Kazakistan Bağımsızlık Tarihinin Dönüm Noktalarını Oluşturan Liderler: Kenesarı Han, Mustafa Çokay ve Nursultan Nazarbayev

İngiliz tarihçi Thomas Carlyle «Kahramanlar» isimli çalışmasında dünya tarihinin büyük insanların tarihi olduğunu söylemektedir. Bu konuda şunları ifade etmektedir: «Dünya tarihi insanlığın bu dünyada başardığı işlerin tarihi, yeryüzünde çalışıp çabalamış olan büyük adamların tarihidir. Onlar insanlara önderlik etmiş, insan kitlesinin yapmaya çalıştığı şeylerin veya ulaşmaya uğraştığı hedeflerin geniş anlamda yaratıcıları ve örnekleri olmuşlardır. Yeryüzünde başarılmış olan her şey, meydana getirilmiş bütün eserler, dünyamıza gönderilmiş olan büyük adamlardaki fikirlerin maddi sonuçlarından gerçeklik ve varlık kazanmasından ibarettir. Hiç tereddütsüz diyebiliriz ki, bütün dünya tarihinin ruhu onların tarihidir

Bu açıdan Kazakların bağımsızlık mücadelelerini tarihinin de onun liderlerinin tarihi olduğunu söyleyebiliriz. Şimdi yazımıza konu olan üç liderin şahsında Kazakistan’ın 1723’ten 1991 yılına kadar olan yaklaşık 250 yıldan fazla süren bağımsızlık tarihine göz atmaya çalışalım.

Çarlık Rusya Dönemi

Bu döneminde Kazak bağımsızlık hareketlerine liderlik eden birçok tarihi şahsiyet bulunmakla birlikte, bu dönemi sembolize eden lider, bize göre, Kenesarı Han’dır.

Çünkü, Kenesarı Han’ın 1837-1847 yılları arasında Çarlık Rusya ordularına karşı yaptığı mücadelede, bulunduğu şartlar göz önünde tutulduğunda, inanılması güç büyük bir başarıya imza attığını görürüz. Bu sebeple bazı araştırmacılar onu Kazakların Şamili olarak, Kafkasların ünlü bağımsızlık savaşçısı Şeyh Şamil’e ile mukayese etmektedirler.

Kenesarı’nın büyük bir mücadele adamı ve savaşçı olacağı daha doğduğunda kendini belli etmişti. İlya Kazantsev isimli bir Rus yazarı «Kenesarı doğduğu sırada başında ve boynunda arslan yelesine benzer fevkalade bir saçı bulunuyordu. Bu yüzden ona zamanı geldiğinde bütün Kazakları yönetsin, Oğuz Han ve Cengiz Han gibi tüm Asya’yı fethetsin diye bilinçli olark Keni Sarı adı verildi» demektedir.

Kenesarı liderliği döneminde sadece askeri mücadele yürütmedi, aynı zamanda Türkistan Hanlıklarıyla diplomatik ilişkiler kurdu, bağımsız Kazak Hanlığı devletinin tesisi için idari, sosyal, hukuki ve ekonomik alanlarda yapılanma çalışmaları da yaptı.

Tüm bunların sonucunda 1841 sonbaharında tüm Kazakların hanı ilan edildi. Onun hanlığını komşu devletler olan Hokant Hanlığı, Buhara Hanlığı ve Hive Hanlığı da tanıdı. Bu o dönem için büyük bir başarıydı.

Kenesarı’dan önce Kazak topraklarındaki Rus işgali ve baskısına baş kaldıran liderler vardı. Bunların başlıcaları sırasıyla:

*     Sırım Datov (1783-1797)

*     Jolaman Tilenşiyev (1822-1840)

*     Sultan Sarjan Kasımoğlu (1825-1836)

*     İsatay Taymanoğlu ve Mahambet Ötemisoğlu (1836-1838 )

Kenesarı mücadelesinin bunlardan en önemli farkı tüm Kazak topraklarını ve uruglarını kapsayıcı olmasıydı. Ondan öncekilerin hareketleri bölgesel direniş hareketleri olarak sınırlıydı.

Kenesarı’nın mücadelesinin ülke çapında geniş çaplı olmasında onun han sülalesinden gelmesinin elbette büyük rolü vardır. Ayrıca Kenesarı bağımsızlık ve Kazak hanlığını yeniden tesis etme mücadelesinde cesareti, yiğitliği, bilgeliği, diplomasi yeteneği ve devlet adamlığı ile Kazaklar arasında efsaneye dönüşen dedesi Abılay Han’ı kendisine örnek almıştı.

Onun Çarlık Rusya Hükümeti ile yazışmalarında ve müzakerelerinde fırsat düştükçe Abılay Han’ın halefi olduğunu ve onun zamanındaki şartların uygulanması gerektiğini belirtmesi bunun tezahürü olsa gerektir.

Kenesarı’nın 1838’de Batı Sibirya Valisine yazdığı mektup onun bu yaklaşımı ve diplomasi yeteneğini göstermesi açısından önemlidir. Mektupta şöyle diyordu: «Siz bizim atamız Abılay’a ait topraklarda yönetim kurup, Kazaklardan vergi alıyorsunuz. Bundan dolayı bize baskı yapıyorsunuz. Biz buna karşıyız ve idareniz altında vergi vererek yaşamak istemiyoruz. Mesela, Rusya’yı bir başka millet yönetiyor olsaydı, bu durum sizin için nasıl bir şey olurdu

Şimdi yeri gelmişken Kenesarı’nın faaliyetlerinden ilham ve güç aldığı dedesi Abılay Han’dan biraz söz edelim.

Abılay Han (1711-1781)

Han sülalesinden olmasına rağmen yetim olarak büyüyen ve çobanlıktan cesareti ve savaşçılığıyla Kazak hanlığının tahtına oturan Abılay Han, dünyada eşine az rastlanır bir şekilde, bileğinin hakkıyla idareyi eline alan hükümdarlardan biridir. Hayatı, tahta geçişi ve han olarak elde ettiği büyük başarıları onu Kazaklar arasında haklı olarak efsaneleştirmiştir. Birçok Kazak günümüzde dahi ona saygı duymakta ve oğullarına Abılay, Abılayhan veya Abley gibi isimler vermektedir. Onun hakkında Sovyet döneminde romanlar yazılmıştır. Bunların başlıcaları İlyas Esenberlin’in “Jantalas” (1976), Sofı Smatayev’in “Elim-ay” ve Uzakbay Dospambetov’un “Abılay’ın Ak Tuğu”’ isimli eserleridir.

Eğer Abılay Han Avrupa krallarından biri olmuş olsaydı, Hollywood veya Avrupalı başka film şirketleri onu bir çok filme konu etmişlerdi. Nitekim, Kazakistan da bağımsızlıktan sonra 2005 yılında “Göçebeler” ismiyle filmini yaptı. Ancak, yabancı sinemacılarla ortaklaşa yapılan bu filmin Abılay Han’ın çok iyi yansıttığı ve dünyaya tanıttığı söylenemez. Ama ilk film olması açısından önem arz ettiği kesindir.

1711’de doğan ve gerçek ismi “Ebu’l Mansur” olan Abılay’ın çocukluğu ve gençliği Kazakların tarihinde en karanlık yıllar olan Congar, yani Kalmuk saldırılarının yoğun olduğu bir dönemde geçti. 1723’te Kazakların büyük bir nüfusunun kırıldığı ve sağ kalanların kaçmak zorunda kaldığı şiddetli saldırılar Kazak tarihine “aqtaban şubırındı”, “Alqaköl sulama” yani “kaçmaktan ayak tabanları şişti ve Alkagöl’e serildiler” adıyla geçti. Bu saldırılarda Abılay’ın da babası öldü ve yetim kaldı. Kazak tarihinin Ayteke Biy ve Kazbek Biy ile birlikte ismi zikredilen, üç bilge kişisinden bir olan Töle Biy yetim çocuğu himayesine aldı. Koyunlarını güden yetim çocuğa Töle Biy “Sabalak” adını verdi.

1730’da Kazaklar toparlandılar ve Anırakay Savaşı’nda Congarları yenilgiye uğrattılarsa da, Kazak Hanlığı dağılmanın eşiğine gelmiş bulunuyordu. Congarların yeni saldırılarına karşı önlem almak üzere Küçük Cüz Hanı Ebu’l Hayr Han 1731’de kendi isteğiyle Çarlık Rusya’nın himayesine girdi. İşte bu durum Kazakların bağımsızlığını kaybetmesinin başlangıcıydı. Bundan sonra Ruslar Kazakları koruma bahanesiyle kaleler inşa ederek Kazak bozkırlarında hakimiyetlerini yaymaya başladılar.

Öte yandan Kazak-Congar savaşları devam etti. Bu savaşlardan birinde savaş öncesinde yapılan teke tek döğüşte Sabalak ünvanlı meçhul asker Abılay Congarların Kazakların önüne çıkardığı mağrur savaşçısını mağlup etti. Bu yiğitliği ve cesareti, savaşlardaki kahramanlıklarından dolayı Abılay Orta Cüz’de Kazak hanı seçildi.

Abılay Orta Cüz Hanı seçildikten sonraki faaliyetleriyle kendini hem tüm Kazak boylarına, hem de Rusya ile Çin’e kabul ettirdi. Bu ülkeler ile diplomatik ilişkiler kurdu. Bu açıdan el aldığımızda Abılay Han’ı Kazak bağımsızlığı yolundaki ilk önemli lider olarak görebiliriz. Onun döneminde her ne kadar Kazaklar bağımsızlıklarını tamamen kaybetmemiş olsalar da, Kazak Hanlığı parçalanmış bir durumdaydı. Abılay basiretli ve güçlü idaresi ile bu parçalanmışlığı durdurarak Kazakların birliğini tesis etti. Abılay 1771’de Orta Cüz Kazaklarının Hanlığı’ndan tüm Kazakların hanı konumuna yükseldi. Büyük Cüz, Orta Cüz ve Küçük Cüz boylarını tek bayrak altında toplayan Abılay Han Kazakların “ulu Kazak hanı” olarak tarihte yerini aldı. O günden sonra tüm Kazakların savaş nidası olan “Alaş” ile birlikte “Abılay” da kullanılmaya başlandı. Böylece Abılay adı Kazakların birliğinin sembolü haline geldi.

1781’de Abılay’ın ölümünden sonra hanlık tahtına oturan Veli Han ve Ubeydullah Han Kazak hanlığının gücünü ve bütünlüğünü koruyamadılar. Ruslar Kazak topraklarında hakimiyetlerini adım adım genişlettiler.  1822 Sibirya Yönetmeliği ve 1824 Orenburg Yönetmeliği ile Ruslar tarafından Kazak topraklarında hanlık yönetimi lağvedildi. Onun yerine Kazak topraklarında 50-70 aile için “avıl” (köy), 10-12 köy için “okrug” (belde) ve 15-29 belde için “volost” (bölge) adı verilen yeni idari yapılar gerçekleştirildi.

Kenesarı’nın Liderliği

Kazak topraklarında Rus yönetimine isyan eden Abılay Han’ın 30 oğlundan biri olan Sultan Kasım ve oğullar Sancar ile Esengeldi Çarlık hakimiyetine karşı mücadele bayrağını açtı. Bu savaşlarda Sultan Kasım’ın oğlu Kenesarı da yer aldı. Babası ve ağabeylerinin şehit olmasından sonra Kenesarı 1837’den sonra bağımsızlık hareketinin liderliğini eline aldı. Bundan sonra Kenesarı’nın hedefi atası Abılay Han gibi olmak idi. Bunu başardı da, dağılmış Kazak boylarını birleştirdi ve 1841’de ak keçeyle kaldırılarak üç cüzün hanı ilan edildi. Böylece dağılmış Kazaklar boyları tekrar bir bayrak altında birleşmiş oldu.

Ruslar bozkır savaşlarında Kenesarı’ya üstünlük sağlayamayınca, Kenesarı kuvvetleri ile Kırgızları karşı karşıya getirme yoluna gitti. Bunun için Irgız ve Turgay bölgelerine iki kale inşa ederek, Kenesarı’yı Doğu’ya Sirderya bölgesine Kırgızlara komşu topraklara göç etmek zorunda bıraktı.

Yeni topraklarda bir kısım güçlerini de kaybeden Kenesarı Ruslarla yakın ilişki içinde bulunan Kırgız ve Hokand beylerinin askerleriyle 1847 baharında yapılan savaşta mağlup oldu ve esir düştü, sonra öldürüldü. Kesilen başı Petersburg’a gönderildi. Kafatası uzun süre Petersburg’ta Hermitage müzesinde sergilendi. Kazakistan yetkilileri bu büyük kahramanın uygarlık dışı olarak sergilenen kafatasını talep etmelerine rağmen, günümüzde bu kafatası bulunamamaktadır.

Kenesarı’dan sonra sadece Kazak toprakları değil, tüm Orta Asya bölgesinin Ruslar tarafından ele geçirilmesinin yolu açılmış oldu. Hokant Hanlığı, Hive Hanlığı, Buhara Hanlığı ve Türkmen toprakları kısa sürede birer birer işgal edildi.

Böylece 1880’li yıllarda tüm Orta Asya Rusya’nın hakimiyeti altına girmiş oldu. 31 Ağustos 1907 tarihinde Rusya ile İngiltere arasında Petersburg’ta imzalanan anlaşma ile Rusya, Afganistan’ın İngiltere’nin nüfuzu altında olduğunu kabul ederken, İngiltere de Orta Asya’yı Rusya’nın hâkimiyetine bırakıyordu.

Kenesarı Han’ın Başkent Astana’daki Heykeli

Eğer Kenesarı’nın olağanüstü mücadelesi olmasaydı, Kazak topraklarının ve Orta Asya’nın kalan bölgelerinin Çarlık Rusya tarafından kontrol altına alınması çok daha erken bir tarihte gerçekleşeceği muhakkaktı.

Kenesarı hakkında Fatih Ünal’ın kitabı

Sovyet Döneminde Kazak Bağımsızlık Mücadelesi

1917’de Şubat İhtilali ile Çarlık Rusyasının yıkılması Orta Asya’da milli devletler kurma ümidini doğurdu. Kazak aydın ve politikacılarının önde gelen isimleri ve 1913 yılından beri Kazak isimli bir gazete yayımlayarak halkı milli uyanışa sevk etmekte olan Alihan Bökeyhanov, Ahmet Baytursunov ve Mir Yakup Duvlatov gibi Kazak aydınları bu fırsatı değerlendirerek Çarlık Rusyası yerine kurulacak olan yeni demokratik Rusya Federasyonu’nu içinde milli muhtariyet devlet kurma çalışmalarına giriştiler. Ve böylece Kazak Alaş Siyasi hareketi ortaya çıktı. Bu hareket sonucunda 1917 yılı sonunda Orenburg şehrinde Kazak Muhtariyeti ilan edildi. Yine Alaş lideri Alihan Bökeyhanov’un Alaş Hareketi’nden temsilci olarak gönderdiği Mustafa Çokay ve arkadaşlarının çalışmalarıyla güneyde Hokand şehrinde Kazak-Özbek siyasi oluşumu olan Türkistan Muhtariyeti ilan edildi.

Türkistan Hükümeti’nde önce dışişleri, sonra başbakan olarak görev yapan Mustafa Çokay aynı zamanda Alaş Orda Hükümeti’nde Dışişleri Bakanıydı. Çokay iki hükümette de yer alan yegane lider oldu.

Hokand Hanlığı’nın askeri komutanlarından Torgay Datka’nın torunu olan Mustafa Çokay Şubat İhtilali olduğunda Petersburg’ta Rusya Parlamentosu Türkistan Bürosu’nda görev yapmaktaydı. Onun siyasi çalışmalarda en büyük destekçisi ve yol göstericisi Kazak Alaş Hareketi’nin lideri Alihan Bökeyhanov idi.

Alihan Bökeyhanov

Ancak, Şubat İhtilali’nden sonra Ekim Devrimi ile Rusya’da yönetimi ele geçiren Lenin’in önderliğindeki Bolşevikler her iki hükümeti de lağvederek Orta Asya’da Sovyet hakimiyetini tesis ettiler. Böylece Kazakların ve Özbeklerin olduğu kadar Orta Asya’daki diğer Türk halklarının milli devlet kurma çalışmaları sonuçsuz kalıyordu.

Bunun üzerine Bolşeviklere karşı Türkistanlıların siyasi mücadelesini sonuna kadar devam ettirmek isteyen Çokay Avrupa’ya çıktı ve Paris’e yerleşti.

Mustafa Çokay 1921’de Paris’e geçerken, ülkede kalan Alihan Bökeyhanov, Ahmet Baytursun ve Mir Yakup Duvlat gibi Kazak Alaş milli hareketinin önderleri önce 1920’li yıllarda devlet yönetiminden uzaklaştırıldılar ve sonra 1937’de ise yok edildiler.

Sovyetler Birliği’nde Kazak milli hareketinin liderleri susturulurken, Avrupa’da Çokay 1941’de Berlin’de vefat edene kadar sadece Kazakların değil, tüm Türkistan halklarının Sovyetler Birliği’nden bağımsızlığını savundu.

Bu konudaki görüş ve fikirlerini Avrupa’nın çeşitli şehirlerinde verdiği konferanslar ve dergilerde yayınlanan makalelerinde dile getirdi. Özellikle onun 1929-1939 yılları arasında Berlin’de 117 sayı yayınladığı «Yaş Türkistan» dergisi önemli bir görev üstlendi.

Alaş Kazak Milli hareketinin son temsilcisi ve lideri olarak tarihe geçen Mustafa Çokay Kazak Alaş Orda Hareketinin Kazak otonomisi şeklindeki siyasi hedefini Kazak bağımsızlığına taşımıştır. Ayrıca Orta Asya bölgesinde Türk halklarının devletlerinin bağımsızlıklarını koruyabilmeleri için Türkistan Birliği’ni kurmaları gerektiğini savunmuştur.

Onun bu fikri aradan 60 yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra 2005 yılında Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev tarafından «Orta Asya Birliği» şeklinde tekrar ortaya atılmıştır. Mezarı Berlin’de Türk Şehitliği’nde bulunan Mustafa Çokay ile Kazakistan’ın bağımsızlık tarihi derinlik kazanmaktadır.

Bağımsızlık Döneminde Kazakistan

1990’ların başında SSCB’nin dağılma sürecine girmesiyle Kazaklar için milli ve bağımsız devlet kurma yolunda yeni bir fırsat çıktı. Bu fırsatı en iyi şekilde değerlendiren Nursultan Nazarbayev oldu. Böylece Nazarbayev Kazak Hanlığı’nın 1731’lerden itibaren Rusya’nın yönetimi altına girmesinden sonra uğrunda Abılay Han, Kenesarı ve Mustafa Çokay gibi nice vatan evlatlarının hayatını feda ettiği, Kazak halkının bağımsızlık ülküsünü hayata geçiren lider olarak tarihe geçti.

Kazakistan Nazarbayev’in öncülüğünde 16 Aralık 1991’de bağımsızlığını ilan ettiğinde, dünyada birçok siyasi gözlemci Kazakistan’ın bağımsız devlet olarak uzun süre ayakta kalamayacağı yorumunu yapıyordu.

Çünkü, 1990’un başında Tacikistan’da devam eden kanlı iç savaşı örnek gösteren yorumcular sanayisi geri ve çok milletli Kazakistan’da Kazakların azınlıkta kaldığını, bundan dolayı etnik çatışmalara müsait olduğunu ifade ediyorlardı. Bu durumda Kazakistan parçalanacak veya Rusya’nın himayesine tekrar girecekti. Kısacası onlara göre bağımsız Kazakistan’ın geleceği yoktu.

Ancak, bu tahminleri yapanlar Nazarbayev faktörünü hesaba katmamışlardı. Nazarbayev’in bilgece yönetimi ülkeyi huzur ve barış ortamından uzaklaştırmadığı gibi, bağımsızlıktan bu yana geçen 22 yıl zarfında yapılan reformlar ile sadece Orta Asya’nın değil, tüm Avrasya bölgesinin yükselen yıldızı konumuna yükseltiyordu. Onun idaresinde Kazakistan bölge ülkelerinin gıpta ile baktığı bir ülkeye dönüşmüştü.

Bundan dolayı 1980’lerin sonu ve 1990’ların başında Nazarbayev gibi dirayetli ve uzak görüşlü bir liderin Kazakistan yönetiminin başında bulunmasını Kazaklar için büyük bir talih olduğunu söyleyebiliriz.

Eğer, 1986’da Kazak gençlerinin başlattığı Aralık Olayları olmamış ve bu olayların sonucunda da Sovyetler Birliği Komünist Partisi I. Sekreteri Mihail Gorbaçov Gennady Kolbin’i 1989 Haziranında Kazakistan Komünist Partisi I. sekreteri görevinden alıp yerine Nazarbayev’i atamamış olsaydı, belki 1991’de SSCB çökerken Kazakistan’da yönetimde Kolbin bulunuyor olacaktı.

Böyle bir durumda ise, Kolbin Kazak halkının menfaatlerinden ziyade Moskova’nın direktiflerine öncelik vereceği ve Kazakistan’da bağımsızlık ve bağımsızlıktan sonraki sürecinin çok farklı gelişeceği muhakkaktı.

Belki işte o zaman tahminlerinde Nazarbayev faktörünü hesaba katmayan Batılı gözlemcilerin söylediği gibi, Kazakistan’da kanlı bir iç savaş ve başka da hiç istenmeyen durumlar ortaya çıkacaktı. Büyük ihtimalle de, Kazakistan’ın milli ve üniter devlet yapısı içinde bugünkü parlak başarıları ortaya çıkmayacaktı. Bu sebeple, 1986 Aralık Olaylarını ve bunun akabinde Nazarbayev’in Kazakistan yönetimine gelmesini, Kazak tarihinin dönüm noktalarından biri ve Kazakistan’ın yeniden doğuşu olarak nitelendirebiliriz.

Nazarbayev sadece Kazakistan için değil, Eski Sovyet Cumhuriyetleri, Türk Dünyası ve dünya barışı için de olağanüstü katkılar yapmış bir liderdir.

Sonuç olarak, eğer Kazakların bağımsızlık tarihinin dönüm noktalarını oluşturan üç lideri ayrı ayrı değerlendirecek olursak, Kenesarı hareketi Sovyet tarihçilerinin “Kazaklar Çarlık Rusyasına 1731’de kendi istekleriyle katıldı” iddiasını yaptığı bağımsızlık mücadelesi çürütmüştür. Çünkü, Kazakların kendi istekleriyle katıldıkları bir devlete karşı mücadele etmemeleri gerekir. Ayrıca, Kenesarı elde ettiği muazzam başarılarıyla kendinden sonra bağımsızlık savaşçılarına örnek olmuş ve onlara ruh vermiştir.

Bazı yabancı gözlemcilerin “Kazaklar, diğer geri kalmış halklar gibi, bağımsızlık ve hürriyet gibi değerlerden anlamazlar; SSCB kendiliğinden çökmeseydi ve aşları ve işleri olup karınları tok olduğu müddetçe sonsuza kadar Sovyet hâkimiyeti altında yaşarlar, bağımsızlık için mücadele etmek hiç akıllarına gelmezdi” iddiasına en iyi cevap Mustafa Çokay’ın mücadelesidir.

Nursultan Nazarbayev’in yönetimindeki Kazakistan’ın başarıları ise, “SSCB’den bağımsızlık alan Kazakistan için devlet tecrübesi yok azınlıktaki Kazaklar çok uluslu Kazakistan’ı yönetemeyecekler, kısa bir süre iç savaşa sürüklenecekler; ya parçalanacaklar veya tekrar Rusya’nın yönetimine girecekler” iddialarını tamamen çürütmüştür. Kazakistan Nazarbayev’in liderliğinde sadece devletleşme sürecini tamamlamakla kalmamış, bunun da ötesinde dünyanın saygın ülkelerinden biri haline gelmiştir.

Abdulvahap Kara

(Bu bildiri 27 Mayıs 2013’te İstanbul Üniversitesi Tarih Araştırma Merkezi’nin düzenlediği Tarih Boyunca Lider ve Liderlik Anlayışı Semineri’ne sunulmuştur.)

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *