TÜRK KÜLTÜRÜNÜN DÜNYAYA AÇILAN PENCERESİ: CENGİZ AYTMATOV

“Kültürel Etkileşim ve Cengiz Aytmatov’un Mirası” temalı uluslararası yuvarlak masa toplantısı, 24 Mart 2018 Cumartesi günü The Marmara Otelinde üç oturum halinde gerçekleştirildi. Cengiz Aytmatov’un doğumunun 90. Yılı vesile ile düzenlenen bu etkinliği Türkiye Yazarlar Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi ve “Rusya – İslam Dünyası” Stratejik Vizyon Grubu birlikte düzenledi. Toplantıda Türkiye, Rusya, Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan gibi ülkelerden 30 civarında yazar, diplomat, akademisyen, kanaat önderi ve aydın bir araya geldiler.

Aytmatov uluslararası yuvarlak masa toplantısının açılış konuşmasını IRCICA, Genel Direktörü Doç. Dr. Halit Eren, gerçekleştirdi. Konuşmasında Eren, etkinliğin toplanma amaçlarını ortaya koyarak Kırgız yazar Aytmatov’un adına düzenlenen bu toplantında ana tema olarak uluslararası ilişkilerde önemi gittikçe artan kültürel etkileşim konusunu belirlediklerini ifade etti.

IRCICA’nın misyonu içinde uluslararası kültürel etkileşim ve işbirliğinin geliştirilmesi konusu öncelikli bir yer aldığına işaret eden Eren IRCICA’nın temel çalışma alanlarının İslam dünyası toplumlarının tarihi, bilim, felsefe ve sanat tarihi, İslam klasik sanatları ve geleneksel el sanatları, kütüphane ve arşiv konuları olduğunu söyledi. Bu etkileşimleri bilimsel incelemelerle ortaya çıkarmak da IRCICA’nın öncelikli işleridir. Bugünkü toplantı vesilesiyle bu ülkelerle ve Rusya-İslam Dünyası Stratejik Vizyon Grubu ile bir defa işbirliği yapmaktan memnuniyet duyduklarını belirten Eren konuşmasının devamında özetle şunları söyledi:

“Rusya Müslümanları, Orta Asya ve Türk Dünyası ile diğer İslam Ülkeleri arasında paylaşılmış tarih süreçleri mevcuttur. Benzer dil, sosyal gelenek ve inanç unsurları vardır. Aynı zamanda farklı dil ve din grupBlarının birlikte yaşama tecrübesi ve bunlar arasındaki alışverişler bulunmaktadır. Bütün bunlar ortak tarih hafızasını meydana getirmekte ve bugünkü kültür ilişkilerini şekillendirmektedir.

Bu durum, dünyaca ünlü Kırgız yazar ve diplomat Aytmatov’un eserlerinde gerçekçi anlatımlar bulmuştur. Eserlerinde bölgesinin kültürel ve sosyal yapısını ve mirasını, ortak hafızasını hayata geçirmiştir. Kendi bölgesinin insanlarını anlatırken sanki başka bir yerde yaşayan benzer veya ortak kültürdeki insanları anlatır gibi evrensel bir kavrayışı yansıtmıştır. Özellikle bu coğrafyamızda onun çağdaşı olup da yazar olarak adını işitmemiş pek az kişi vardır. Aytmatov 1990’dan itibaren Sovyetler Birliği ve Rusya Federasyonu’nun ve Kırgızistan Cumhuriyetinin büyükelçisi ve Kırgız Meclisinde milletvekili olarak görev yapmıştır. Uluslararası diyalog çalışmalarıyla tanınmıştır. Hatta Sayın Aytmatov 2 Şubat 2007’de bu grubun İstanbul’da yapılan toplantısı sonrasında IRCICA’yı ziyaret etmişti. Kültürel etkileşim konusunu 90. doğum yıldönümü vesilesiyle onun katkılarının ekseni etrafında konuşacağız. Böylece günümüzdeki kültürel etkileşimler için ilhamlar alacağız.”

Açılış konuşmalarından sonra Cengiz Aytmatov hakkında bilgi ve düşüncelerini yansıtan yazar, diplomat, akademisyen, kanaat önderi ve aydınlar fikirlerini ortaya sunmak üzere toplantım

Birinci oturumda konuşma alan Tataristan Başbakan Yardımcısı ve aynı zamanda bir Rusça öğretmeni olarak görev yapan Fazleevi Leila haritacılık yaklaşım sistemini kullanarak Cengiz Aytmatov’un eserlerindeki anlamları araştırarak onları analiz etmeye çalıştı. “Harita yaklaşımı çok özel bir yaklaşımdır. Eserden bir anlam çıkarılması açısından bir eleştirmenin çalışmalarını basitleştiren bir metottur. Aytmatov, için en önemli öge “imge” idi. Aytmatov eserlerini simgesel bir çerçeve içerisinde yaratmıştır. Bu simgesel yaklaşımı bize lirik bir eser olarak yansımaktadır.” Dedi. Leila, Aytmatov’un romanlarını imgesel açıdan yorumlayarak, eserlerinde geçen nehir simgesinin çok önemli olduğunu dile getirdi.

Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı Dr. Mehmet Doğan, dünya edebiyatına kazandırılan bir tema olan “Mankurt”u anlattı. Cengiz Aytmatov’u Mehmet Akif Ersoy’a benzettiğini dile getirerek, her ikisinin de veterinerlik eğitimi gördüğünü, her ikisinin de edebiyat alanına çok zengin kitaplar bıraktığını söyledi. Aytmatov için “Gününü bir asra bedel kıldı” dedi. Kırgızların mankurtlaşma kavramını dünyaya tanıtan bir yazar olduğunu söyledi. “Cengiz Aytmatov, Kırgızların Manas Destanı XX. yy da çağdaş metotlar kullanarak yazdı. Dünyada insan hafızası kısadır. Ölümsüz olan Manas’dır. Cengiz Aytmatov, 43 sene önce 1975 Ağustos ayının 2. Yarısında Türkiye’ye ilk seyahati oldu. Mankurtlaşma: Aytmatov’un “Gün Olur Asra Bedel” eserinde Türkiye’de yaygınlaşmıştır. Sömürgeciliğe karşı durmuştur” dedi ve Türkiye ile Aytmatov arasındaki bağlantının temel noktalarına değinerek konuşmasını sonlandırdı.

Rusya Yazarlar Birliği Genel Sekreteri Ivanov Gennadiy Viktorovich’de, Cengiz Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel romanındaki şiirsel motifleri şu şekilde değerlendirdi. “İnsan Tanrıya karşı tüm günahlarını biliyor ve insan O’na karşı, işlediği günahlardan dolayı acı duyuyor. Bu roman kahramanlarında “acı” imgesi görülüyor. İnsanoğlunun acıları sonsuza kadar deva m ediyor. Romanlarında Aytmatov kötü insanları ve günahları Tanrı’ya havale ediyor. Dünyamızda yaşadığımız problemler ne kadar çok olursa olsun, biz tüm isteklerimizi Tanrıya gönderiyoruz. Yani biz Tanrıya inanıp Tanrı’dan acılarımızın azaltılmasını istemeliyiz, anlamını çıkartabiliriz. Bu roman bir acı kitabıdır.”

Rusya – İslam Dünyası” Stratejik Vizyon Grubunun yardımcı koordinatörü Eshba Elana Cengiz Aytmatov’un Rusya ve İslam dünyasındaki vizyonunu değerlendirdi. ”Aytmatov’un, medeni ve insani boyutu, aslında bütün dünya için aynıdır. Çünkü onun eserlerinde, diğer medeniyetlerin esintileri de olmuştur. Rusya’da, Kırgız halkının da tüm Türk halklarının da geleneklerini yazan bir yazardır. Yazarın özelliği buradadır. Farklı kültürlerin, medeniyetlerin karışmasını anlattı. Aytmatov’a, Yarı Avrupalı Yarı Asyalı diyorlar. Biz birlikte güçlüyüz. Aytmatov, diplomatik çalışmalarında bile insanları birleştiren bir özellik sergiledi. Medeniyetin çok yüzlü yolunu birlikte kurmalıyız, dedi. Tüm insanlık için Aytmatov, Rusya’nın da önemini vurgular.” Elana, ayrıca İslam Dünyası’nın Rusya ile bağlantısının kurulmasındaki en büyük etkenlerden birinin Cengiz Aytmatov’un etkisinin olduğunu dile getirdi.

Katar, Suudi Arabistan ve Nijerya’da Rusya Federasyonu’nun eski büyükelçisi, Rusya Yazarlar Birliği üyesi ve moderatör Melikhov İgor Alexandrovich, Aytmatov’un XX. yüzyılın en yetenekli yazarlarından biri olduğunu söyledi. Daha sonra konuşmasında, bir diplomat olarak şunları kaydetti: “Elçilik çok büyük bir bilim gerektiriyor. Aynı zamanda yazarında bir sürü becerisi var. Toplumları ve medeniyetleri tanıma isteği, sebep sonuç çıkarma işleri vs. Yazar bunu edebi bir şekilde gösteriyor. Diplomasiden yazarlığa geçiş çok olmaz. Sovyetler Birliği’nde diplomat kalmadı mı da, edebi alandan diplomat alındı diye tartışmalar çıktı. Biz Gorbaçov döneminde, iki politik sistemin mücadelesinden vazgeçme ilkesini ortaya çıkardık. Bu politikayı geliştirmek için Gorbaçov’a hümanist sadık bir diplomat yetiştirmek gerekti. Bunun için en uygun olarak Aytmatov seçildi, çünkü hümanist bir diplomattı. Aytmatov’un çok geniş ve bilgili olması diplomasiye çok büyük bir katkı sağladı. 20 Ekim 1996’da Lüksemburg elçisi oldu. Aytmatov bir konuşmasında Rusya yeni ufuklara açılmak istiyor, demişti. Lüksemburg devlet adamları Türkiye’de çok sıcak karşılandı. Kendisi “dünyanın barış güvercini olarak” kabul edilmişti. Aytmatov’un, Avrupa-Sovyetler Birliği ilişkisinin gelişmesinde çok büyük katkısı olmuştur.”

İslami Medeniyetler Merkezi Başkanı, “Rusya – İslam Dünyası” Stratejik Vizyon Grubu üyesi ve Özbekistan Cumhurbaşkanı danışmanlarından Minavarov Shoazim Shoislamovich, Özbekistan’da, Cengiz Aytmatov’un eserleri hakkında konuştu. Aytmatov’la 1960’lı yıllardan beri tanıştığını dile getiren Shoislamovich, ortaokul yıllarında Cemile filminin etkisi ile Aytmatov’a hayranlığının başladığını söyledi. Üniversitesi eğitimi devam ederken, Özbekistan’da, Aytmatov’un birçok eseri çeviri yapılarak yayınlanmıştı. “Özbekistan’da en az Rusya ve Türkiye’deki kadar sevilen bir yazardır. Özbekistan’da Cengiz Aytmatov’u okumamış hiçbir aile yoktur. Aytmatov, kültür olarak Özbekistan’a çok yakındı ve hatta bir keresinde “Ben Özbek halkından ilham alarak yazıyorum” demişti. Dili çok zengin bir yazardır. Balalığım diye bir eserinde, altı yaşında Özbekistan’a geldiğini söyler. Benim kaderim Özbekistan halkının kaderine benzer, der. Yaklaşık 27 eseri Özbekistan’da Özbekçe yayınlandı.Dördü de Karakalpakça’ya çevrildi. Eserleri dünyada 165 ülkede 830 kere basılarak 67.2 milyon tiraja ulaşmış ender yazarlardandır. UNESCO’nun son verilerine göre Shakespeare ve Tolstoy’dan sonra dünyada en çok okunan üçüncü yazardır” diyerek sözlerini tamamladı.

Kırgız halkının tarihi ve kültürel Miras Vakfının yönetim kurulu başkanı, Kırgızistan Cumhurbaşkanlığı nezdinde Moldokasymov Kyas Satarovich, medeniyetler ve hümanizm diyaloğu bağlamında Aytmatov’un yaratıcılığı hakkında bir konuşma gerçekleştirdi. Aytmatov’un 80’li yıllarda, Gorbaçov’un düşüncelerini inşa etmek veya Rusya açısından yararlı olabilecek pek çok gazetede makalelerinin etkisinin olduğunu söyledi. Cengiz Aytmatov’un kendisinin, toplumun düşünce yapısında hümanistik düşünceyi, evrensel düşünceyi, küresel düşünceyi, sanat ile hayatta kalmak gibi yeni bir düşünce sistemini oluşturduğunu dile getirdi. Ve devam etti: “Aytmatov, 1986 da Kırgızistan’da Issık Göl Formuyla dünyanın en önde gelen aydınlarının katıldığı bir etkinlikle, Doğu ve Batı aydınlarının diyaloğunu ilk başlatanlardan olmuştur. Örgün medeniyetler arası diyaloğu başlamıştı. Aytmatov’un medeniyetler arası eserlerinin önemi büyüktür. Yeni neslin yetiştirilmesi açısından Aytmatov’un eserleri çok önemlidir.”

Burada yeri gelmişken belirtelim, Cengiz Aytmatov’un ilk medeniyetler arası diyalog olarak konuşmacının bahsettiği “Issık Göl Forumu” ile ilgili Cengiz Aytmatov ile yapılan bir röportajı değerli hocam Prof. Dr. Abdulvahap Kara 1988’de Kırgızcadan Türkçeye aktararak Türk Yurdu dergisinde yayınlamıştı. Bu konuda bilgi isteyenler hocamın bu makelesini okuyabilirler: Cengiz Aytamtov ile Issık Göl Forumu Üzerine Söyleşi

Tataristan Cumhuriyeti Devlet Konseyi Komitesi Başkanı Valeev Razil Ismagilovich, Aytmatov’un yaratıcılığının, genç kuşakların yetiştirilmesindeki rolü üzerinde görüşlerini açıkladı. Aytmatov için “Kendisi Kırgız bozkırlarının oğluydu. Onun eserleri zamansızdır. Çünkü eserlerindeki konular her zaman güncel konulardır. Eserlerini yeni nesile aktarmak çok önemli. Eserlerinde geçen insanlığın tüketiciliği, dostluk, sadakat gibi konuları dünyamızda güncelliğini koruyacak konulardır. Ayrıca Aytmatov, suni insanın yaratılmasında uyuşturucu konusunu işleyen ilk yazar olmuştur. Geçmişten ders, gelecekten ilerleme umudu etmektedir. Eserlerinde Türk folkloruna da başvurur. Bir kültürün tarihini, hatırasını dile getirir. Kış, Gün Olur Asra Bedel eserlerinde, kökü olmayan bir neslin gelişmesinin korkunç bir şey olduğunu söyler. Beyaz Gemi, Gün Olur Asra Bedel romanları 2013 senesinde Rusya Federasyonu kitapları arasına girmiştir. Bu da Aytmatov’un güncelliğini kaybetmeyen ne kadar önemli bir yazar olduğunu gösterir. Onun eserleri, bizim için bir ışık olacaktır.” diyerek sözlerini bitirdi.

Kazakistan Cumhurbaşkanlığına bağlı Kültür ve Diyanet İşleri Başkanı, Rusya – İslam Dünyası” Stratejik Vizyon Grubu üyesi, Felsefe doktoru Abouov Aydar Perkulovich, modern dünyanın inşası sırasında, dinler arası iletişimin yeri ve önemi üzerinde durdu. “İnsan kendi kültürüne saygı gösterirken, başka ülkelere de saygı göstermeli” diyerek sözlerine anlamlı bir giriş yapan Perkulovich, Kazakistan’ın etnik ve dini açıdan karışık bir ülke olduğunu söyledi. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nazarbayev’in dengeli politikası bu çok kültürlü bölgenin barış ortamı içinde yaşayabildiğini dile getirdi. “Devlet olarak en önemli hedefimiz, devletlerarası diyaloğu geliştirmeliyiz” dedi. Ayrıca, Aytmatov’un kendisini yazdığı eserlerde, bazen Budist bazen Ortodoks bazen de Müslüman olarak hayal ettiğini ama bunların öneminin olmadığını, önemli olanın özgürlük kavramı olduğunu anlattı. “Kazakistan’da devlet ile din arasındaki diyalog çalışmaları sürüyor. Zirveler yapılıyor. Bu zirvelerin asıl amacı, dinler ve medeniyetler arasındaki diyaloğu geliştirmek. Aytmatov: “Bir yazar kendi kültürlerini kullanmalı ama milli olandan hareketle milli olandan şaşmadan” demişti. Bir Kırgız, Kazak efsanesini anlatırken bile insanlığın meselesini tanıtmak gerektiğini söylemişti. Dişi Kurdun Rüyalarında romanındaki Akbar’da böyle örnekler var. (Akbar romandaki dişi kurdun ismidir.) Bu romanda, doğurganlığı evrenselleştirmiştir. Aytmatov’un insanlığı da aşan bir kavramı vardır. O’nun hümanistliği, sufiliğe de yaklaştı. Eserlerinde hayvan figürlerini de kullanır. Yunus Emre, “ikilikten usandık” derken, Mevlana da “Biz birleşmeye geldik ayırmaya değil” demektedir. Buradan hareketle, Aytmatov’da birleştirici, kavuşturucudur ve üzeri kapalı da olsa totalitarizme karşı durmuştur” diyerek Aytmatov’un, evrenselliği kuşatan bir yazar olduğuna vurgu yaptı.

Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Ramazan Korkmaz, Cengiz Aytmatov’un eserlerinde “yabancılaşma” ve “ötekileştirme” sorunu üzerinde durmuştur. “Aytmatov eserlerinde, güçsüz olan ülkelerin istismar edildikleri konusunu işlemiştir. Modern dünyada, güçlü olanlar hegemonya kurmak ister. Oysaki dünya, tek bir gerçekten ibaret değildir. Dünyada ne kadar insan varsa, o kadar da hakikat vardır” dedi. Aytmatov’un eserlerinde, değerlerinden ve kültürlerinden uzaklaştıranlar insanların “yuvalarından ürkütülmüş kuşlar gibidir” olarak tanımladığını dile getirdi. Korkmaz, Aytmatov için “O dünyanın vicdanıydı” dedi.

Türk Edebiyatının önde gelen isimlerinden Beşir Ayvazoğlu yaptığı konuşmada Aytmatov’un Türkiye’de en çok okunan yazarların başında geldiğine vurgu yaptı. Türk okuyucusunun onun kendi yazarlarından biri gibi benimsediğine dikkati çekti. Ayrıca kendisinin Türkiye’de ilk kez onunla röportaj yapan kişi olduğunu belirtti. Kırgız yazar Aytmatov’un sıradan bir yazar olmayıp felsefi derinliğe sahip olmasının onu başkalarından ayrı kılan bir özelliği olduğuna da dikkati çekti ve Kırgız halkının efsanelerini en iyi şekilde kullanarak romanlarına başarılı bir şekilde yansıtığını söyledi.

Toplantının ikinci oturumunda Emekli Kırgızistan Kültür Bakanı, Kırgızistan Cumhurbaşkanı danışmanı Raev Sultan Akimovich, modern zorluklar üzerinde durdu. ”Biz kimliğimizi nasıl korur? Barış içinde nasıl yaşarız? Gibi sorular farklı kültürler arasında bir yaklaşım söz konusudur. 21. asırda entelektüellerin geliştirdikleri zenginlikleri var. Kültürel değişiklikler karşısındayız. Bunu yapabilmek için ahlaki temizleme politikası lazım. Bunun için insanoğlunun gerektirdiği hümanizm çerçevesinde bu sorulara, işbirliği platformunda başlamalıyız. Cengiz Aytmatov, sorunlara duygulu bir şekilde cevap veren bir platform oluşturmuştur.” Konuşmasının sonunda ise, Cengiz Aytmatov’un insanın kimliğini koruması gerektiğini ve medeniyetlerin ne kadar zengin olduğunu eserlerinde göstermeye çalıştığını söyledi.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdulvahap Kara, Cengiz Aytmatov ile Kazak yazarlar arasındaki çok yakın ilişkilerden yola çıkarak Aytmatov’un kültürel etkileşim ve insani dostlukları geliştirmedeki ustalığına dikkati çekti. Kara, daha önceki oturumda Özbekistan Cumhurbaşkanı nezdinde konuşan Minavarov Shoazim Shoislamovich’in “Allah büyük yazarlara geleceği görme yetisini sağlamıştır” sözüne bir katkı yapmak isteğini dile getirerek ünlü Kazak yazar Muhtar Avezovun daha 1961 yılında Aytmatov’un geleceğin parlak olduğunu gördüğünü söyledi. “Avezov 1961 vefat ederek göremedi ama Cengiz Aytmatov Sovyetler Birliği’nde birçok ödül almıştır. Bunlar arasında 1967’de Gülsarı, 1971’de Erken Dönen Turnalar, 1980’de Gün Uzar Yüzyıl Olur eserleri Sovyetler Birliği devlet ödülünü kazandı. Bu, Soyvet Edebiyat tarihinde bir ilktir. Bundan hem Kırgızlar, hem Kazaklar gurur duymuştur. Aytmatov da kendisinin dünya çapında tanınmasına yardımcı olan Avezov hakkında şunları söylemektedir: “Dünya edebiyat kütüphanesi olarak adlandırılan Shakespeare, Dante, Tolstoy ile birlikte Muhtar Avezov’un da bulunması hem Kazaklar hem de Kırgızların da gurur kaynağıdır. Bir zamanlar Rus kültürünün gelişiminde Puşkin nasıl etkilediyse Orta Asya ülkelerinde manevi hayatın oluşumunda Avezov’un etkili olduğunu düşünüyorum.” demiştir. Kara, Cengiz Aytmatov’un Kazaklarla Kırgızların kültürel etkileşiminde, halklar arasındaki en güzel örneğinin olduğunu ve buradan yola çıkarak Avrasya halkları arasında işbirliğini geliştirmek için onların kendi aralarında çeşitli alanlardaki ilişkileri daha da yoğunlaştırması gerektiği sonucuna vardığını söyledi.

Çeçen Cumhuriyeti Yazarlar Birliği başkanı, ünlü yazar ve ekonomist Ibragimov Kanta, Cengiz Aytmatov’un Kuzey Kafkasya edebiyatına etkisi üzerinde bir konuşma yaptı. “Cengiz Aytmatov ile modern Rus edebiyatını tanıdım. Mankurtlaşma konusunda Aytmatov bir evren, kozmos, uzaydır” dedi. Cengiz Aytmatov’un evrensel bakış açısı çerçevesinde ortaya koyduğu eserlerinin Kuzey Kafkasya edebiyatında olumlu izler bıraktığını dile getirdi.

Yıldız Teknik Üniversitesi’nin öğretim üyesi Prof. Yakup Çelik, Cengiz Aytmatov’un eserlerini oluşturan imgesel anlatım yöntemlerini yorumladı. Aytmatov için, “İnsan ve tabiat ikilemi içerisinde oluşturuyor eserlerini.” Dedi. Aytmatov’un akıcı bir üslupla anlattığı olayları, yarattığı kahramanlarla adeta yaşadığını bu nedenle okuyucunun onun eserlerinde yansıttığı bu ikilem içerisinde yaşadığını söyledi. Yazarın imgesel anlatım yöntemi ile hayalde canlandırılan görüntüler ve durumları eserlerinde hissettirdiğini anlattı. Onun dünya edebiyatına girmesinde, insan ve tabiat içerisinde oluşturduğu eserlerinin evrensel bakışının etkisi olduğu düşüncelerini açıkladı.

Osmanov Kütüphanesi Ulusal yönetmeni, Bilgi ve Turizm Kültür Bakanlığı Kırgızistan Cumhuriyeti nezdinde Bakashova Zhyldz Kemelovna, sonsuzluğun tohumları: Aytmatov’un maneviyat olgusu üzerine değindi. “Aytmatov’un eserleri kurutulmuş maneviyatımız döneminde serin bir su gibi yanmıştır. Jeopolitiktir, evrenseldir” dedi. Aytmatov’un nefislerini temiz tutan insanların ruhlarının da temizleneceğine inandığını dile getirdi.

Türkiye’nin eski bakanlarından Prof. Sami Güçlü, Cengiz Aytmatov’un Türk Dünyası içinde ifade ettiği anlamı anlatmak üzere konuşmasına başladı. “Cengiz Aytmatov, genç nesil arasında çok sesli bir yazardır. Onun hikâyeleri, romanlarında işlediği konular; Nasıl insan oluruz? Nasıl büyük insan oluruz? Ve insan olmanın önemini anlatmaktadır. 2017 yılında Türkiye’nin 25 ilinde yapılan Yazar Okumalarında 2000’e yakın öğrenci Aytmatov’un Türkçeye çevrilmiş yaklaşık 18 eserini okudu. 400 kadar öğrenci de Cengiz Aytmatov hakkında bir konu seçip bulunduğu illerde, Aytmatov’u arkadaşlarına okullarda tanıttılar. 2018, Cengiz Aytmatov yılı ilan edildi. TÜRKSOY ile birlikte 24-25 Nisan 2018’de Bolu’da ve Kastamonu’da, 110 kadar öğrencinin konuşacağı Cengiz Aytmatov Programı yapılacaktır” dedi.

Yazar ve Profesör, Tatar Edebiyatı Tarih Bölümü, Filoloji ve Kültürlerarası İletişim Enstitüsü, Kazan Federal Üniversitesi’nden Minnegulov Khatip Yusupovich, Tataristan’daki Aytmatov mirası üzerinde konuştu. “Aytmatov’un yazdığı dil Rusçaydı ama yüzde yüz Kırgız bir yazardı. Dünya görüşü Kırgız ve Türk Dünyası ile ilgilidir. Abay kahramanı gibi Aytmatov’da milli değerler üzerinde küreselleşmeyi açıklamaya çalıştı. İlk eserleri, Türk Dünyasında köklenmiştir. Aytmatov’un eserlerinin hepsi Tatarcaya çevrildi. Selvi Boylum Alyazmalım, Dar Ağacı gibi bazı eserleri de sahnelendi. Aytmatov, her konuşmasında Tatar Edebiyatı hakkında çok sıcak konuşmuştur” dedi.

Üçüncü oturumda Türkiye’de Türk dünyası edebiyatı ve özellikle Cengiz Aytmatov çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Orhan Söylemez,  “Aytmatov, Ankara’nın Türk Dünyası kültür başkenti olması gerektiğini söylemişti” diyerek sözlerine başladı ve Aytmatov’un “geleceği görme yetisi” hakkında bazı yorumlarda bulundu. “Orta Doğu’nun su kaynağını Fırat ve Dicle karşılar. Su meselesi ile 25 sene önce Amerika’da bir doktor çalışması olmuştu. Bu doktora çalışmasında, eğer bugün III. Dünya Savaşı çıkarsa, buna sebep “su meselesi” olacaktır dendi. Aytmatov ise bunu bize 50 sene önce söylemişti. Bu durum bize, Aytmatov’un ileri görüşlülüğünü gösterir. Ramazan Korkmaz’ın “Emperyalist dünya kana susamış.” sözüne katılıyorum. Emperyalist dünya savaş halinde. Aytmatov’un “su meselesi”ni önceden söylemiş olması gerçekten önemli bir mesele. Geleceği görme yetisi Tanrı’nın büyük yazarlara verilmiş özelliğidir” dedi ve bu girişten sonra oturumun ilk konuşmacısına sözü verdi.

Kırgız Cumhuriyeti Milli Bilimler Akademisi nezdinde Aytmatov adı verilen Dil ve Edebiyat Enstitüsü Müdürü Akmataliev Abdyldazhan Amaturovich, Manas Destanı ve Aytmatov ilişkisinden bahsetti. Cengiz Aytmatov’un birçok eserinde Manas’ın özüne dair bilgiler olduğunu söyler ve Manas Destanı’nın edebi değerinin çok yüksek olduğunu anlatır. “Yazar, Dişi Kurt romanında da, Gün Olur Asra Bedel’de de Manas Destanından bahseder. Aytmatov, her eserini yazmanın çok zor olduğunu ve bunun için hayatından bir asrın gittiğini söylemektedir Aytmatov. Kassandra Damgası romanında embriyoyu anlatır. Eserde, kadınların hamile kaldığı sırada alnında siyah bir damganın oluşması olgusu, bebeğin dünyaya gelmemesini ifade ettiğini belirtir. Kassandra Damgası, Aytmatov’un insanlıkla ilgili kötümser tespitlerinin kurgulandığı bir anlamda distopik özellikler taşıyan bir romandır” dedi.

IRCICA’da görev yapmakta olan Prof. Dr. Ashirbek Muminov, İslam Uygarlığı üzerine Aytmatov’un eserlerini yorumladı. Cengiz Aytmatov’un, Avrasya halklarını birleştiren bir yazar olduğunu söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Eserleri, İslam Araştırmaları için çok önemli bir kaynak olmuştur. Aytmatov; kültürlerin sentezi haline gelmiştir. İslam halkları, Batı ile Doğu arasındaki engelleri aşmalılar, entegre olmalılar ama kendi köklerini de unutmamalıdırlar. Aytmatov’un, Müslüman Dünyasının barış ve huzur ile ilgili fikirlerinin yaygınlaştırmasıyla ilgili önemli toplantılar yapıldı.” Dedi. Yazarın, Orta Asya ev Rusya arasında bir köprü vazifesi gördüğünü kaydetti.

Tataristan Cumhuriyeti’nin Kosmorsky Belediye Bölgesinin Yerel Tarih Müzesi Müdürü Davletshina Lyabuda Ahmetdifovna, Cengiz Aymatov’un Tatar annesinin soykütüğü üzerinde yaptığı araştırmaları anlattı. Ahmetdifovna, “Kendisiyle Kazan’da 2006 senesinde bir etkinlik sırasında tanıştım. Onun soyunun Tatarlardan geldiğini duyduğum da çok şaşırmıştım” dedi. Ayrıca, Prof. Dr. Abdulvahap Kara’nın konuşması sırasında söylediği  “Cengiz Aytmatov gibi büyük bir yazarı herkes sahiplenmek istiyor” sözlerine de katıldığını ifade etti. Ayrıca, Aytmatov’un annesinin Tatar soyu üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda çıkardığı soy haritasını da toplantı esnasında orada bulunan Cengiz Aytmatov’un oğlu Askar Aytmatov’a takdim etti.

Edebi eleştirmen Khusainov Ayselu Khamzievna, Cengiz Aytmatov’un eserlerine felsefi yönden bakarak, varoluşçu yaklaşımına değinmiştir. “Aytmatov, eserlerinde genellikle köyde çalışanları, insanları ve milletini seven insanları övdü. Eserlerde köyden çıkmış halk kahramanı insanları vardı. Aytmatov’un çok boyutlu kahramanları vardı. Çocukların okuması için Aytmatov’un eserlerinin propagandasını yapmak gerekir. Bana göre en doğru düşünen insan, 1945’ten 1965’e kadar zaman diliminde yaşamış insanlardı. Bugünkü insanlar doymuş, şımarmış bir toplumda doğru insanı bulamayız” dedi. Eserlerinde doğru insanı anlatan Cengiz Aytmatov’un düşüncelerine geri dönmemiz gerektiğini de söyledi.

Yazar Prof. Suheil Farah, Cengiz Aytmatov’un Türk Dünyasındaki yeri ve önemi hakkındaki düşüncelerini sundu. “Her dünyada köklü kültürün arkasında onu tanıtan bir yazar vardır” diye sözlerine başlayan Farah, Aytmatov’un, Türk kültürlerini tanıtan bir yazar olduğunu belirtti. “Cengiz Aytmatov, Türk halklarını birleştiren bir yazardır. Türk Dünyası içerisindeki barış ve adalet hakkındaki fikirleri önemlidir. Bu sebeple, onun bu evrensel bakış açısı, Dünya görüşleri içinde yer almasını sağladı. Avrasya’daki halklar arasındaki diyalogun gelişmesi bütün sorunlara çözüm getirecektir demişti. Aytmatov’un müzik ile ilgili fikirleri de oldukça önemlidir. Örneğin; Şarkı Söyleyen Ruhlar, Dağ Ağacı romanı bu konuda bize fikir sunar. Bu eserlerde müzik vasıtasıyla insanın dehlizlerini ortaya çıkardı” dedi. Aytmatov’un eserlerinin, çok fazla etnik ve kültüre mensup insanları birleştiren özellikleri olduğunu belirtti.

Türk Edebiyatı Genel Yayın Yönetimi, İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Bahtiyar Aslan, Cengiz geleneği ve modernite arasındaki anlatılar üzerine görüşlerini dile getiren bir konuşma gerçekleştirdi. Aytmatov’un eserlerindeki geleneksel Tanrı motifini anlattı. “Aytmatov’da geçmişe ve geleceğe hâkim geleneksel bakış vardır. Bu da eserlerini geleceğe taşır. Romanda da modernizm anlayışı içinde kahramanları vardır ve bu da bir sebebe bağlı olarak ortaya çıkar. Geleneksel metinleri vardır. Aytmatov’un eserleri bize “modernizmin ideolojik yapısı yerine terbiye edilmiş bir modernlik” vermiştir. Bu da bize geleneksellik anlamında bir ideoloji sunmaktadır” dedi.

İstanbul Medeniyet Üniversitesi öğretim üyesi Dr. Ahmet Koçak, Aytmatov’un Gün Olur Bir Asra Bedel romanında sosyal hafızanın yansıması konusunu işledi. “Ben bu konuşmamda Aytmatov’un romancı, sinemacı, oyuncu yönünü değil, felsefi anlayışını ele aldım. Eserleri üç bölüme ayrılabilir: Geleceğe yönelik umutların yetiştiği eserler (1954-1960) örneğin: Cemile, Şehriban; İdeal konusunda hayal kırıklıkları olan eserler (1963-1969) örneğin: Toprak Ana; Hayal kırıklıklarını barındıran eserleri 1970’den bu yana örneğin: Beyaz Gemi, Gün Olur Asra Bedel…” dedi. Koçak, Gün Olur Asra Bedel romanı üzerinden, Türk toplumunun hafızasını oluşturan geleneklerini ve adetlerini ortaya koydu.

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi sinema bölümünden katılan Kamil Ergin, Aytmatov’un eserlerinin sinemaya yansımasından bahsetti. “Cengiz Aytmatov, uzun yıllar Kırgızistan sinemacılar birliğinin başkanlığını yaptı. İlk izlerini ise, 1961’de 33 yaşında Selvi Boylum Al yazmalım,  Rusya’da Dağ Geçici filminde gördük. İlk uygulamaları Rus yöneticiler yaptı.1970’lerde Kırgızlarda da bu yansımayı gördük. Eserleri karakter ve hikâye yapısı yüzünden film edilmeye çok uygundu. Eserlerinin akıcılığı ve şiirselliği vardı. Bu yüzden sinemacıların dikkatini çekiyordu. Birçok filmin senaryo çalışmalarına da bizzat katılmıştır. 1988’deki Kasırga filmi, Aytmatov’un bizzat sinema için yazdığı bir senaryo çalışmasıdır.” dedi. Cengiz Aytmatov’un eserlerinde ilgi çekici ve evrensel konuları işlemesi, onun sinema sektöründe de sevilen filmlerin ortaya çıkmasındaki payının olduğunu ifade ederek konuşmasını sonlandırdı.

24 Mart 2018 Cumartesi günü The Marmara Otel’inde gerçekleşen “Kültürel Etkileşim ve Cengiz Aytmatov’un Mirası” temalı uluslararası yuvarlak masa toplantısını baştan sona izledim. Büyük keyif aldım. Büyük yazar Cengiz Aytmatov’u daha önce hiç bilmediğim yönleriyle bir daha tanıdım, etkilendim. Duyduklarımı, anladıklarımı özet olarak bu yazımda vererek, bu toplantıya katılamayanlara bilgi vermek istedim. Elbette tüm anlatılanları bir yazı çerçevesinde tam olarak aktarmam mümkün değil. Ama en azından sizlere fikir verebilecektir. Bu toplantıya gelemeyenler yine de üzülmesin, çünkü, tüm konuşmalara ve bildiriler bu sene Eylül ayına kadar Türkçe ve Rusça olarak kitap olarak yayınlanacaktır.

Buket Kemiksiz
MSGSÜ Tarih Bölümü YL Öğrencisi