Uluslararası Mustafa Çokay Sempozyumu

 

Sovyet döneminde Çokay’ı “Nazi işbirlikçisi”, “vatan haini” olarak yaftalanan ve “halk düşmanı” olarak göstermeye çalışan propagandalar ne yazık ki bağımsızlık döneminde etkisi sürdürmüştü. Bu sebeple Kazakistan’da Çokay’a şüpheyle bakanların olması doğaldır. Fakat 20 yıl zarfında yapılan çalışmaların her geçen gün artan bir şekilde Çokay’ın hiçbir şekilde Nazilerle işbirliği yapmadığını ortaya koymakta olması Sovyet propagandalarının etkisi ortadan kaldırmaktadır.

Almatı’da gerçekleşen toplantıya Türkiye ve Kazakistan’dan bir çok bilim adamı katıldı. Bunlar arasında Ş. Velihanov Tarih ve Etnolojisi Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hangeldi Abjanov, Devlet Tarih Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Bürkit Ayaganov, Akademi üyesi Prof. Dr. Köşim Esmagambetov, Prof. Dr. Gülcevhar Kökebayeva, Doç. Dr. Ayhan Pala, Yard. Doç. Dr. Sefa Hekimoğlu’nu sayabiliriz.

Sempozyumu açış konuşmasında Şarkiyat Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Meruvert Abuseyitova Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’in “Büyük şahsiyetleri öğrenmedikçe geçmiş devirleri öğrenmiş sayılmayız” şeklindeki sözlerini dile getirdikten sonra, Mustafa Çokay’ın daha 1920’li yıllarda Kazakistan’ın bağımsızlığına inanmış bir kimse olduğunu ifade etti. Şarkiyat Enstitüsünün Prof. Dr. Köşim Esmagambetov’un başkanlığındaki bir ilim heyeti ile Mustafa Çokay’ın tüm eserlerinin 13 ciltlik külliyatını yayına hazırladıklarını söyledi.

El-Farabi Devlet Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Gülcevher Kökebayeva Polonya ve Almanya’daki arşivlerde çalışmalara yaptığını belirttikten sonra, bu arşivlerde Mustafa Çokay’ın Nazilerle işbirliği yapan bir vatan haini olduğunu gösteren tek bir belgeye rastlamadığını, aksine onun Nazilerle işbirliği yapmadığını gösteren bir çok belgenin bulunduğuna işaret etti.

Astana’daki Devlet Tarih Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Bürkit Ayaganov Rusya tarihçilerinin son zamanlarda reaksiyoner bir tutum izlediklerine dikkat çekti. Onun belirttiğine göre, Rus tarihçileri hala Çokay’ı Nazi işbirlikçisi vatan haini olarak değerlendiriyorlar. Bununla birlikte onlarda Nazi işbirlikçileri konusunda çifte standarta da sahipler. Eğer Nazi lejyonlarında görev alanlar Rus asıllı ise vatansever, Rus asıllı değilse vatan haini olarak değerlendiriyorlar. Mesela onlar Nazilerin tesis etmiş olduğu Rus Kurtuluş Ordusunda Başkomutan olarak görev yapan Vlasov ise vatansever olarak göklere çıkartırken, Türkistan lejyonerlerinde görev yapanları yerden yere vurmaktadırlar. Bu durumdan anladığımıza göre, Rus tarihçileri Çokay araştırmaları konusunda Kazak tarihçilerinin ulaştığı son bilgilerden habersiz görünmektedir. Bunun başlıca sebebi Rus tarihçilerinin Kazakça bilmemesinde yatsa gerek. Bu yüzden Kazak Türkçesindeki Çokay ile ilgili önemli araştırma eserlerini Rusça, İngilizce, Almanca ve Fransızca gibi dillere tercüme etmek gerekli görünüyor.

Şimdi bundan 70 sene önce, 27 Aralık 1941 tarihinde vefat eden Çokay’ın siyasi mirası ve fikirleri günümüz Kazakistan’ına ne kazandırabilir sorusuna gelelim. Buna cevap olacak bir gelişmeyi Kazakistan’a komşu Rusya’dan verelim.

Bugünlerde uluslar arası politikada bir çok ülkede Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in geçtiğimiz aylarda ortaya attığı “Avrasya Birliği” fikri hararetli bir şekilde tartışmalara konu oluyor. Putin Kazakistan, Rusya ve Belarusya arasında kurulan Gümrük Birliği’nin Avrasya Birliği’nin çekirdeği olduğunu ifade etmişti. Bu durum kimi çevrelerce olumlu bulunurken, kimi çevreler de bunu eski Sovyetler Birliği’ni canlandırma projesi olarak olumsuz bulmuştu. Bu konu ilerleyen yıllarda daha çok tartışılacaktır. Bizim konumuzu bu meselenin ortaya çıkışı yakından ilgilendirmektedir.

Bilindiği gibi, Avrasya Birliği fikrini ilk olarak 1994 yılında telaffuz eden siyasetçi Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev’tir. Ancak o zaman Rusya Hükümeti Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın büyük bir öngörüyle ifade ettiği bu fikri sıcak bakmamıştı. Aradan 17 yıl geçtikten sonra bu fikre sahip çıkmış ve hatta dış politikasının temel prensiplerinden birine dönüştürmüş bulunmaktadır.

Avrasya Birliği fikrinin nasıl Rusya’da bu derece önem kazandığını inceleyecek olursanız, onun temelinde 1920’li yıllarda 1917 Ekim Devrimi’nden sonra yurtdışına çıkan Rus siyasi mültecilerinin çalışmalarının yattığını görürüz.

O dönemde Avrupa’da bulunan Nikolay Trubetskoy, Petr Savitskiy, Petr Suchinskiy ve Florovsky gibi Bolşevik karşıtı Rus siyasi mülteciler Rusya’nın geleceğinin Kapitalizm de, Sosyalizm de değil, üçüncü bir yol Avrasyacılık olduğunu ileri sürmüşlerdi. Bunlar birlikte 1920’de “Doğuya Yöneliş” isimli bir kitap da yazmışlardı. İşte bu kitap 1991’de SSCB dağıldıktan sonra Rusya aydınlarının dikkatini çekti. Onlar bu ve buna benzer fikirlerin yazıldığı Rus mültecilerinin başka kitap ve makalelerinden aldıkları ilhamla Rusya Federasyonu’nun geleceğinin batıcılık da, Rus milliyetçiliği de değil, Avrasya halklarıyla kültürel ve siyasi birlikte olduğunu söylemeye başladılar. Bu konuda Rus mültecilerin yazdıkları tüm eserleri tekrar yayınladılar. Bu fikirleri daha da geliştiren Aleksandr Dugin gibi düşünce adamları Avrasyacılık fikrini jeopolitik kuram seviyesine çıkardılar.

Kısacası bir zamanlar Ekim Devrimi’ne karşı çıkan siyasi mültecilerin çalışmaları günümüzde Rusya Federasyonu aydın ve politikacılarına ilham vermekte ve nasıl tekrar süper güç olacakları konusunda yol göstermektedir.

İşte bu açıdan ele aldığımızda biz niçin Mustafa Çokay’ın Avrupa’da siyasi mülteci sıfatıyla yaşadığı dönemde bağımsız ve yekpare Türkistan Birliği konusundaki fikirlerini gözden geçirmiyoruz. Onun fikirlerinden özellikle Kazakistan’ın ve diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını pekiştirmesi hususunda yararlanmıyoruz. Esasen onun fikirlerden Orta Asya’da yararlanmayanlar yok değildir. Özellikle Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev Şubat 2005’teki Ulusa Sesleniş konuşmasında Mustafa Çokay’ın ortaya attığı “Yekpare Türkistan” fikrini daha da geliştirip “Orta Asya Birliği”ni kurmayı teklif etmişti. Bu açıdan baktığımızda Kazakistan siyasetçileri bilim adamlarının önünde, Rusya da ise bilim adamları ve düşünürler siyasetçilerinin önünde gidiyor diyebiliriz.

Mustafa Çokay 1921-1941 yılları arasında Paris’te yaşadığı dönemde Avrupa’nın bilimsel ve siyaset çevrelerinde, önemli Avrupalı siyaset adamlarıyla yaptığı fikir alışverişleri sonucunda Kazakistan ve tüm Orta Asya halkları, hatta tüm Türk Dünyası konusunda, Türklerin dil, din, kültür ve tarihleri hususlarında birçok önemli görüşlere sahip oldu. Bu görüşlerini Yaş Türkistan (Genç Türkistan) isimli dergisinin 1929 – 1939 yılları arasında yayınlanan 117 sayısında yer almaktadır. Ne yazık ki, bu dergi hala ele alınıp tamamen incelenmiş değildir. Sadece bu dergide yer alan Mustafa Çokay’ın makaleleri bugünkü Kazak Türkçesine aktarıldı. Bundan bazı çeviriler Türkiye Türkçesinde de yayınlandı. Ama tüm dergide yer alan yazılar, haberler ve yorumlar henüz bugünkü Türk dillerine aktarılmadı. Aslında Yaş Türkistan dergisini okumak da zordur. Çünkü dili o dönemin Türk dillerinin karışımından oluşan bir ortak Türkçedir. Bu açıdan da dergi dil bilimi açısından da birkaç doktora tezine konu olabilecek niteliktedir.

Geçmişten ders alınmadan geleceğe yön vermenin mümkün olmadığı gerçeğini dikkate aldığımızda, biz Çokay ve onun davadaşları Zeki Velidi, Sadri Maksudi, Ayaz İshaki, Baymirza Hayit gibi önemli Türk Dünyası aydınlarının fikirlerini incelemeden Türk Dünyasının geleceği konusunda üretilen fikirlerin eksik kalacağı muhakkaktır.

Mustafa Çokay’a göre Yaş Türkistan dergisi Türkistan’ın bağımsızlığı uğrundaki mücadelenin bayrağıdır. Derginin amacını ilk sayısında ortaya koyan Çokay onun Türkistan’ın bağımsızlığı ve halklarının kendi kendini yönetme hakkına sahip olması yolundaki mücadele olduğunu söyler. Çokay’a göre bu mücadelenin temelini politika, kültür ve dil alanlarındaki çalışmalar oluşturmaktadır. Bu fikir günümüz için 1930’lara göre daha çok geçerlidir. Çünkü postmodern dönem dediğimiz günümüzde bir ülkenin bağımsızlığı korumasında kültür politikaları daha çok önemli olmaktadır. Artık günümüzde ulusların bağımsızlık mücadelesi askeri ve ekonomik alandan çok kültür ve dil alanında yapılmaktadır. Bu alanda kaybeden daha sonra askeri ve ekonomik alanda da kaybedecektir.

Çokay’ın düşüncesine göre, Türk halklarının kültür ve dil birliğini sağlamaları elzemdir. Türk kültürünün tüm Türk halklarının ortak kültürü olduğunu bilinmelidir. Türk halkları birbirlerinin söylediklerini, yazdıklarını hiç çeviriye gerek kalmadan anlayabilmelidir. Semerkant’ta yayınlanan bir gazete İstanbul’da da okunmalıdır. Böylece Türk halkları arasındaki birlik ve kardeşlik güçlendirilir. Böyle bir birlik tesis edildikten sonra başka halklarla bağımsızlık konusunda (Avrasya Birliği gibi – A. K.) birlik yapılabilir. Çokay bunu Türkistan’ın bağımsızlığı için gerekli olduğunu söyler.

İşte böyle fikirler Yaş Türkistan sahifelerinde çokça rastlanır. Onun için bu derginin her sahifesi, hatta her satırı iyi incelenmelidir. Ancak, tabii ki bu dergiye ulaşmak kolay değildir. Onun tam nüshası ancak birkaç kütüphanede belki vardır. Biz doğrusu Türkiye ve Almanya’daki kütüphanelerden toplayarak tüm sayılarını tamamladık. Araştırmacıların bizim gibi dergiye ulaşmakta sıkıntı çekmesin diye tüm sayıların fotoğrafını çekip bir DVD’de topladım ve çoğalttım. Almatı’daki uluslar arası Çokay sempozyumunda Şarkiyat Enstitüsü, Ş. Velihanov Tarih ve Etnoloji Enstitüsü, Astana Devlet Tarih Enstitüsü, M. Avezov Edebiyat ve Sanat Enstitüsü, Kazakistan Milli Kütüphanesi, A. Baytursunov Dil Bilim Enstitüsü gibi önemli kurumlara hediye ettim.

Mustafa Çokay bir yazısında “Biz bağımsız Türkistanımız için gerekli tüm her şeyi genç nesillerden bekliyoruz” diyor. Aynı şekilde biz de diyoruz ki, mutlu, müreffeh ve güçlü bir Türk Dünyası için gerekli tüm her şeyi gençlerden beklemeliyiz. Günümüzde tüm dünyada nüfus yaşlanırken dünyadaki en kıymetli cevhere dönüşen gençlerimize önem vermeliyiz, desteklemeliyiz, el üstünde tutmalıyız ve Mustafa Çokay gibi aydınların fikirleriyle milli bilinçleri, vatan ve vatana hizmet sevgilerini arttırmalıyız.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *