanları Rusça, Lehçe ve Macarca başta olmak üzere birçok dillere de çevrildi. Göçebeler adıyla yayınlanan serinin 1969’da yayınlanan ilk kitabı ve Kahar adını taşıyan roman, Kazak Türklerinin Çarlık Rusyasına karşı millî kurtuluş mücadelesi veren Kenesarı Kasımoğlu’nun hayatını konu etmekteydi. Bunun devamı niteliğinde olan Elmas Kılıç (1971) ve Can Çekişme (1973) romanları Kazak Hanlığının kuruluşu ile Kazak Türklerinin Cungarlara karşı başarılı savaşlar yapmış olan Abılay Hanı anlatmaktaydı. Yazarın ikinci üç ciltlik eseri Altın Ordu adını taşır. Bunlar Sovyet döneminde Kazakların milli bilincinin oluşmasında önemli rol oynamıştır. Romanlarıyla milliyetçilik yaptığı konusunda tenkitlere maruz kalan Esenberlin’i kurtaran Kazakistan Komünist Partisi I. Sekreteri Dinmuhammed Konayev oldu.[35]

Olcas Süleymanov (1936 – )

1975 senesinde Rusça yayınlanan Kazak Türklerinin ünlü şair ve yazarı Olcas Süleymanov’un “Az İ Ya” kitabı Kazakların millî kültür konusundaki hassasiyetlerini gösteren en görkemli eserlerden biri oldu. Eser, Çarlık Rusyası döneminde başlayan ve Sovyet döneminde devam eden Ruslaştırma çabalarında küçümsenmeye çalışılan Türk kültürünün izlerini Rus Edebiyatının köklerinde aramaktaydı. Ana dili Kazak Türkçesi konuşup yazamadığı için eserlerini Rusça kaleme alan Süleymanov, kitabında Rus Edebiyatının şaheserlerinden sayılan ve 12. asırdan günümüze intikal etmiş tek Rusça edebî eser olan “İgor’un Seferi” destanını ele almaktaydı. Onu Türk ve Rus gibi iki komşu kültürün ortak eseri olarak değerlendirmekteydi. Bu değerlendirmesini de destanda yer alan Türkçe kökenli kelimelerle ispatlamaktaydı.[36]

Şerhan Murtaza (1932 – )

Kazak gazeteci ve yazarı Şerhan Murtaza’nın Turar Rıskulov’un hayatını konu eden KızıI Cebe (1978) ve Yıldız Köprü (1984) romanları Kazak Türklerindeki millî tarih şuurunun kuvvetlenmesi yolunda önemli eserler oldu. Yazar, bu romanlarında 1920’lerde Kazak Türklerinin Millî Komünizm Hareketinin lideri olan Turar Rıskulov aracılığıyla Rus merkezli sosyalizm rejimi hatasını gösteriyordu.[37]

Smagul Elüvbayev (1947 – )

Smagul Elüvbayev, 1933’te Kazakistan’da meydana gelen, Kazak halkının yarıya yakın nüfusunun, 2,5 milyon insanın ölmesine yol açan ve Sovyet döneminde araştırılması yasak olan Stalin’in yarattığı suni açlık yıllarını bütün yönleriyle kaleme alarak Ak Boz Üy adı altında romanlaştırdı. Yazar, bu roman için uzun yıllar boyu bu felâket ile ilgili topladığı belge ve bilgileri kullandı. Ancak eseri basılması için devlet matbaasına 1985 yılında teslim etmesine rağmen, kitap ancak 1989’da yayınlanabildi.[38]

Nemat Kelimbetov (1937-2010)

Nemat Kelimbetov Sovyet döneminde Kazakların köklü bir edebiyatı olmadığı, onların sadece Sovyet döneminde edebiyata sahip oldukları şeklindeki iddiaların temelsizliğini 1986 yılında yayınladığı Kazak Edebiyatının Eski Eserleri kitabıyla ortaya koydu. Eserinde Kazak edebiyatının kökenleri Sakalar ve Hunlar dönemine kadar götürdü. Bu Sovyet döneminde ilk defa Kelimbetov tarafından dile getirildi. Eser sadece Kazak edebiyatının kökenlerini binlerce yıl geriye götürmekle kalmadı, aynı zamanda Kazakların diğer Türk halklarıyla aynı kültürden beslendiklerini de ortaya koyuyordu. Eser Türkiye’de Türk Halklarının Ortak Edebi Eserleri adıyla yayınlandı.[39]

4. Bağımsızlık dönemi

16 Aralık 1991’de Kazakistan’ın SSCB’den bağımsızlığını ilan ettiği günden itibaren ve günümüzde de devam eden dönemdir. Bu dönemde Sovyetler Birliği’nin ideolojik baskısından kurtulan Kazak aydınları Şokan Velihanov’tan günümüze kadar tüm Kazak kültür mirasını çeşitli yönleriyle ele almaya başlamışlardır. Bunlardan bir kaç isim vermek gerekirse, Muhtar Şahanov, Rahmankul Berdibayev, Tursınbek Kakişev, Muhtar Magavin, Mekemtas Mirzahmetov, Karjavbay Sartkojaulı, Mırzatay Joldasbekov, Kenes Nürpeyisov, Talas Omarbekov ve Mambet Koygeldiyev gibi isimleri sayabiliriz.

Sonuç olarak tüm bu dört grup aydını değerlendirdiğimizde hepsi Kazak kültürü ile modern dünyanın bilimsel gelişmelerini birleştirme çabasına girişmişlerdir. Kazak kültürünün Türklük ve İslam gibi biri milli, diğeri manevi iki temel kökenini muhafazaya çalışmışlardır. Sovyet öncesi dönemde milliyetçi ve sosyalist gibi farklı görüşlere sahip olmakla birlikte Kazak aydınlarının Türklük bilincinde birleştikleri görülmektedir. Tarihi gerçeklerin araştırılması yasaklanan Sovyet döneminde edebiyat ön plana çıkmış ve aydınlar edebi çalışmalar ile satır aralarına yerleştirdikleri fikirler aracılığıyla bu yasakları delmeye çalışmışlardır. Bu dönem aydınlarının özellikle Abay, Turar Rıskulov ve Saken Seyfullin gibi Sovyet sansürüne takılmayan Kazak aydın ve siyasilerini yaşamlarını romanlaştırarak kültürel kökleri canlı tutmaya çalışmışlardır. Özellikle Abay’ın Kazak aydınlanmasının her döneminde etkisini sürdüren, dünyada örneğine az rastlanan bir edebi ve felsefi bir şahsiyet olarak ortaya çıktığını görmekteyiz.

XX. yüzyılın başında ceditçi ve milliyetçi Kazak aydınlarının eserlerinde somut bir şekilde koyduğu, ancak Sovyet döneminde unutturulmaya çalışılan Türklük bilinci günümüzde Kazak devletinin politikasında da kendi yansımasını bulmaktadır. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in SSCB’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını kazanan Türk Cumhuriyetleri arasındaki işbirliğinde öncü rol oynaması bundan dolayı bir tesadüf değildir. Bu durum Kazak aydınlarının görüş ve fikirlerinin siyasette karşılığını bulmasıdır. Ayrıca Nazarbayev’in teklifleriyle ve Azerbaycan, Türkiye ve Kırgızistan’ın destekleriyle Astana’da kurulan “Türk Akademisi” sadece Kazakistan’da değil, tüm Türk dünyasında aydınlanma hareketlerine katkı sağlayacaktır.

Prof. Dr. Abdulvahap Kara


[1] Şoqan Välihanov Köp Tomdıq Şığarmalar Jıynağı, I. Cilt, Almatı, 2010, s. 6.

[2] A. Serge Zenkovsky, Rusya’da Pantürkizm ve Müslümanlık, İstanbul, 1983, s. 53-54;

[3] Emin Özdemir, 20. Yüzyılın Başlarında Kazakistan’da Fikir Hareketleri, Gazi Üniversitesi SBE, 2007, (Yayımlanmamış doktora tezi), s. 68.

[4] Ibıray Altınsarin, Musılmanşılıktıñ Tutkası Şeriat-ül İslam, (Yay. A. Seydimbekov), Almatı 1991, s. 9; Özdemir, aynı yer.

[5] Zeki Velidi Togan, Bugünkü Türkili Türkistan ve Yakın Tarihi, İstanbul, 1981, s. 545.

[6] Abdulvahap Kara, Türkistan Ateşi Mustafa Çokay’ın Hayatı ve Mücadelesi, İstanbul, 2002, s. 39; Qazaq Adebiyetiniñ Tariyhı, 6. Cilt, Almatı 2006, s. 14-15.

[7] Abdulvahap Kara, “Kazak Milli Şairi Abay Kunanbayev”, Arman Kazak Türkleri Vakfı Dergisi, Aralık sayısı, 2002

[8] Şäkerim Qudayberdiulı, Türik, Qırgız-Qazaq Häm Handar Şejiresi, Almatı, 1991, s. 70.

[9] Feride Baktıbaykızı Sahipova, “Kazak Aydın Şekerim Kudayberdiulı: Hayatı ve Eserleri (1858 – 1931)”, Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt 2, Sayı 1 (Mart 2005), s. 158-159; http://kk.wikipedia.org/wiki/%D0%A8%D3%99%D0%BA%D3%99%D1%80%

D1%96%D0%BC_%D2%9A%D2%B1%D0%B4%D0%B0%D0%B9%D0%B1%D0%B5%D1

%80%D0%B4%D1%96%D2%B1%D0%BB%D1%8B, Erişim 2 Aralık 2012).

[10] Kara, a.g.e., s. 42-43.

[11] A.g.e., s. 43.

[12] Özdemir, a.g.e., s. 130-131.

[13] Kara, s. 41.

[14] Özdemir, s. 122-124.

[15] Özdemir, aynı yer.

[16] Qazak Ädebiyeti, 6. Cilt, s. S. 396-398.

[17] Emin Özdemir, “Kazak Kültürel Hayatında Tatarların Etkisi ve Kazak Ceditçiliğinin Gelişimi”, Bilig, 2009 Kış, Sayı 48, s.  168.

[18] Özdemir, aynı yer.

[19] Kara, s. 40ç

[20] Qazaq Ädebiyeti, s. 352.

[21] Özdemir, 20. Yüzyıl Başlarında.., s. 108.

[22] Özdemir, s. 99-100.

[23] Ferhat Tamir, Mağcan Cumabayef Öleñderi (Mağcan Cumabayulı’nın Şiirleri), Ankara 1993, s. 266-269.

[24] Abdulvahap Kara, “Türkistan Aydınlarının Milli Mücadeleye Bakışı”, 90. Yılında Milli Mücadele, Ankara 2011, s. 275-276.

[25] Serik Kıyrabayev, Keñes Dävirindegi Qazaq Ädebiyeti, Almatı, 2003, s. 9-10.

[26] Geniş bilgi için bkz. Abdulvahap Kara, Türkistan Ateşi Mustafa Çokay’ın Hayatı ve Mücadelesi, İstanbul, 2002.

[27] Özdemir, a.g.e., 249-250.

[28] Hüseyin Adıgüzel, Milli Komünizmin Öncüleri Rıskulov, İstanbul 2005, s. 292.

[29] A.g.e, s. 293.

[30] Aynı yer.

[31] Kıyrabayev, a.g.e., s. 14-23.

[32] http://tarihi-tulgalar.kz/saken-seifullin.html, Erişim, 2 Aralık 2012.

[33] http://kk.wikipedia.org/wiki/%D0%90%D0%B1%D0%B0%D0%B9_%D0%B6%

D0%BE%D0%BB%D1%8B_(%D1%80%D0%BE%D0%BC%D0%B0%D0%BD), (Erişim, 5 Aralık 2012).

[34] Ahmet Güngör, “Kazak Edebiyatının Ölümsüzlük Ateşi Büyük Yazar ve Filozof M. O. Awezov”, http://www.gungorname.com/index.php?option=com_content&view=article&id=74:m-o-awezov&catid=10:kazak-edebiyat&Itemid=14, (Erişim, 5 Aralık 2012).

[35] Abdulvahap Kara, Kazakistan’ın Yeniden Doğuşu 1986 Aralık Olayları, İstanbul, 2006, s. 30-31.

[36] Kara, a.g.e., s. 32-33.

[37] Kara, a.g.e., s. 33-34.

[38] Kara, a.g.e., s. 34.

[39] Nemat Kelimbetov, Türk Halklarının Ortak Edebi Eserleri, (Çev. Abdulvahap Kara), İstanbul, 2010.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *