Türk Dünyasının Gönül Adamı Kemal Çapraz’ın Cenazesinin Ardından

Türk Dünyasına gönül vermiş gazeteci yazar Kemal Çapraz’ı son yolculuğuna yine Türk Dünyası uğurladı. Tuzla Yayla Merkez Camisindeki cenazesinde İstanbul’daki, hatta tüm Türkiye’deki Türk Dünyası temsilcileri ona son görevlerini yapmak için oradaydı. Bu da onun samimi bir dava adamı olduğunun tartışılmaz bir deliliydi.

Onun için tabutunu sadece vatandaşı olduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin ay yıldızlı bayrağı değil, gönülden bağlı olduğu tüm Türk Devletlerinin bayrakları örtüyordu. Türk-Kazak, Türk-Doğu Türkistan, Türk-Kirim gibi ikili bayraklı tabutlar çok görmüştüm. Fakat ilk defa böylesine çok bayraklı bir tabut görüyorum. Bu da Çapraz’ın Türkiye’deki Türk Dünyasının birleştirici temsilcisi oluğunun tartışılmaz bir bicimde ortaya koymaktadır.

Onun ani vefatı tüm dostlarını sarstı. Çünkü daha 44 yasında, hayatının en verimli çağındaydı. Herkes ölümünün bir şaka olduğunu söylüyor, inanmak istemiyordu. Fakat şaka değil gerçekti. Bir trafik canavarı bu şaka gibi ölümü gerçekleştirmişti. Yirmi yılı aşan dostluğumuz olan Çapraz gerçek bir aydındı. Dava adamıydı. Bir liderdi.

Ufuk Ötesi adında bir gazete dergiyi tüm sıkıntılarına rağmen yıllardır devam ettiriyordu. Dergisinde özellikle gençlere yer veriyordu. Bu haliyle Mustafa Çokay’ın Yaş Türkistan Dergisi gibi, Kemal Çapraz’ın Ufuk Ötesi de gençler için kendi çapında bir okuldu, bir akademiydi. Çapraz aslında tek kişilik bir orduydu. Savunduğu fikirleri tek başına da olsa gerçekleştiriyordu. Sadece fikir adamı değil, aynı zamanda aksiyon adamıydı da.

Devlet bazında kutlanan Türk Dünyası Günlerini 12 yıldır Kastamonu Belediyesi ile birlikte şehir bazında aksatmadan yapabildi. Yine her sene Ufuk Ötesinin kısıtlı imkânlarına rağmen kuruluş yıldönümlerinde mutlaka bir kutlama toplantısı yapar ve Türk Dünyası dostlarını bir araya getirirdi. Bu toplantılarda Rauf Denktaş, Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu gibi Türk Dünyasının önemli tarihi şahsiyetlerinden biri de şeref konuğu olarak hazır bulunurdu.

Ufuk Ötesi Çapraz’a mahsus bir yayındı. Orası sadece bir dergi bürosu değil, aynı zamanda âdeta mütevazı bir Türk Dünyası Genel Merkeziydi. Mütevazı diyorum, çünkü buraya tanınmış siyaset adamları, bakanlar, büyük işadamları değil, samimiyetle Türk Dünyasına gönül vermiş mütevazı insanlar gelirdi. Çapraz Türk Dünyasının meselelerine hem vakıf ve hem de yaklaşımlarında samimi idi.

Çünkü çok önemli bir devrede Türk Dünyası muhabirliği yapmıştı. Onun Türkiye Gazetesindeki muhabirliği 1985–2001 yılları arasında Sovyetler Birliği’nin çöktüğü, esir Türklerin zincirlerinin kırıldığı, Türk Dünyasında hazırlıksız kavuşmanın yaşandığı karmaşık ve romantik bir devreye denk gelmişti. O dönemde Çapraz elinde fotoğraf makinesi ile oradan oraya durmaksızın koşturuyordu. Yasadığı duygulu ve heyecanlı anlar sebebiyle yorulduğunu hissetmiyordu bile.

İşte böylece özellikle 1990-1995’li yıllardaki Türk Dünyasının kelimelerle ifadesi güç duygu yüklü kritik dönemini ölümsüzleştiren binlerce fotoğraf ve diadan oluşan muazzam arşivi meydana gelmişti. En büyük arzusu bu arşivini bir dönemin tanıklığı olarak albüm kitap olarak yayınlamaktı. Fakat ömrü yetmedi.

Çapraz, tek basına ordu dedik. Çünkü kendi doğrularını kendisi yapmaya çalışan, kimseye üç beş kuruş için eğilip bükülmeyen, az insanda görülen sağlam bir karaktere sahipti. O yüzden her zaman sıkıntı içinde oldu. Ama kimseye maddiyat için derdini de, elini avucunu da açmadı. O yüzden lider tanımlaması hakkediyordu. Bunca sıkıntı içinde Ufuk Ötesini ayakta tutmayı basardı.

Bir Kazak atasözü der ki: “İtin iyesi (sahibi) varsa, börinin tengrisi vardır.” Evet, Çaprazın bir sahibi, maddi finansörü yoktu. Kimseye bağlı değildi. O sadece Allah’a, sonra kendine güvendi. O gerçekten dağlarda, yaylalarda, bozkırlarda yalnız koşan bir gökböri, bir bozkurt gibiydi.

Belki de bu yüzde onda Bozkurt’a karsı aşırı bir ilgi, aşırı bir sevda vardı. Bürosuna gidenler bilirler. Masasında, arkasındaki duvarın üstünde, büronun çeşitli yerlerinde uluyan, gezen, oturan çeşitli şekillerde bozkurt maketleri, heykelleri vardır. Ondaki bozkurt sevdası duygusallık ve romantizmi aşmış, bilimsellik ve araştırmacılığa da yönelmişti. Bozkurtlarla ilgili her turlu bilgiyi topladı. Elinde bozkurtlarla ilgili çok büyük arşiv, özellikle resim arşivi vardı. Onun ikinci büyük arzusu bunları kitaplaştırıp yayınlamaktı.

Onunla en son görüşmemiz on gün kadar önce 9 Eylülde Zeytinburnu’nda Kazak Türkleri Vakfı’nda onun kadim dostu Osman Kumandan’ın kardeşi Ramazan’ın vefatının seneyi devriyesi için verdiği iftar yemeğinde oldu. Beraber aynı sofrada oturduk. Sohbet ettik. Sonra uğurladık. O zaman bunun son görüşmemiz olduğunun farkında değildik.

Onunla bundan bir önceki görüşmemiz ise, Ağustos ayında Kastamonu Türk Dünyası günlerindeydi. Her yıl davet ederdi. Ancak bir türlü gidememiştim. Bu sene yine davet etti. Kabul ettim. İyi ki de kabul etmişim. Böylece Çapraz ile bir kaç gün devamlı görüşme imkânımız oldu.

Davetini kabul ettiğimi, bu sene geleceğimi söyleyince, “O zaman hocam sizi panele de konuşmacı yazıyorum” dedi. Böylece 24 Ağustosta onun başkanlığındaki panelde de bir konuşma yapmak nasip oldu.

Şimdi Çapraz yok. Kastamonu Türk Dünyası Günleri devam eder mi, etmez bilemiyorum. Bunun kararını Kastamonu’nun Belediye Başkanı Sayın Turhan Topcuoğlu verecektir. Ancak bunu devam ettirme kararını verip vermemek sadece başkan ile sınırlı değildir. Çünkü elindeki kadrolarda Çapraz’ın yerini tutabilecek kimseler varsa, devam edebilecektir. Yoksa artık Kastamonu’da Türk Dünyası Günleri etkinlikleri yapılamayacak demektir.

Ama bunun dışında Belediye Başkanımızın yapabileceği bir şey vardır o da, Kastamonu’da Kemal Çapraz adına bir Türk Dünyası müzesi açmaktır. Çapraz’ın eserleri, çalışmaları, arşivlerindeki malzemelerden bir müzeyi fazlasıyla dolduracak malzeme vardır. Belediyemiz böyle bir şeye öncülük ederse, Kastamonu bu değerli evladını ölümsüzleştirmiş olacaktır. Aynı zamanda onun çalışmalarının ve arşivlerinin teliflerini de ödemek suretiyle satın alarak hem geride bıraktığı kederli ailesine maddi anlamda katkıda bulunacaklar ve hem de Çapraz’ın arşivlerinin zaman içinde yok olup gitmesinin önüne geçerek Türk Dünyası kültürüne paha biçilmez bir katkı sağlamış olacaklardır.

Çapraz, inançlı bir insandı. Vefat ettiği zaman iftar vakti geçmiş olmasına rağmen oruçluydu. Çünkü gazetesinin son sayısının matbaadan gelmesini beklediği için aksam ezanı okunurken Cağaloğlu’ndaki gazete ofisinden arkadaşının arabasıyla geç çıkmıştı. Acele ile evine giderken trafik canavarına yakalanarak şehit oldu. Ramazanda oruçlu ölenlerin şehitler mertebesinde olduğuna inanılır.

Mekânın cennet, ruhun şad olsun değerli Çapraz. Seni dostların “Türk Dünyasına Gönül Vermiş İnsan Ötesi Gazeteci” olarak her zaman hatırlayacaktır.

Doç. Dr. Abdulvahap Kara