1986 Aralık Olayları: Kazakistan’ın Yeniden Doğuşu’nun Başlangıcı

Böylece Aralık gösterileri SSCB içindeki tüm halkların uyanmasına vesile olmuş ve onların milli hak ve demokratik taleplerini açıkça ortaya koymasına cesaret vermiştir. Ancak Aralık olaylarından sonra, Tiflis, Baku, Erevan ve Baltık başkentlerinde demokratik hak ve özgürlükler talep eden halk hareketleri patlak vermiş ve bunun sonucunda totaliter Sovyet rejimi çökerek, bağımsız milli devletler ortaya çıkmıştır.

Bundan tam yirmi iki yıl önce, Türkiye’de radyo ve televizyonlarda 17-18 Aralık 1986 günlerinde Almatı’da Kazak gençlerinin Komünist Partisi’nin kararını protesto ederek ayaklandığı haber verilince, herkes şaşırmıştı. Çünkü o güne değin, Sovyetler Birliği’nde Moskova’ya karşı herhangi bir isyan olayı duyulmamış bir şeydi. Böyle bir şey vuku bulsa bile, katı Sovyet sansürünü delerek haberlere konu olması mümkün değildi. Bu sebeple, tarihe Aralık Olayları olarak geçen Kazak gençlerinin bu ayaklanmasına tüm dünya dikkat kesildi. Almatı’da neler oluyordu?

Sovyet haber ajanslarından Batıya ulaşan ilk bilgilerde şöyle deniyordu: “…Bir sürü bozguncu üniversiteye girerek öğrencileri protesto mitingleri düzenlemeye zorladılar, karşı koyanları ise tehdit ettiler. Bazılarının ellerinde tahta veya demir sopalar bulunan protestocular, “Kazakistan ancak Kazaklarındır” şeklinde sloganlar atarak masum insanlara saldırdılar, evlerin camlarını kırdılar, içki dükkânlarını yağmaladılar, arabaları tahrip ettiler. Şehrin ileri gelenleri bu gruba, meseleleri tartışarak çözme çağrısında bulunduklarında ise onlara milliyetçi sloganlarla hücum ettiler.”

Acaba olaylar gerçekten böyle miydi? Çünkü, Sovyet haber ajanslarının katı ideolojik kurallara göre çalıştığı ve tarafsız bir biçimde haber yapmadıkları bilinmekteydi. Dolayısıyla, Aralık Olaylarıyla ilgili Sovyet haber ajanslarının haberlerine temkinli yaklaşıldı.

Ancak bundan sonra, Almatı Olaylarını takip etmek pek mümkün olmadı. Çünkü, Sovyetler Birliği’nde daha önemli ve daha büyük olaylar yaşanmaya başlamıştı. Baku’de, Tiflis’te, Baltık ülkelerinin başkentlerinde halk kitleleri daha çok demokrasi ve özgürlük talepleriyle ortaya çıkmıştı. Doğu Almanya’da Berlin duvarı yıkılıyordu. Nihayet, 1991’de Sovyetler Birliği artık kendi kendini fesh etmek zorunda kalıyordu. Böylece tarihte ilk defa bir imparatorluk dışarıdan herhangi bir baskı olmadan, kendi kendine dağılıyordu.

Tüm bu gelişmelerin tetikleyicisi 1986’da Kazak gençlerinin ayaklanmasıydı. Onların hareketi, Gorbaçov’un Sovyetler Birliği’nde, Komünist Partisi kararlarına ve hatta Merkez’e karşı çıkmanın mümkün olduğunu göstermişti. Ancak, dünya daha büyük olayları takip ederken, bu gençlerin hareketini unutmuş görünmektedir. Çünkü, bugün Türkiye dahil olmak üzere, dünyadaki siyasi tarih kitaplarının hemen hepsinde, 1986 Olayları Sovyet resmi bilgileriyle örtüşen bir şeklide, esrarkeş ve sarhoş gençlerin başıbozuk hareketi ve Kazakların Rus düşmanlığı olarak yer almaktadır.

Oysa, gerçek çok farklıydı. Ayaklanma ne serseri gençlerin işiydi ve ne de Rus düşmanlığıydı. Çünkü, olaylar aklı başına şuurlu gençlerin tamamen siyasi ve demokratik amaçlara yönelik bir hareketiydi. Emekliye sevk edilen Kazak Dinmuhammed Konayev’in yerine, Kazakistan Komünist Partisi Merkez Komitesi I. Sekreterliğine Rus asıllı Gennady Kolbin’in seçilmesini protesto etmişlerdi. Göstericilerin ellerinde “Kazakistan’a Birleşmiş Milletler’de vekillik verilsin”, “Çin’e katılmak istiyoruz”, “Kolbin Rusya’ya geri dön”, “Kazakistan Kazaklarındır” gibi yazıların yanısıra “Her halka – kendi lideri”, “Lenin’in milliyet politikası yaşasın” yazılı pankartlar ve Lenin’in resimleri vardı. Bu sloganlardan da görüldüğü gençlerde Ruslara karşı herhangi bir husumet yoktu.

Protestonun sebebi Kolbin’in Rus asıllı olmasından ziyade, onun Kazakistan dışından ve ülkeyi tanımayan bir parti yetkilisi olmasıydı. Gorbaçov, gösterilerden 20 ay kadar evvel Perestroyka (Yeniden Yapılanma) ve Glasnost (Şeffaflık) gibi demokratikleşme politikalarını başlatmıştı. Gençler bu reformların ruhuna uygun olarak kendi içlerinden çıkan bir politikacının ülkelerine liderlik yapmasını istiyordu. Fakat, Sovyet yetkilileri, Hükümet tarafından vaat edilen demokratik kuralların uygulanmasını talep ederek toplanmış olan gençleri insafsız ve acımasız yöntemler kullanarak yüzlerce ölü ve yaralı pahasına dağıttı.

Ardından Moskova, Tipi – 86 isimli gizli bir operasyonunu devreye soktu. Akıl almaz yöntemlerle Kazaklar kendi ülkelerinde sindirilmeye çalışıldı. Buna karşı, Kazak aydın ve siyasetçilerinin var oluş mücadelesi başladı. Bu müthiş mücadelenin sonucunda, Kremlin Kolbin’i geri çekmek zorunda kaldı.

Bazı araştırmacılar, Kazakistan ve diğer Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’nin SSCB’nin yıkılmasıyla, tek kurşun atmadan, tek bir damla kan dökmeden kendiliğinden bağımsızlığa kavuşmuş olduklarını iddia etmektedirler. Hatta bir araştırmacı daha da ileri giderek, onların mancınıkla bağımsızlığa zorla atıldıklarını ileri sürmektedir. Meseleye, silah, barut ve kan mücadelesi açısından bakılırsa, bu iddialar doğru gibi gözükebilir. Fakat, araştırmacılar, bilgi ve kültür çağı olarak nitelenen XXI. asra 10-15 sene gibi kısa bir zaman diliminin kaldığı dönemde, milletlerin ayakta kalma mücadelelerinin sadece kan ve silahla değil, aynı zamanda siyaset, kültür ve fikirle de yapılabileceğini unutmuş görünmektedirler. Bu yüzden Orta Asya Türk halklarının bugün bazılarınca kolayca gelivermiş gibi gözüken bağımsızlıklarının altında, yıllar süren silahla değil, ama fikir ve ideolojiyle yapılan uzun bir mücadele yatmaktaydı. Kazak Türkleri gibi bugün bağımsız olan eski Sovyet Cumhuriyetlerin bir çoğunda böyle millî mücadeleler vardır. Bu mücadeleler yapılmasaydı, belki bugün SSCB hâlâ dimdik ayakta olacaktı.

Kazakistan’daki 1986 Aralık Olayları bu mücadelelerin destanımsı en somut örneklerinden biridir. Bu mücadele sadece Kazakistan’ın değil, diğer Sovyet Cumhuriyetlerinin de bağımsızlık sürecini başlatmış ve böylelikle dünya çapında bir olay olarak tarihe geçmiştir. Kazakistan için bu mücadele ayrı bir tarihi öneme sahiptir. Çünkü, Aralık Olayları Merkezin menfaatlerini koruması için tayin edilen Kolbin’in görevden alınmasını ve yerine Kazakistan’ın doğal lideri Nursultan Nazarbayev’in getirilmesini sağlamıştır. Dolayısıyla, Nazarbayev’in liderliğindeki Kazakistan’ın son yıllarda bölgenin yükselen yıldızı olarak ortaya çıkışı bir tesadüf değildir. Bu başarının altında bağımsız milli devlet yolunda entelektüel güçlerle yapılan muazzam bir mücadele yatmaktadır. 22. yılı münasebetiyle Aralık Olaylarının kurbanlarını rahmetle anıyoruz. 16 Aralık 1991’de ilan edilen Kazakistan’ın bağımsızlığının 17. yılı kutlu olsun.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *