ÜÇ BİN YILLIK TÜRK TARİHİNDE KAZAK HANLIĞI’NIN YERİ VE ÖNEMİ


Doç. Dr. İlyas Kemaloğlu da Altınordu’dan sonra ortaya çıkan hanlıklar ve Kazak Hanlığı hakkında bilgiler sundu. En batıda Kırım ve en doğuda Sibirya olmak üzere hanlıkların geniş bir coğrafyaya yaklaşık dört asırdan fazla bir zaman hükmettiğini söyledikten sonra bunları genelde Kıpçak halklarının oluşturduğunu ifade etti. Bunlar arasında Kazak Hanlığı geniş bir topraklara hakimi olarak kuzey ve güneydeki hanlıklar arasında köprü vazifesini yerine getirdiğini belirtti. Sovyet döneminde bu hanlıkların büyük tarihinin yasaklandığını veya çarpıtıldığını söyleyen Kemaloğlu özellikle Stalin’in Altın Orda ve onun mirasçısı devletlerin tarihinden korktuğunu ve bu yüzden onları araştırmaya ve yazmaya 1944’te II. Dünya Savaşı’nın bütün hızıyla devam ettiği bir dönemde yasak koyduğuna dikkati çekti.


Kazakistan Avrasya Üniversitesi doktora öğrencisi Nurtas Smagulov genel olarak Kazak Hanlığı hakkında bilgi verdi. Kazak Hanlığı’nı oluşturan kabilelerin VIII. yüzyılda dikilen Orhun abidelerinde ismi geçen Türk kabileleri olduğunu dile getiren Smagulov Altın Orda’nın çöküşünden sonra XV. Yüzyılda Orta Asya’da ulus devletlerin ortaya çıkmaya başladığını ve böylece bu sürecin on sekizinci yüzyılda başlayan Avrupa’dan üç asır önce başladığını ve bunun öncüsünün de Kazak Hanlığı olduğunu söyledi.


Toplantıyı yöneten Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fatma Ürekli bize söz verdiğinde, biz de Kazak Hanlığı’nın Türk tarihindeki yeri ve önemi üzerinde durduk.  Bu sene kuruluşunun 550. yıldönümü vesilesiyle büyük kutlamalar yapılan Kazak Hanlığı 382 yıllık hükümranlık süresiyle üç bin yıllık Türk tarihinde dördüncü en uzun hükümranlığı bulanan devlet olduğuna işaret ettik.

Türkler üç kıtaya yayılmış geniş coğrafyada yüzden fazla devlet kurabilen tek millettir. Genel Türk tarihi konusundaki araştırmalarıyla tanınan İstanbul Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Abdülkadir Donuk’un “Tarihteki Türk Devletleri” isimli araştırmasına bakılırsa, Türkler tüm tarih boyunca irili ufaklı 110 devlet kurmuşlardır. Bu devletlerin hükümranlık süreleri açısından Kazak Hanlığı 110 devlet içinde en uzun süre hükümranlık yapan dördüncü devlet olarak ortaya çıkmaktadır. Türk tarihinde dört asra yaklaşan ve ondan fazla hükümranlık yapan devletlerin sayısı dörttür. Bunlardan biri temelini 1465’de Janibek ve Kerey  hanların attığı ve son hanı Kenesarı Kasımoğlu’nun vefatına kadar 382 senelik hükümranlığı olan Kazak Hanlığı’dır.


Türk devletleri içinde en uzun süre hükümranlık yapan devlet 1299-1922 seneleri arasında 623 yıl ile Osmanlı Devleti, ikinci devlet 1500-1920 seneler arasında 420 yıl hükümdarlık eden Buhara Hanlığı ve üçüncüsü 1512-1920 seneleri arasında 408 sene hükümdarlık eden Hive Hanlığı’dır.

Hükümranlık süresi bakımından Kazak Hanlığı birçok ünlü Türk devletlerinden önde olduğu görülmektedir. Mesela Mete Han döneminde kudretli bir devlete dönüşen Asya Hunları M.Ö. III. yüzyılın başından M.S. 48 senesi arasında 348 sene, Sultan Baybars döneminde gücünün zirvesine ulaşan Memlükler 1250-1517 yılları arasında 267 sene, ünlü komutan Batu’nun  temelini attığı Altın Orda Devleti 1240-1502 yılları arasında 262 sene, kurucusu Bumin Kağan ve İstemi Yabgu olan ve Orhun abidelerini Türklere miras bırakan Göktürkler 552-744 yılları arasında 192 sene ve liderleri Atilla döneminde Paris önlerine kadar gelen Avrupa Hunları ise yüz 374-496 yılları arasında 122 sene yaşamıştır.

Demek ki, Kazak Hanlığı birçok ünlü Türk devletlerinden çok daha fazla, yani dört asra yaklaşan 382 yıllık hükümranlık süresiyle Türk ve dünya tarihinde ön sıralarda bir yere sahiptir. XX. yüzyılda soğuk savaş döneminde iki kutuplu dünyada iki büyük güçten biri olan Sovyetler Birliği’nin ömrünü bir asra geçmeyen sürede, 74 yılda tamamladığını göz önüne aldığımızda, bir devletin dört asır yaşamasının kolay bir şey olmadığı daha kolay anlaşılacaktır. Kazak Hanlığı sadece dört asırlık dünya tarihinde az millette görülen uzun hayat süresi ile değil, aynı zamanda 3 milyon kilometrekarelik geniş toprakları Kazakistan’a miras bırakmasıyla da göze çarpmaktadır. Bugün Kazakistan bu toprak büyüklüğü ile dünyanın 9. büyük ülkesi konumundadır.


Ne yazık ki, bu büyük devletin tarihi uzun yıllar boyunca geniş çaplı araştırılıp kendi halkına bile doğru bir şekilde anlatılmadı. Onunla ilgili gerçekleri araştırmaya ve yazmaya gayret eden Sanjar Asfendiyarov ve Ermukhan Bekmakhanov gibi Kazak tarihçileri Sovyet döneminde çeşitli baskılara uğrayıp ağır cezalara çarptırıldılar. Kazak halkının şuurunda atalarının büyük devletler kuramamış, dağ ve taşlar arasında rastgele konup göçerek hayvan besleyen kültürsüz ve vahşi insanlar hususunda yanlış algılar oluşturulmaya çalışıldı. Fakat Kazak aydın ve yazarları bu ilkel politikalara boyun eğmediler. Onlar tarihçilerin kaleme alamadığı gerçekleri edebiyat ve sanat aracılığıyla dile getirdiler. Böylece onlar atalarının Kazak Hanlığı gibi büyük bir devletin kurucuları olduğunu, özellikle Kazak gençlerinin bilincine yerleştirmeyi başardılar.


Bu hususta İlyas Esenberlin’in Kazak Hanlığı’nın kuruluş, yükseliş ve çöküş dönemlerini anlatan üç ciltlik “Göçebeler” romanını gösterebiliriz. Bu romanlar aracılığıyla büyük işler başaran cetlerini tanıyan Kazak gençleri 1986 Aralık ayında Komünist Partisi’nin anti demokratik kararlarına karşı çıktı. Gençler protesto gösterileriyle Sovyetler Birliği’nde Komünist Partisi’nin kararlarına karşı çıkılabileceğini tüm Sovyet halklarına gösterdiler. Bundan sonra Baltık ve Kafkas ülkelerinde  halk hareketleri başladı ve bunun sonucunda tüm Sovyet Cumhuriyetleri 1991’de bağımsızlıklarını kazandılar.

Sonuç itibariyle 2015 senesi Kazak Halığı’nın 550. yılının geniş çaplı kutlanması her bakımdan çok yerinde bir karar olmuştur. Çünkü, dört asra yaklaşan bir hükümranlık süresi olan devlete her millette tesadüf edilmez. Bu açıdan baktığımızda Kazak halkı talihli bir halk sayılmalıdır.


Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev 17 Ocak 2014’teki Ulusa Sesleniş konuşmasında Osmanlı’daki «Ebed Müddet Devlet» görüşüne benzer bir şekilde  «Mangilik El», yani «Ebedi Millet», «Ebedi Devlet» ilkesini ortaya attı.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Büyük devletler kuran atalarımız büyük ve kapsamlı medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır” sözlerinde ifade edildiği gibi, Kazak gençleri Kazak Hanlığı gibi tarihte derin izler bırakmış atalarının köklü tarihini öğrendikçe Nazarbayev’in bu ilkesini hayata geçirecek güç ve ruhu kendilerinde bulacaklardır.

Panelin sonunda sorularına tatminkar cevaplar alan dinleyiciler toplantıdan sonra bu güzel toplantıyı düzenleyenlere ve konuşma yapan bilim adamlarına teşekkür ederek Kazak Hanlığı’nın birçok özelliklerini bu toplantıda öğrendiklerini ifade ettiler.

Prof. Dr. Abdulvahap Kara

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *