Zaman ve Mekan Sınırlarından Taşan Nasreddin Hoca

Nasreddin Hoca’nın yaşadığı mekan Akşehir’de bulunmak başlı başına bir ayrıcalıktı. Sultan Dağı’nın yanı başında çok şirin bir ilçe olan Akşehir’de Nasreddin Hoca varlığını hissetmemek imkansız. Parklarda çok güzel Nasreddin Hoca heykellerini gördük. Bir yerde Nasreddin Hoca fıkralarının heykellerle canlandırılmaya çalışıldığını müşahede ettik. Ayrıca sempozyum sonunda Akşehir’deki müzeleri gezdik. Bunlar, Kurtuluş Savaşı’nda Büyük Taarruza karargah olan ve şimdi Batı Cephesi Karargahı adıyla müze haline getirilen bina ve içindeki tarihi eşyalar, belgeler, Nasreddin Hoca Arkeoloji ve Etnografya Müzesi, Taş Eserler Müzesi’dir. Hepsi çok değerli tarihi eserlerle dolu kıymetli müzelerdi. Henüz yapım aşamasında olan Taş Eserler müzesinde yüzlerce yıllık taş anıtlara rastlamak mümkün. Neolitik çağlardan beri var olan ve Lidya döneminde Krallar Yolu’nun üzerinden geçtiği ve Roma döneminde Philomelium (Bal Sevenler Diyarı) olarak adlandırıldığını bilinen Akşehir Selçuklu döneminde Nasreddin Hoca gibi ölmez tarihi şahsiyete mekan, Kurtuluş Savaşı’nda da Büyük Taarruza karargah olmuş. Yani şehrin kaderinde her döneme tarihe tanıklık etmek yazılmış sanki. Şehrin bu tarihi zenginliklerinin sergilenmesi için bu müzelerin ne kadar elzem olduğu aşikardır. Adı geçen müzelerin kurulmasında ve zenginleştirilmesinde emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

Bu sempozyumda, esnasında şahsıma özel bir ayrıcalığım oldu. İstanbul’dan Konya yaptığım seyahatlerde İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin değerli hocalarından Prof. Dr. Nuri Yüce ile yol arkadaşlığı etme fırsatı buldum. Tüm yolculuk boyunca bugün 66 yaşında olan ve Türkoloji sahasının bugün hayatta bulunmayan yerli yabancı büyük hocalarının birçoğuyla anıları bulunan Yüce hocamızın sohbetinden feyiz aldık. Hocamızın da bizim gibi resim çekme merakı olması, kendisinden istifademizin ölçüsünü arttırdı.

Genel olarak sempozyumda Nasreddin Hoca kültür hayatımızdaki yerinin sandığımızdan daha fazla olduğunun ve buna karşılık Nasreddin Hoca’ya layık olduğundan çok daha az ilgi ve alaka gösterildiğinin farkına vardım. Sempozyumdan edindiğim izlenimleri, farklı oturumlarda ifade edilen görüşleri ana başlıklar altında toplayarak bir bütün halinde vermeye çalışacağım.

Sempozyum bugüne kadar yapılanların en kapsamlısı

Prof. Dr. Saim Sakaoğlu’nun belirttiğine göre, ilk Nasreddin Hoca sempozyumu 1989 yılında Ankara’da yapıldı. O günden bu güne geçen 19 yılda Konya, Ankara, İzmir ve Bulgaristan’da Nasreddin Hoca toplantıları yapıldı. Akşehir’de yapılan sempozyum içlerinde en kapsamlı olanıydı.

Bu sempozyum ile ilgili bir ilginç bir yorum da Prof. Dr. Fikret Türkmen’den geldi. Hocamızın deyişine göre, abidevi tarihi şahsiyetler gelin, toplanın, bir araya gelin dermiş. Toplanın da hepinizi bir arada göreyim, sizler de birbirinizi görün dermiş. Nasreddin Hoca abide şahsiyettir. O da bizi çağırdı bizleri, gelin toplanın diye. İşte biz onun için bugün buradayız.

Mevlana ile Nasreddin Hoca arasında rekabet var mı?

Elbette bu iki büyük şahsiyetin kendi hayatlarında birbiriyle rekabet ettiğini söyleyemeyiz. Ama günümüzde gizliden gizliye böyle bir şey var mı diye sormamak elde değil. Çünkü, hoşgörünün bu iki büyük abidesinin ikisinin de Konya şehrinde olması sanki rekabet ortamı doğuruyor. Mevlana zamanımızda Konya ile bütünleşmiş durumda. Konya deyince Mevlana, Mevlana deyince Konya akla geliyor. Peki niçin Nasreddin Hoca gelmiyor? Oysa ikisi de aynı devirde yaşamışlar. Mevlana Hazretleri sadece bir yaş büyük Hocamızdan. Mevlana 1207’de, Nasreddin Hoca ise 1208’de doğmuş. İkisi de aynı dönemin şahsiyetleridir. Burada şunu da söylemek gerekir, bu iki büyük şahsiyetten biri Belh’ten, diğeri Eskişehir’in Sivrihisar Hortu Köyü’nden Konya’ya geliyor. Yani, Konya’nın o dönemde böyle büyük insanları kendine çekebilme özelliğini ayrıca değerlendirmek gerekir.

Günümüzde, Konya İl Yönetimi Mevlana’yı bağrına basarken, Nasreddin Hoca sanki üvey evlat gibi görüyor. Çünkü Nasreddin Hoca sadece Akşehir ilçesinde var. Bunu Akşehir Belediye Başkanı Mustafa Baloğlu’nun açılışta yaptığı konuşmadan anlamak mümkün. Baloğlu, “Türkiye’de Nasreddin Hoca’ya Akşehirliden başka hiç kimse sahip çıkmıyor. İlçe olduğumuz için bir çok Nasreddin Hoca projemiz, ilçe için bir şey istemek için bahane olarak görüldüğünden ciddiye alınmıyor. Reddediliyor.” diyor. O zaman çözüm, Akşehir ayrı bir şehir yapmakta veya özel statüye sahip bir ilçe yapmaktan geçiyor. Yani bir şekilde Akşehir ve Nasreddin Hoca Konya ve Mevlana’nın gölgesinden çıkarılmalıdır.

Nasreddin Hoca Mutluluk Dağıtıyor

Akşehir Kaymakamı Kenan Çiftçi söylediğine göre, günümüzde Gayri Safi Milli Hasılanın yanında Gayri Safi Milli Mutluluk Hasılası da hesaplanmaya çalışılıyor. Ulusal arası kurumlar insanlar ne kadar gülüyor, ne kadar mutlu, onu da araştırmaya başlamışlar. Bu açıdan Nasreddin Hoca fıkralarına ihtiyacımız var. Hoca en kötü durumlarda gülebiliyor. Bu da bize örnek olabilir. Mutluluk maddi imkânlarla ölçülmez. Mesela, dağda bayırda koyun otlatan ve soğan ekmekle karın doyuran bir çoban, villada, yatta, katta yaşayan insanlardan çok daha mutlu olabiliyor.

En çok Nasreddin Hoca Fıkrası Özbeklerde

Özbekistan’dan gelen gazeteci yazar Tahir Kahhar, en çok Nasreddin Hoca fıkrasının Özbekistan’da olduğunu söyledi. Özbekistan’da 700 civarında olan fıkra sayısı Nasreddin Hoca’nın yurdu Türkiye’de bile 500’ü geçmediğini ifade etti. Özbeklerin sosyal ve siyasal olayları Nasreddin Hoca ile ifade etmekte pek mahir oldukları aşağıdaki fıkra ile anlamak mümkün.

Nasreddin Hoca ile ilgili Özbekistan’da Sovyet döneminde türetilen bir fıkraya göre, Komünist Partisi’nin toplantısında herkesten parti için ne yapabileceği soruluyormuş. Sıra Nasreddin Hoca’ya gelince, “Ben parti için her şeyimi veririm. Bütün servetimi veririm. Bütün malımı veririm. Hatta canımı da veririm.” demiş. Toplantı bittikten sonra, yakın arkadaşları Nasreddin Hoca’nın yanına gelmişler. “Hocam ne yaptın? Anladık, malını, mülkünü verebilirsin, ama ateist, komünistlere senin gibi bir hoca, din adamı nasıl olur da canımı da veririm.” demişler. Nasreddin Hoca cevap vermiş: “Ne yapayım böyle yaşamaktansa, canımı verip ölürüm daha iyi.”

En Eski Nasreddin Hoca Kitapları

Prof. Dr. Saim Sakaoğlu Nasreddin Hoca konusunda ilk yazmanın 1480 tarihli olduğunu söyledi. Sakaoğlu Nasreddin Hoca üzerine bir araştırma merkezi veya enstitü kurulması gerektiğini ifade etti. Hocanın bu fikrine katılıyoruz. En eski eserlerden en yenisine tüm Nasreddin Hoca fıkraları bu merkezde toplanmalıdır. Fıkralarının hangisinin hocaya ait, hangisinin ait olmadığı ayıklanmalıdır. Aksi halde Sakaoğlu’nun deyişiyle, Cuha veya Ezop’un fıkralarını Hocaya mal etmeye devam ederiz. Nasreddin Hoca eğitim felsefesi üzerine 650 sayfalık bir kitapta Ezop’un fıkralarını Nasreddin Hoca fıkraları diye ele alır yorumlarsak yanlışlık yaparız.

Nasreddin Hoca araştırmalarıyla tanınan Sabri Koz de, Hocanın fıkraları konusunda XV. Yüzyıldan itibaren bir çok elyazması kitabın meydana getirildiğini söyledi. Bunlardan biri olan 1855-56’da yazılan Azmi Efendi’nin Letaifnamesinde 505 latife vardır. Koz’un anlattığına göre, Hoca külliyatlarında musiki meselesinin araştırılması konusunda İTÜ’den müzikolog Süleyman Şenel meşgul oldu. Şenel bu hususta önemli neticeler elde etti. Ancak bu konudaki çalışmalar devam ettirilmelidir. Ayrıca Koz’a göre XV-XX. yüzyıllar arasındaki Nasreddin Hoca külliyatlarının kültür özellikleri incelenmelidir. Saltukname’de geçtiği gibi, Nasreddin Hoca sıradan bir mizah kahramanı değildir, o bir aziz, bir bilge kişidir. Ona en uygun kimlik evliyalıktır. Dünyada ilk Nasreddin Hoca kitabı 1837’de İstanbul’da basıldı.

Sabri Koz, konuşmasında Nasreddin Hoca’nın Bilenler bilmeyenlere atsın fıkrasının çoğu kimsenin bilmediği dördüncü bölümünün var olduğunu söyledi. Onun anlattığına göre, dördüncü bölümde, cemaat anlaşır ve Hoca hutbeye çıkıp, “Anlatacağım hutbeyi kim biliyor?” diye sorunca, herkes susar ve hiçbir şey demez. Bunun üzerine hoca “Burada kimse yokmuş.” der ve kürsüden iner.

Nasreddin Hoca mı Cuha’dan Çıktı, Cuha mı Nasreddin Hoca’dan Çıktı?

Nasreddin Hoca araştırmalarında en büyük tartışma budur: Nasreddin Hoca mı Cuha’dan Çıktı, Cuha mı Nasreddin Hoca’dan Çıktı? Çünkü, Nasreddin Hoca ve Cuha adına dolaşan fıkraların bir çoğu birbirisinin aynısıdır. Bu durum doğal olarak kimin kimden aldığı konusunu gündeme getirmiştir. Bu konuda özellikle Avrupalı araştırmacılar tarafından şu görüşler ortaya atılmaktadır:

  1. Aslında Nasreddin Hoca diye biri yaşamamıştır. IX. Asırda Araplar arasında yaşayan Cuha’nın fıkralarını Türkler Nasreddin Hoca’ya mal ederek anlatmaktadır.
  2. Cuha ve Nasreddin Hoca ayrı ayrı kişilikler değil, ikisi de bir kişidir.
  3. Cuha ve Nasreddin Hoca ayrı ayrı şahsiyetlerdir. Ama Cuha, Nasreddin Hoca’dan beş asır önce yaşamıştır. Türkler onun fıkralarını Nasreddin Hoca’ya mal etmişlerdir.

Bu tartışmalar yıllardır tartışılır durulur. Nasreddin Hoca ile Cuha’nın ayrı kişiler olduğu bilinse de, kimin kimden aldığı bugüne kadar tespit edilememişti. İşte bu tartışmalara son noktayı sempozyumda Nasreddin Hoca araştırmalarıyla tanınan Mustafa Duman koydu ve Nasreddin Hoca fıkralarının Cuha’dan alınmadığını ve hatta aksine Cuha’nın Nasreddin Hoca’dan fıkralar aldığını tartışmaya mahal bırakmayacak bir biçimde ortaya koydu.

Duman’ın ifadesine göre, Polonyalı Simeon 1618’de Akşehir’i Nasreddin Hoca’nın türbesini ziyaret etti. Anılarını yazdı. 1638’de Evliya Çelebi Akşehir’i ziyaret etti. Türbeyle ilgili gördüklerini yazdı. Evliya Çelebi seyahatnamesinde Cuha’nın mezarının Mekke’de, Nasreddin Hoca mezarının Akşehir’de olduğunu yazar. Demek ki, ikisi de yaşamış şahsiyetlerdir. Cuha ile Nasreddin Hoca arasında 500 yıl var. İddia edildiği gibi, Nasreddin Hoca Cuha’dan değil, Cuha Nasreddin Hoca aldı. Cuha, Arapların fıkra kahramanı olup VIII. yüzyılda yaşamış gerçek bir kişidir. İlk Cuha kitabı 908 yılında Kitab-ı Nevadir-i Cuha adıyla yazılmıştır. Mevlana’nın Mesnevi’sinde de dört Cuha hikâyesi vardır.

Nasreddin Hoca ve Cuha fıkraları XIX. yüzyıla kadar birbirinden bağımsız gelişti. Nasreddin Hoca Karadeniz, Kırım ve Orta Asya ülkelerinde yayılırken, Cuha da güneyde Arap ülkelerinde revaç buldu.

1837’de yazılan Letaif adlı ilk Nasreddin Hoca kitabı 1868’de Arapçaya çevrildi. Ancak kitap çevrilirken Nasreddin Hoca ismi değiştirilerek yerine Cuha yazılmıştır. Böylece kitap Cuha’nın Latifeleri olup çıktı. Kitapta yer alan 238 fıkranın 100’ü Nasreddin Hoca’ya aittir. Hatta kitabın sonunda yer alan Akşehir’deki Nasreddin Hoca türbesinin resmi alt yazıda Cuha türbesi olarak gösterilmektedir.

Bu Arapça kitap daha sonra Farsça’ya çevrildi. Çevirmen bu fıkraların Cuha’nın değil, Molla Nasreddin’in olduğunu fark etti ve kitabın ismini Cuha’nın Fıkraları yerine Nasreddin Hoca’nın Fıkraları olarak değiştirdi. Böylece Nasreddin Hoca’nın Letaif’ten alınıp Cuha’ya mal edilen fıkraları Farsça’da tekrar Molla Nasreddin olarak geri döndü. Ancak bu durum iki karakterin fıkralarının birbirine karışmasına yol açtı.

Mustafa Duman’ın belirttiğine göre, bu karışıklığı XXI. yüzyılda bazı Türk yayıncıları daha beter karıştırmaya devam ediyor. Hepiniz bilirsiniz, Nasreddin Hoca fıkralarının çeşitli dillerdeki tercümeleri turistik yerlerde satılır. İngilizce, Almanca, Fransızca ve hatta Rusça tercümelerde Nasreddin Hoca fıkraları olarak satılırken, ne hikmetse Nasreddin Hoca fıkralarının Arapça tercümelerinde Cuha Fıkraları olarak satılmaktadır. Böylece XIX. Yüzyılda başlayan karışıklığı ve Nasreddin Hoca fıkralarını Cuha’ya mal etme yanlışlığını turistik yayınlar yoluyla XXI. yüzyılda Nasreddin Hoca’nın bazı torunları kendi eliyle devam ettirmektedir. Duman bundan dolayı, “Bunlar hangi akla hizmetle böyle yapmaktadır? Anlaya bilene aşk olsun.” demekten kendini alamadı.

Duman’ın ifadesine göre, Nasreddin Hoca ile Cuha fıkraları birbirinden farklıdır. Çünkü, bir milletin folkloru toplum kültürünün ifadesidir. Cuha fıkraları Arap toplumunun kültürel özelliklerini yansıtırken, Nasreddin Hoca da Türk toplumunun özelliklerini yansıtır.

Bu konuda ilginç bir tespit de İlhan Başgöz’den geldi. Fıkra kahramanlarını halk yaratır. Ancak Nasreddin Hoca fıkraları Türk halkını yaratmıştır. Türk halkının dünya görüşü, hayat tarzı Nasreddin Hoca fıkralarıyla beş yüz yıldır yoğrulmuştur. SSCB döneminde Komünist Partisine üye yapılan Nasreddin Hoca 21 yüzyılda çıkacak fıkralarda internet kafelerde chat yapacak, cep telefonlarıyla konuşacak, çok katlı binalarda asansörde kalacaktır.

Nasreddin Hoca Siyasete Alet Ediliyor

Türkmenistan’dan sempozyuma katılan Orazdurdı Yağmurov’un fikrine göre, Nasreddin Hoca’nın en etkili propaganda aracı olduğunu keşfeden Komünist Partisi’dir. Yağmurov’a göre, Türkmenler arasında fıkra anlatımı II. Dünya Savaşı’ndan önce yaygın değildir. Çünkü Türkmenler boş konuşan insanları “ağzı boş, boş konuşuyor” diye sevmezler. Bu sebeple bugün Türkmenlerde yaygın olan Kemine fıkraları da 1940’tan önce yoktu. Sonradan uydurulmuştur.

Yağmurov’un belirttiğine göre, 1940’larda Türkmenistan’da Komünist Partisi yetkilileri bilim adamlarını köylere yolladı. Fıkra bulun diye. Bunun için onlara yol parası ve yolluklar verildi. Çünkü Sovyet dönemine has deyişler, atasözleri ve fıkralar icat etmek gerekiyordu. Bilim adamları da fıkra bulamadıkları zaman, aldıkları yollukları hak etmek için fıkra uydurmaya mecbur oldular. Bu meyanda halk arasındaki Nasreddin Hoca fıkraları da toplandı. İsa Özkan 1999’da yayınladığı Nasreddin Hoca fıkraları isimli eserinde Türkmenlerdeki Nasreddin Hoca fıkralarının normalden uzun olduğuna dikkat çekmektedir. Yağmurov’a göre, bunu sebebi basittir. Komünist Partisi fıkra toplayan ilim adamlarına ayrıca sayfa başına telif ödüyordu. Dolayısıyla, fazla telif almak için o dönemdeki araştırmacılar buldukları fıkraları uzattıkça uzatıyorlardı. Bu dönemde fıkralar Sovyet ideolojisi için araç olarak kullanıldı. Toplanan fıkralarda tarihi şahsiyetler, özellikle hanlar, beyler zalim ve acımasız gösterilmeye çalışıldı. Zenginler de kötü gösterildi. Bunun dışında dine karşı unsurlar yerleştirildi. Böylece halktaki din inancı zayıflatılıp ateizmi yaymaya etkili propaganda aracı olarak fıkralar kullanıldı.

Özbek bilim adamı Tahir Kahhar da aynı konuya temas ederek SSCB döneminde Nasreddin Hoca ile Timur arasında geçen uydurma fıkraların çokça üretildiğine dikkat çekti. Bununla toplumun tarihi kişilikleri yıpratılmak istenmiştir. Bağımsızlıktan sonra, Özbek aydınları bu tip ideolojik uydurma fıkraları ayıklama sürecini başlattılar.

Nasreddin Hoca’yı siyasete alet edilmesi Bulgaristan’da da yaşandı. Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra bunun için özel bir gayret gösterildiği dikkatleri çekiyor. Bulgaristan Komünist Partisi ideolojik amaçlı fıkra üretme hususunda karar almış ve bu dönemde Kurnaz Petre diye fıkra kahramanı, aynen Türkmenistan’da olduğu gibi Bulgar halk araştırmacıları tarafından üretilmiştir. Bu fıkralarda zaman zaman Kurnaz Petre Nasreddin Hoca ile karşılaştırılır. Diyaloglarda Kurnaz Petre Nasreddin Hoca’yı hep gülünç duruma düşürür. Böylece Bulgaristan’daki fıkralar, ideolojinin de ötesine taşarak, Bulgar – Türk düşmanlığına alet edilmiştir. Bu fıkralarda Türklere karşı hasmane duyguların Kurnaz Petre’nin önünde Nasreddin Hoca küçük düşürülerek devam ettirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu fıkralar Rusya’daki Nasreddin Hoca kitaplarına da girmiştir. Maalesef bunlardan birisi geçen sene Kazak Türkçesine çevrilerek Astana şehrinde yayınlanmıştır. Bu durumun Kazakistan’da Nasreddin Hoca’nın doğal tarihi karakterine zarar vereceği aşikardır. Bu sebeple, Akşehir’de bir Nasreddin Hoca Araştırmaları Merkezi’nin kurulması elzemdir. Dünyadaki tüm fıkralar burada toplanmalı ve incelenmelidir. Gerekirse, başka dillere sahih, orijinal Nasreddin Hoca fıkraları burada çevrilerek dağıtılmalıdır. Böylece bir dönemin ideolojik ve başka amaçlarla üretilen sahte Nasreddin Hoca fıkralarının yayılmasına fırsat verilmemelidir.

Nasreddin Hoca Türk Dünyasının ortak şahsiyeti

Sempozyumda sunduğumuz bildiride, Nasreddin Hoca’nın Kazakistan’da bir Kazak, Özbekistan’da Özbek, Türkmenistan’da Türkmen, Kırgızistan’da Kırgız ve Tataristan’da da bir Tatar gibi algılandığını söyledik. Bizim bu görüşümüzü destekleyen bir olay, 1994 yılında Prof. Dr. Ali Berat Alptekin’in başından geçmiş. Alptekin Hoca, Kazakistan’da Yesevi Üniversitesinde hoca ve öğrencilerle yaptığı bir toplantıda, söz Nasreddin Hoca’dan açılınca, Türkiye’de yaşamış Akşehirli bir şahsiyet olduğundan bahseder. Bunun üzerine, bir Özbek kız öğrenci atılarak, “Amma yaptınız ha, size kalırsa, her şey Türkiye’den geliyor. Bu kadarı da fazla. Nasreddin Hoca’yı kendinize mal edemezsiniz. O öz be öz Özbek’tir. Her şeyi kabul ederim, ama Nasreddin Hoca’yı Türk yapmanızı asla” diyerek itiraz etmiş. Daha sonra aynı öğrenci Alptekin Hocayı Buhara’ya götürerek “İşte bizde Nasreddin Hoca heykeli var, bizim olmasa onun heykelini yapar mıydık?” şeklinde konuşarak Nasreddin Hoca’nın Özbek olduğunu kanıtlamaya çalışır.

Özbekistan’dan sempozyuma katılan Mahmut Yoldaş bu konuda en doğru tespiti yapıyor. Diyor ki: “Nasreddin Hoca ne Özbek, Türk, ne Kazaktır. O Türk Dünyasının ortak şahsiyetidir. Herkes Nasreddin Hoca’yı çok sevdiği için kendisinin olmasını istiyor.”

Azerbaycan’dan Kamil Veli Nerimanoğlu’nun tespiti de yerindedir: “Nasreddin Hoca zamanı ve mekanı olmayan bir şahsiyettir. Akşehir onun sembolik vatanıdır. Bilgeliğin ve mizahın merkezidir.”

Değerli hocamız Orazdurdı Yağmurov’un şu teklifine de katılmamak mümkün değil: “Nasreddin Hoca sempozyumlarını hep Türkiye’de yapmayalım. Her sene başka bir Türk ülkesinde yapalım. Böylece Türk Dünyası’nın ortak şahsiyeti olduğunu gösterelim.”

Sempozyum sonunda bir çağrı:

Sempozyumun kapanışında söz alan Akşehir Nasreddin Hoca ve Turizm Derneği Başkanı Taner Serin “Derneğimizin 2006 yılında Akşehir Dünyanın Merkezi patentini aldığını kıvançla duyurmak isterim. Ayrıca  derneğimiz her sene Akşehir’de Nasreddin Hoca şenlikleri düzenlemektedir. İlkini 1959’da yaptığımız şenliklerin bu sene 49.su 5-10 Temmuzda yapılacaktır. Herkesi bekliyoruz.” dedi.

İşte tüm bunlar bizim 21. Yüzyılı Nasreddin Hoca ile Anlamak Sempozyumundan aldığımız izlenimlerdir. Ümidimiz, bu sempozyumundan sonra, Nasreddin Hoca araştırmaları ve yayınlarında yeni bir dönemin başlamasıdır.

Doç. Dr. Abdulvahap Kara

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *