TÜRKİYE’DEKİ KAZAKLAR HAKKINDA ARAŞTIRMALAR

1. SAFHA: Bu dönem Kazakların Türkiye’ye yerleşmelerinin ilk yıllarına rast gelmektedir ve 1953-1960 yıllarını kapsar. Pakistan ve Keşmir’den göç ederek Türkiye’ye gelen Kazakların vatanları Çin’deki Doğu Türkistan bölgesi idi. 1930’lu yıllarda Doğu Türkistan’ın Çinli Genel Valisi Şın Şı Say’ın baskı ve zulmüne tahammül edemeyen Kazaklar yurtlarından hicret etmeye mecbur kaldı. Himalaya dağlarını aşarak, Tibet’ten geçerek 1940’lı yılların başında Hindistan’a geldiler. Burada yaklaşık 12 yıl süren muhaceretten sonra, Kazaklar 1952 senesinin Eylül ayından başlayarak Türkiye’ye iskanlı göçmen olarak yerleşmeye başladılar. Bu yıllarda Kazaklar Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinde pek bilinmemekteydi. Hatta Kazak diye bir halkın varlığından habersiz olanlar çoğunluktaydı. Bilenlerin bir kısmı ise Kazakları, Kazaçi de denilen hristiyan Rus Kazakları ile karıştırmaktaydı.

İşte bu dönemde bazı araştırmacılar Türkiye’ye gelen Kazakların tarihi ve kültürü ile ilgilendiler. Bunlar çoğunlukla Kazakları  daha önceden tanıyan ve bilen kimselerdi veya böyle kimselerin tavsiyesi üzerine Kazaklar üzerine araştırma yapmaya başladılar. Bunlar “Kazaklar kimlerdir?”, “Niçin ve nasıl Orta Asya’dan Türkiye’ye göç etmişlerdi?” gibi soruları cevaplamaya çalışarak, onları dünya kamuoyuna tanıtmayı amaçlıyorlardı.

Bu konuda ilk adımı Ankara Üniversitesi’nden Saadet Çağatay’ın attığını görüyoruz. Saadet hanım 1952 senesi ekim ayında Keşmir’den bir grup Kazak Türk’ünün Türkiye’ye göçmen olarak geldiğini duydu. Gelen Kazaklarla tanışmak üzere 1953 senesinin Şubat ayında Ankara’dan Istanbul’a geldi. Onları Istanbul’da Sirkeci’deki göçmen misafirhanesinde buldu. Orada Kazakların Hüseyin Teyci’nin önderliğinde Türkiye’ye gelen grubu ile karşılaştı. Saadet hanım Türkiye’de bu yıllarda Kazak Türklerinin tarihini ve kültürünü bilen ve tanıyan insanların en önde gelenlerinden birisiydi.

Çünkü Saadet hanımın ailesi ve yakın çevresi Kazakların özellikle XX. yüzyılın başındaki siyasi olayları ile yakından alakalı kimselerdi. Saadet hanımın babası Ayaz İshaki ve eşi Tahir Çağatay, Kazak Türklerinin bağımsızlığı için mücadele eden devlet adamı, yazar ve gazeteci Mustafa Çokay’ın dava arkadaşlarıydı.

1917 Bolşevik ihtilalinden sonra kurulan Rusya ve Sibirya Tatarları Milli Kültür Özerkliğinin Dış İşleri Bakanı görevin ifa eden Ayaz İshaki daha sonra Avrupa’ya geçmek zorunda kaldı. Avrupa’da Mustafa Çokay ile birlikte ülkesinin bağımsızlığı için çalışmalar yapan Ayaz İshaki 1928-1939 senelerinde “Yana Milli Yol” adında bir dergi yayınladı. Bu sırada, yani 1929-1939 yıllarında Mustafa Çokay da “Yaş Türkistan” (Genç Türkistan) dergisini yayınladı. Ayaz İshaki 1954 yılında Ankara’da vefat etti.

Saadet hanımın eşi Prof. Dr. Tahir Çağatay ise, Mustafa Çokay’a öz kardeşi kadar yakın oldu. 192O’li yıllarda Özbekistan’dan gelerek Almanya’da tahsil görmeye başlayan Tahir Çağatay, burada Mustafa Çokay ile tanıştı ve yayıncılık faaliyetlerinde ona ve Ayaz İshaki’ye yardımcı oldu. Tahir Çağatay, Mustafa Çokay’ın 1941 yılında Berlin’de ölmesinden sonra, Türkiye’de onun eserlerini ve fikirlerini tanıtan bir çok kitap ve makaleler neşretti.

Saadet hanım, babası Ayaz İshaki ve eşi Tahir Çağatay vesilesiyle yakından aşina olduğu Kazaklardan bir grubun Türkiye göç ettiğini duyunca kayıtsız kalamadı ve vakit geçirmeden onları Istanbul’da arayıp buldu.

Dil ve edebiyet sahasında araştırmalarıyla tanınan Saadet hanım Kazakların göç tarihinden ziyade onların ağız edebiyatı örneklerini toplamaya özen gösterdi. Onlardan atasözleri, aytıs (atışma), car-car gibi gibi Kazak sözlü edebiyatının örneklerini topladı. Saadet hanım eşi Tahir Çağatay’la birlikte Kazaklarla Istanbul’da yaptığı bu ilk görüşmeden sonra, 1954 yılında da Kayseri’nin Develi nahiyesine yerleşen Hüseyin Teyci ve arkadaşlarını ziyaret ederek, araştırmalarını devam ettirdi.

Saadet Çağatay, bu araştırmalarını “Kazakça Metinler” adıyla 1961 senesinde Ankara’da yayınladı. Kitabın önsözünde Saadet hanım Hüseyin Teyci’nin Kazakların Türkiye’ye göçü konusunda verdiği bilgileri aktarır. Bu bilgiler, Türkiye Kazaklarının tarihi açısından büyük önem arz etmektedir. Çünkü 1964 senesinde vefat eden Hüseyin Teyci’nin kendisinen alınan direkt bilgiler, başka hiç bir eserde yoktur.

I. dönemde Türkiye Kazakları hakkında ikinci eser, İngiliz gazetecisi Lias Godfrey tarafından yayınlandı. Onun Alibek Hakim önderliğinde Türkiye’ye yapılan Kazak göçünü konu eden “Kazak Göçü” adlı eseri 1956 yılında Londra’da yayınlandı. Türkiye’nin Manisa şehri Salihli ilçesinde yerleşen Alibek Hakim’e Godfrey’i tanıştıran İngiliz diplomatı Foks Holmes idi. 1940’lı yıllarda İngiltere’nin Urumçi konsolosu görevini yapan Holmes Kazakları iyi bilmekteydi. Hatta onun bu konsolosluk görevi sırasında Alibek Hakim ile tanışmış olması da muhtemeldir.

Godfrey eserinde Doğu Türkistan Kazakları hakkında genel bir malumat verdikten sonra, Böke Batur ve Osman Batur ile ilgili efsaneleri anlatır. Bu iki kahramanın Çinliler ile olan mücadelelerini etraflıca tasvir eder. Bundan sonra Godfrey Alibek Hakim’in önderliğinde yapılan Kazak göçünün hadiselerini geniş bir şekilde okuyucularına anlatır.

1960-1980 yıllarını kapsayan II. dönem Kazakların onlarca yıl göç yollarında perişan olduktan sonra, Türkiye’de yerleşerek rahata kavuştukları dönem oldu. Türkiye’de Kazaklar artık yavaş yavaş ticaret yapmaya, küçük atölyeler açarak para kazanmaya başladılar ve çevrelerindeki insanlarla ilişkilerini arttırdılar. Çocuklar Türk okullarında eğitim aldılar. Bu devrede Kazaklar Türk halkının kendileri hakkında fazla bir bilgiye sahip olmadıklarını farkettiler. Türkler ilk karşılaşmalarda, simaları kendilerine benzemeyen çekik gözlü, çıkık elmacık kemikli Kazaklardan hangi milleten olduklarını sormadan edemezlerdi. “Kazak” cevabı da çoğu zaman onlar için bir şey ifade etmezdi. Bu yüzden aynı simaya sahip Tatarları iyi bildiklerinden, Kazakları daha çok Tatar diye adlandırırlardı. Diğer bir ifadeyle, Türk  halkı genellikle Kazak diye bir halkın varlığından habersiz görünüyordu. Bazıları ise Kazak Türklerini Rus Kazaklarıyla karıştırıyorlardı.

Bundan dolayı Kazaklar, karışıklığa ve anlaşılmazlığa meydan vermemek için, kendilerini çoğunlukla Türkistanlıyız diye tanıtmayı yeğliyorlardı. İşte böyle bir atmosferde, Kazakların kendi arasından çıkan bazı yazarlar Türk halkına Kazak halkının tarih ve kültürünü anlatmak ve nasıl ve niçin Türkiye’ye göç ettiklerini izah etmek üzere kitap yazma ihtiyacını hissettiler.

Ayrıca, Türkiye’de doğup büyüyen yeni genç nesillere de kendilerinin kim olduklarını ve nereden nasıl geldiklerini unutturmamak için de böyle kitaplar yazmak bir ihtiyaçtı. Çünkü zamanla gençlerin geçmişlerini unutma tehlikesinin ortaya çıkacağı muhakkaktı.

Çünkü, Komünist Doğu ile Kapitalist Batı bloku arasındaki soğuk savaşın etkisiyle, Türkiye’deki Kazakların Sovyet yönetimine tabi Kazakistan ile Çin idaresindeki Doğu Türkistan ile ilişkileri kurmalı mümkün değildi. Bu da gençlerin zamanla Kazak Türkçesini, örf-adetlerini ve hatta Kazak olduklarını unutmalarını kolaylaştıracaktı. Böyle hazin bir duruma düşmemek için anavatandan Türkiye’ye yapılan göçün kahramanları hayatta iken, onların anlattıklarını kağıda dökerek tarih ve örf-adetler konusunda eserler vücuda getirmek ve bunu yeni nesillere miras olarak bırakmak elzemdi.

Bu konuda ilk eser, göç liderlerinden Alibek Hakim’in oğlu Hasan Oraltay tarafından “Hürriyet Yolunda Doğu Türkistan Kazak Türkleri” adıyla kaleme alınarak 1961 senesinde yayınlandı. Oraltay, Kazak tarihi ve kültürü konusunda genel bilgiler sunduktan sonra, babası Alibek Hakim ve arkadaşlarının göçü hakkında teferruatlı bilgi verir.

Ayrıca eserde Osman Batur ile Doğu Türkistan geçici hükümetinde Maliye Bakanı olarak görev yapan Kazak Canımhan Hacı Tilevbayoğlu’nun siyasi faaliyetleri ile ilgili değerli bilgiler yer alır. Kitabın ikinci baskısı 1976’da yapıldı.

1977 yılında Türkiye’deki Kazak yazarlardan Hızırbek Gayretullah’ın “Altaylarda Kanlı Günler” adlı eseri yayınlandı. İsa Yusuf Alptekin’in başkanlığını yaptığı Doğu Türkistan Göçmenler Derneği yayınları arasında çıkan eser kollektif bir çalışmanın ürünüdür. 1960 senesinde Doğu Türkistanlı Kazak ve Uygur Türkleri tarafından İstanbul’un Zeytinburnu semtinde kurulan mezkur dernek, Türkiye’deki Kazakların tarih ve kültürünü araştırmak için 1970’li yılların ortalarında bir komite kurdu. Bu komite Kazak  göçüne öncülük etmiş tarihi şahsiyetler ile yaşlı kimselerin hatıralarını toplamaya gayret etti. Ev ev dolaşarak göç ile ilgili belge ve resimler  toplandı. Yazar ve gazeteci Hızırbek Gayretullah bu bilgi ve belgelerin ışığında eserini kaleme alarak yayınladı.

Eserde Kazakların Türkiye’ye yapılan göçü konusunda, olayların içinde yaşamış kimselerin verdiği bilgilere dayanan çok değerli malumattar mevcuttur. Bugün bu kimselerin bir çoğu vefat etmiş bulunmaktadır. Eğer bu eser yazılmamış olsaydı, göç ile ilgili bazı bilgilere ulaşmak artık mümkün olmayacaktı. Göç olaylarının dışında kitapta Kazak Türklerinin  örf-adetleri ile ilgili bir çok bilgi de yer almaktadır. Örneğin, eserde Kazak Türklerinin geleneksel içkisi Kımızın yapımı ve onun kimyasal analizi konusunda etraflıca bilgi vardır. Eserin değerini arttıran bir diğer husus da, Türkiye  Kazaklarının önde gelen şahsiyetlerinin bir çoğunun fotoğraflarının yer almasıdır.

Araştırmaların Kazakları Türk halkına tanıtmayı amaçlayan II. döneminde, Halife Altay’ın çalışmaları büyük bir öneme haizdir. Halife Altay, Kazak Türkleri konusunda ikisi Anadolu Türkçesinde biri Kazak Türçesinde olmak üzere üç eser yayınladı. Bunlardan ilki 1977 senesinde “Kazaklara ait Şecere” adıyla Anadolu Türkçesinde yayınlandı. Kitapçık şeklinde yayınlanan bu küçük eserde Türkiye’de yaşayan bazı Kazak Türklerinin şecereleri yer aldı. Burada bazı ailelerin şecereleri 15-16 göbek ilerisine kadar götürülmektedir.

İkinci eserinde Halife Altay, göç esnasında şahit olduğu olayları Kazak Türkçesinde manzum olarak kaleme aldı. 1980 yılında “Estelikterim” (Hatıralarım) adıyla İstanbul’da yayınlanan kitap, Türkiye’de Kazak Türkçesinde yayınlanan ilk eser olma özelliğine sahiptir. Kazakların Türkiye’ye yaptığı göçü şiir diliyle anlatmaya çalışan Halife Altay, özellikle Pakistan ve Hindistan’daki muhaceret günleriyle ilgili değerli bilgiler vermektedir.

Yazar’ın üçüncü ve en çok tanınan eseri “Anayurttan Anadolu’ya” adını taşımaktadır. Eser ilk defa 1981 yılında Ankara’da Kültür Bakanlığı yayınları arasında çıktı. Eserin ikinci baskısı 1999 senesinde yapıldı. Eserde Kazak Türklerinin örf-adetleri ve Türkiye’ye yapılan göç geniş bir şekilde anlatılmaktadır. Bu eser, Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra 1995 yılında Kazak Türkçesine çevrilerek Almatı’da yayınlandı.

Türkiye’deki Kazaklar üzerinde yapılan araştırmaların III. safhası 1980-1990 yıllarını kapsar. Bu dönemde araştırmacıların Türkiye’deki ortama ayak uydurmuş Kazakların sosyal, ekonomik ve kültürel hayatını incelemeye ilgi duymaya başladığını görüyoruz. Bu dönemde Kazaklar,  Türkiye’de geçen 30-40 yıllık süre zarfında, Kazak Türklerinin kendine has özelliklerini korumakla birlikte, yaşadıkları yeni vatana da uyum sağladılar. Göç yollarında ve Pakistan ile Hindistan’da geçen sıkıntılı günlerden sonra, Türkiye’de yapılan hayat mücadelesinde başarı kazandılar. Kimseye yük olmadan geçimlerini temin edebiliyorlardı.

Ayrıca bu dönemde anavatandaki Kazaklar ile temaslar da başladı. 1970’li yılların ortalarından itibaren Kazakistan ile bağlantı kuruldu. Bazı Kazaklar Almatı’ya giderek, anavatanı görmek imkanına sahip oldular. Diğer taraftan Çin’in dış siyasetinde değişiklik yaparak dünyaya açılması, Türkiye’deki Kazaklara 1979 yılından itibaren Doğu Türkistan’daki akrabalarını ziyaret etme imkanı sağladı. Böylece 1930’lı yılların sonuna doğru irtibat kesilen Çin’deki Kazaklar ile 40 yıl sonra tekrar münasebetler tesis edildi. Bu durumdan istifade eden Kazaklar 1980’li yıllarda Doğu Türkistan’daki doğdukları ve çocukluklarının geçtiği yerleri ve akrabalarını ziyaret ettiler. Onları  davet ederek Türkiye’de ağırladılar. Türkiye’deki ailesi ve diğer akrabaları ile tanıştırdılar.

Kazakların hayatındaki bu gelişmeler, İsveçli araştırmacı Ingvar Svanberg’in araştırmasına konu oldu. 1979 ile 1986 yılları arasında Türkiye Kazakları arasında araştırma yapan Svanberg, çalışmalarını 1989 senesinde “Türkiye’deki Göçmen Kazaklar” adıyla neşretti. Uppsala şehrinde İnglizce yayınlanan eserinde Svanberg, Türkiye Kazakları hakkında teferruatlı bilgi vermektedir. Araştırmaları sırasında Svanberg, Türkiye ve Türkiye’den çeşitli ülkerele dağılan Kazakların hepsine ulaşmaya çalıştı. İstanbul, Niğde, İzmir, Manisa gibi Kazakların yaşadığı tüm şehirleri dolaşarak Kazak yaşıntısı hakkında bilgi toplayan Svanberg, Türkiye’den işçi statüsünde Avrupa’nın Almanya ve İsveç gibi ülkelerine göç eden Kazakları da ziyaret etti. Ayrıca Svanberg, çeşitli yönlerden Türkiye Kazaklarının hayatına etki yapan Tayvan’a da giderek, oradaki Türkistan Derneği yöneticileri ile yüksek tahsil yapmakta olan Türkiyeli Kazak öğrencileri ile görüştü.

Türkiye Kazakları üzerine böylesine geniş kapsamlı çalışma yürüten Svanberg, misafirperver Kazak halkı arasında araştırma yapmanın çok zor bir şey olmadığına dikkati çekmektedir. Svanberg’e göre, Türkiye Kazakları ile sıcak ilişkiler kurmanın en iyi aracı onlarla birlikte sütlü çay içmektir. Kazak Türkleri kendileri sütlü çay içmelerine rağmen, gelen yabancı misafirlere Türk usulü sütsüz çay sunarlar. Ancak, Svanberg’in tecrübesine göre, Kazaklara sütlü çay içmeyi tercih ettiğinizi söylerseniz, ev sahibinin mutluluğuna diyecek olmaz ve misafirperverliği bir kat daha artarak sizinle daha rahat konuşmaya ve hatta şakalaşmaya başlar. Ayrıca Kazakların milli yemeklerine de ilgi göstermek gerektiğine dikkat çeken Svanberg yemek seçenler ile vejeteryanların Kazaklar arasında araştırma yapamayacaklarını söylemektedir.

Svanberg eserinde Türkiye Kazaklarının Kazakistan ile olan ilişkilerine de temas etmektedir. Kazakların bu dönemde turistik ziyaretler ile Kazakistan’a gitmeye başladıklarını vurgulayan Svanberg, bu hususta Avrupa’da yaşamakta olan Kazakların daha fazla imkanlara sahip olduklarını ifade eder. Onun ifadesine göre, bu ziyaretlerin sonucunda Türkiye Kazaklarının eline Kazak kültürüne has malzemeler, özellikle Kazak milli sazı dombra, Kazak şarkılarının plakları ve Kazak Türkçesinde kitap ve gazeteler ulaştı. Bu malzeme türlerinden bir veya bir kaçını her Kazak evinde görmenin mümkün olduğunu söyleyen Svanberg, bunu Türkiye Kazakları ile  Kazakistan arasındaki yoğun ilişkilerin bir göstergesi olarak kabul etmektedir. Türkiye Kazaklarının liderlerinden Delilhan Canaltay’ın bu ilişkilerin artırılmasını teşvik ettiğini, çevresindekileri Kazakistan’a giderek Kazak kültürü ve ortamını yaşamaya davet ettiğini söylemektedir.

Svanberg’in “Türkiye’deki göçmen Kazaklar” isimli eserinin bazı kısımları Rusça’ya çevrilerek 1997 senesinde Almatı’da yayınlandı.

III. Dönemde Türkiye Kazaklarını araştıran diğer bir araştırmacı Mark Kirchner’dir. Türk dili ve edebiyatı sahasında çalışmalar yapan Alman araştırmacı Kirchner, Türkiye Kazaklarının dil özelliklerini araştırdı. Bu konuda “Kazakçanın Fonolojisi, Istanbul’daki Kazak Göçmenlerinden Kaydedilen Hikayeler Üzerinde İncelemeler” adıyla bir doktora çalışması hazırladı. 1983 ve 1984 yıllarında Türkiye’ye gelerek Istanbul’da yaşayan Kazaklar arasında araştırmalar yapan Kirchner, Halife Altay, Hızırbek Gayretullah, Mansur Teyci, Zalebey Teyci, Abdulvahap Kara gibi on kadar Kazak ile yaptığı görüşmelerin ses kaydını aldı.

Almanya’ya döndükten sonra bu ses kayıtları üzerinde çalışan Kirchner, bilgisayar yardımıyla Türkiye Kazaklarının ses özelliklerinin analizini yaptı. Almanya’nın Mainz Üniversitesi Türkoloji Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Lars Johanson’un danışmanlığında çalışmalarını tamamlayan Kirchner’in doktora tezi 1992 senesinde 2 cilt halinde yayınlandı.

Rusça, Arapça, Farsça, Türkçe, İngilizce ve Fransızca bilen Kirchner Türkiye’deki araştırmaları sırasında Kazak Türkçesini de iyi derecede konuşacak kadar öğrendi. Onun Kazakça konuşması, Türkiye’deki bazı Kazak yaşlılarını hayrette bırakıp sempatisini kazanacak ölçüde güzeldi. Doktora çalışmaları esnasında Türkiye Kazakları arasında topladığı Kazak atasözleri ile Kazakistan’da yayınlanmış Kazak atasözleri eserleri üzerinde çalışma yaptı. Bunlardan derlediği atasözlerini, Almanca çevirileriyle birlikte 1993 senesinde yayınladı. Bu eserde araştırmacı bin kadar Kazak atasözünün Almanca açıklamasını vermektedir.

Türkiye Kazakları konusunda yapılan araştırmaların IV. dönemi Kazakistan’ın Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bağımsızlığını elde etmesiyle ilişkilidir. Kazakistan Türkiye’deki Kazaklar ile ancak bağımsızlığını kazandıktan sonra ilgilenmeye başladı. Bağımsızlıktan önce Kazakistan’da kendi sınırları dışındaki, bilhassa Avrupa ülkelerindeki Kazaklar hakkında araştırma yapmak ve kamuoyuna bilgi vermek olağan bir vaziyet değildi.

Bu durum Kazakistan’ın bağımsızlığını elde etmesinden sonra değişti. Kazakistanlı yazarlar ile gazeteciler Türkiye’ye yaptıkları ziyaretler esnasında burada yaşayan Kazaklara büyük ilgi gösterdi. Onlar arasında bulundukları sırada hissettiklerini, görüp duyduklarını Kazakistan’da gazete ve dergilerde yayınladıkları makalelerde ifade ettiler. Böylece Kazakistan kamuoyu Türkiye Kazakları ile ilgili bilgileri edindiler. Bu konuda pek çok makale ve haber yayınlandı.

Bununla beraber Türkiye Kazakları hakkında ilk ve tek kapsamlı ilmi çalışma Şokan Velihanov Tarih ve Etnoloji Enstitüsünün araştırmacısı Gülnara Mendikulova tarafından yapıldı. Onun “Kazak Diyasporasının Tarihsel Kaderi, Doğuşu ve Gelişmesi” adlı kitabı 1997 yılında Almatı’da yayınlandı. Rusça olarak yayınlanan eser, araştırmacının ABD, İngiltere ve Türkiye’de yaşayan Kazaklar arasında yaptığı incelemelere dayanmaktadır. Kitap konu olarak Kazakistan dışında yaşayan bütün Kazakları kapsamakla birlikte, Türkiye’deki Kazakların sosyal ve kültürel hayatını geniş bir biçimde ele almaktadır.

Mendikulova’nın eserinde Kazaklarla yaptığı görüşmelerin yanısıra Kazakça, Türkçe, İngilizce ve Rusça olarak yayınlanan bir çok eserden de faydalandığı gözlenmektedir. Kitapta ayrıca Türkiye Kazakları ile ilgili bir çok resim de yer almaktadır. Eser Kazakistan kamuoyunun Türkiye Kazakları konusunda ihtiyaç duyduğu bir çok bilgiyi ihtiva etmektedir.

Bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti ile yakın ilişkiler kurmaya çalışan Türkiye Kazakları, Kazakistan kamuoyunun Türkiye Kazakları hakkında fazla bilgilerinin olmadığını farketti. Bu durum Türkiyeli Kazak yazarları, Türkiye’deki Kazakları Kazakistan’a tanıtmanın gerekli olduğu düşüncesine sevkederek, Kazak Türkçesinde eserler yazmaya teşvik etti. Bu konuda ilk adım atan Hasan Oraltay eserini “Elim-aylap Ötken Ömir” (Vatan Hasretiyle Geçen Ömür) adıyla 1999 yılının Martında yayınladı. İstanbul’daki Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından yayınlanan kitabında Oraltay görüp işittiklerini ve kendi başından geçenlerini anlatmaktadır. Eserde Kazak Türklerinin Doğu Türkistan’da Çinlilere karşı isyanları, göç esnasında babası Alibek Hakim’in etrafında geçen hadiseler ve Türkiye’ye yerleştikten sonra yeni ülkeye uyum sağlama esnasında karşılaşılan zorluklar etraflıca konu edilmektedir.

Hasan Oraltay, kitabında 1968-1995 yılları arasında 27 yıl çalıştığı Hürriyet Radyosu Kazak Servisi ile ilgili anılarına da yer vermektedir.

Türkiye Kazaklarının diğer bir yazarı Halife Altay’ın da 1999 yılı içinde Kazakistan Kazaklarına Türkiye Kazaklarını tanıtmak için bir kitabı kaleme aldığını biliyoruz. Eser bitmiş olup Almatı’da basım için bir matbaada beklemektedir. Kitapta Türkiye Kazaklarının tarihi, kültürü ve ekonomik faaliyetleri anlatılmaktadır.

1999 yılının sonlarında Türkiyeli bir Kazak tarafından yazılarak Almatı’da Kazak Türkçesinde yayınlanması için bir matbaaya teslim edilen ikinci kitabın yazarı Delilhan Canaltay’dır. Doğu Türkistan’da 1949’da kurulan Geçici Milli Hükümetin Kazak üyesi ve Maliye Bakanı Canımhan Hacı Tilevbayoğlu’nun oğlu olan Delilhan Canaltay hatırat şeklinde kaleme aldığı ve 2000 yılı ortalarında yayınlanan eser “Kıylı Zaman-Kıyın Künder” adını taşımaktadır. Şimdilerde 80 yaşında olduğu halde Istanbul’da yaşamakta olan Delilhan Canaltay, eserinde Kazak kahramanlarından Osman Batur İslamoğlu ile ilgili bugüne kadar hiçbir yerde yayınlanmamış değerli bilgiler vermektedir. Bu açıdan ele alındığında bu eserin Çin’deki Kazakların yakın tarihinin bazı karanlık kalmış sayfalarına ışık tutacağı muhakkaktır.

Ayrıca Istanbul’da Güneşli semtinde 1970’lı yılların başında Kazak Kenti’nin kurulmasına öncülük etmiş olan Delilhan Canaltay, eserinin son kısmında bu kentin nasıl kurulduğu konusunda çok değerli bilgiler vermektedir. Eserin en son bölümünde 30 kadar tarihi resmin yer alması kitabın değerini daha da arttırmaktadır.

Türkiye Kazaklarını araştırmaların IV. dönemi bitmemiştir. Bu dönem Türkiyeli ve Kazakistanlı yazar ve araştırmacıların Türkiye Kazaklarının tarihi ve kültürü doğrultusunda yapacakları araştırmalar ile devam edecektir. Çünkü bu konuda bugüne kadar yapılan çalışmaların yeterli olduğunu söyleyemeyiz. Bu yüzden konunun gelecekte bir çok araştırmacıyı cezbedeceğini tahmin edebiliriz.

Abdulvahap Kara

BİBLİYOGRAFYA

Altay, Halife, Kazak Türklerine Ait Şecere, İstanbul 1977.

—————, Estelikterim, İstanbul 1980.

—————, Anayurttan Anadolu’ya, Ankara 1981.

Çağatay, Saadet, Kazakça Metinler, Ankara 1961.

Çakar, H. Ali, Türkistan Dramı, İstanbul 1972.

Gayretullah, Hızırbek, Altaylarda Kanlı Günler, İstanbul 1977.

Godfrey, Lias, The Kazak Exodus, London 1956.

Oraltay, Hasan, Hürriyet Yolundaki Doğu Türkistan Kazak Türkleri, İstanbul 1961.

—————, Elim-aylap Ötken Ömir, Istanbul 1999.

Kirchner, Mark, Phonologie des Kasachischen, Untersuchung Anhand von Sprachaufnahmen aus der Kasachischen Exilgruppe in İstanbul, II Band, Wiesbaden 1992.

—————, Sprichtwörter der Kasachen, Wiesbaden 1993.

Mendikulova, G. M., Istoricheskie Sud’by Kazakhskoy Diaspory, Proiskhojedenie i Razvitie, Almatı 1997.

Svanberg, Ingvar, Kazak Refugees in Turkey, A Study of Cultural Persistence and Social Change, Uppsala 1989.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *