Stalin Döneminde Kazakistan’da Kolektifleştirme Siyaseti ve Açlık Felaketi

Bu olaydan çıkaracağımız dersler vardır. Nevadoskaya, bir Rus olmasına rağmen, 47 yıl sonra, taa Rusya’dan hiç üşenmeden kalkıp Almatıya geliyor ve tarihin gelecek nesillere aktarılarak ders alınmasını sağlamak için kendi çapında bir katkıyı, hem de en yetkili kuruma yapmaktadır. Bu sorumluluk ve bilinç keşke bizim insanlarımızda da olsa!

Kazakistan’daki Kolhozlaştırmanın Sebepleri

Nevadoskaya’nın şahit olduğu olaylar, gerçekten de insanlık tarihin en korkunç olaylarından birisidir. 1920-1933 yılları arasında suni bir şekilde yaratılan açlık felaketi sebebiyle, Kazakların % 49’ı, yani 2.230.000 kişi ve besi hayvanlarının % 90’ı yani 36.000.000 hayvan kırıldı.

Bu felaket Komünist Partisi’nin Kazakları göçebe ve yarı göçebe hayattan yerleşik hayata geçirme kararının uygulanmasının sonucudur. Kazak tarihçisi Manaş Kozıbayev, bu felaketi Kazak Türklerinin tarih boyunca maruz kaldığı felaketlerin en korkuncu ve en ıstırap vericisi olarak nitelendirmektedir.

Kremlin için Kazakların yerleşik düzene geçmesi çok önemliydi. Çünkü, Kazakların hemen hepsi göçebe olarak yaşamaktaydı. 1920’lerin sonunda 4.836.000 olan toplam Kazak nüfusunun sadece 600.000 bini şehirlerde ve kolhozlarda yerlik hayat sürdürmekteydi. Bu durum ise Kazakların Sovyet sistemine adaptasyonunu ve kontrol altında tutulmasını güçleştiriyordu.

Kazaklar geniş bozkırlarda yüzyıllardan beri gelen bir şekilde, yayla ve kışlalar arasında dolaşarak özgür bir hayat sürmekteydi. Sovyet rejimi onların hayatına etki edememekteydi. 1925 yılında Kazakistan KP I. sekreterliğine seçilen Filip Goloşçekin’in şu sözleri bu durumu açık seçik ortaya koymaktadır: “… (Kazak) köylerinde (avulunda) gerçekte Sovyet Hükümeti yok, zenginlerin yönetimi ve kabilelerin hakimiyeti var.”

Kazakistan’da “Küçük Ekim Devrimi”

Bu sebeple Kazakların Sovyetleştirilmesi önem arz etmekteydi. Kazaklar üzerine araştırmalarıyla tanınan Amerikalı araştırmacı Olcott, Kazak topraklarının muazzam tarım potansiyeli ve Rusya ile uzun sınıra sahip olması Kazakların mutlak Sovyet kontrolüne geçmesini gerekli kıldığına işaret etmektedir. Böylece, Kazakistan KP Aralık 1925’teki V. Kurultayında, Merkezin isteğine paralel olarak, Kazak köylerinin Sovyetleştirilmesini kararlaştırıldı. Zaten Stalin bu politikanın uygulanmaya konması için Filip Isayeviç Goloşçekin’i Eylül 1925’te Kazakistan’da KP I. Sekreteri olarak seçtirmiş bulunuyordu.

Goloşçekin, Kazakistan’de yeni bir Ekim devrimi gerçekleştireceği iddiasıyla göreve başladı. Bir konuşmasında “Köylerde Ekim devriminin belirtileri yok. Sınıf mücadelesi fark edilmiyor. Yoksullar Komitesi, zenginlerin mal-mülklerini devletleştirme yok ve hatta köylerde komünist olmuş kimseler bile yok.” diyordu. Bu sebeple, Goloşçekin’e göre Kazak köylerinde “Küçük Ekim” devrimini gerçekleştirmek gerekliydi.

Goloşçekin Kazakistan’da uygulayacağı olağanüstü politikaları için Stalin’den destek istemek üzere gönderdiği raporunda “Kazakların vahşi kültürsüz bir halk olduğunu, bozkırda rasgele oraya buraya göç ederek yaşayan bu halkı bir araya toplayacağını, onlara çatal, kaşık ve bıçak kullanmasını, temiz elbiseler giymesini ve evlerine pencere, baca takmasını öğreteceğini” yazdı. Stalin de ona tam destek verdi.

Zenginlerin Mallarına El Koyulması

Böylece Kazakistan’da uygulayacağı olağanüstü politikalara destek alan Goloşçekin, Kazakistan’daki Ekim Devrimini zenginlerin mal-mülklerini devletleştirmeyle başlatacağını ilan etti. Kazak Komünist Partisi’nin 15-23 Kasım 1927 tarihindeki, VI. Kurultayında Kazak zenginlerinin mallarının devletleştirilmesi kabul edildi. Ancak, bu kararı Stalin bilinmeyen bir sebeple 9 aylık gecikmeyle onayladı ve devletleştirilmenin 20 Eylül’de başlayıp 1 Kasımda bitirilmesini istedi.

KP’nin kararına göre, 400’den fazla iri baş hayvanı olanlar zengin sayılacaktı. Böyle varlığı sahip olanlar göçebe bölgelerde 700, yarı göçebe bölgelerde 300 ve yerleşik bölgelerde 150 olarak tespit edildi. Uygulamada bu tespitlerde bazı hatalar olduğu görüldü ve 696 zengin malı devletleştirildi. 619 aile yerinden ve yurdundan edildi. Bu esnada 146.000 hayvan devletleştirildi. Rakamlardan anlaşıldığı üzere, Kazakistan’da o dönemde 40 milyon civarında besi hayvanı olduğu da göz önüne alınırsa, devletleştirmenin kapsamı pek büyük değildir. Ancak bu uygulamanın ülkedeki olumsuz etkileri çok büyük oldu.

Devletleştirmeden yoksullar ne maddi ve ne de manevi olarak hiçbir şey kazanmadılar. Aksine yoksul köyler daha da fakirleşmesine ve hayvan sayısının daha da azalmasına sebep oldu. Halkın Sovyet rejimine olan inancı zayıfladı. Ancak, bu uygulama kolektifleştirmenin başlangıcını teşkil etti. Burada elde edilen tecrübelerden, bu kolektifleştirmede yararlanıldı.

Kolhozlaştırma / Kolektifleştirmenin Uygulanması

Kazakistan’da avulların yoğun bir biçimde kolektifleştirilmesi, Stalin’in Kasım 1929’de yayınlanan “Büyük Değişim Yılı” isimli makalesiyle başladı. Stalin makalesinde, çok sayıdaki köylünün kitleler halinde kolhozlarda güç biriktirmesinin ardından köylerde büyük işlerin başarılacağına işaret ediyordu.

Kazakistan KP 6 Kasım 1929’da Kazakların yerleşik düzene geçirilmesi konusunu görüşmek üzere toplandı. Bu toplantının sonunda, 1929-1930 yıllarında göçebe Kazak ailelerinin % 12’sinin yerleşik düzene geçirilip kolektifleştirilmesi kararlaştırıldı. 1929’da Kazakistan’da 708.000 bin aile göçebe hayat yaşamaktaydı. Bunun % 12’si 84 bin aile tekabül ediyordu. Ayrıca, kararda yerleşik düzene geçirmenin önemli hedeflerinden birinin Kazakların milli gelenek ve görenekleriyle yaşam tarzını değiştirmek olduğu da ifade edildi. Kararda, Kazakların bu hayat tarzıyla sosyalist düzene uyum sağlamayacağı da belirtildi.

Böylece, Kazakların göçebe hayatı, sosyalizm ile karşı karşıya getirildi. Bununla toplumda, geleneksel hayata karşı düşmanca bir tutum oluşturulmaya çalışıldı. Göçebe hayat vahşilik, cehalet ve kültürel gerilik olarak nitelendirildi.

SSCB KP Birlik içinde yapılacak kolektifleştirme çalışmalarını üç bölgeye ayırdı. I. bölge 1931 baharına kadar, II. bölge 1932 baharına ve III. Bölge 1933 yılının sonuna kadar tamamen kolektifleştirilecekti. Kazakistan’ın tarımla uğraşan kesimleri ikinci grupta, kalan kesimleri ise Sovyetlerin geri kalmış doğu, kuzey ve Sibirya bölgeleriyle birlikte üçüncü gruba dahil edilmişti. Kazakistan KP kolektifleştirme konusundaki kararı mahalli idarelere 1930 Martında gönderdi. Ancak, kolektifleştirme çalışmaları bazı mahalli idareciler Ocak-Şubat aylarında başlatmış bulunmaktaydı.

Moskova, Kazakistan’daki kolektifleştirme çalışmaları için bütçeden 1.400.000 ruble ödenek ayırdı. Kazakistan Halk Komiserleri Meclisi 8 Mart 1930’da yerleşik hayata geçen Kazakların oluşturduğu kolhozlara ev ve hayvanlara barınak yapmak üzere 8 yıl vadeli faizsiz kredi verilmesini kararlaştırdı. Sovyetler Birliği’nin diğer bölgelerine göre çok hızlı bir biçimde uygulamaya konan kolektifleştirme ilk aylarından itibaren büyük kayıplara sebep oldu. Daha 1930 yılının baharında Kazakistan’daki besi hayvanlarının % 50’sinin telef olduğu görüldü. Bunda kolektifleştirmenin yanı sıra, 1928-1929 yılında merkeze et ve tahıl ürünlerini haddinden fazla sevk edilmesi ve devletleştirmenin uygulamasının da rolü vardı.

Kolektifleştirmenin Korkunç Sonuçları

Ancak bu kayıpları Goloşçekin hiç umursamadı. Çünkü, ona göre, normaldi. Göçebe bir halkın sosyalizm yoluyla kalkınması kurbansız olmazdı. Ancak, Kazakların sosyalist modelde kalkınma için verdiği kurban haddinden fazlaydı. 1930 yılından başlayıp 1933 yılına kadar süren kolektifleştirme sebebiyle, Kazakların geleneksel göçebe hayatı alt üst oldu. Sovyet yönetimi kendi ekonomik düzenini kurmak için, yerel özellikleri dikkate almadan uygulamaya koymaya çalıştığı değişiklikler, geleneksel hayvancılık sistemini çökertti.

Böylece, ülkedeki yaklaşık 40 milyon hayvanın neredeyse tamamına yakını, 36 milyonu telef oldu. Bununla birlikte hayvanları müsadere edilerek kolektif kamplarına toplanan Kazaklara yeterli barınak ve gıda temin edilemedi. Gerekli tarım aletleri ve gereçleri, daha da önemlisi ekilebilir tarım alanları sağlanamadı. Kolektif kamplara direnen Kazaklar ise yerini yurdunu terk etmek zorunda kaldı. Bunların bir kısmı Kazakistan içinde mekan değiştirirken, kalan kısmı Özbekistan, Rusya, Sibirya, Türkmenistan, Kırgızistan ve Çin gibi komşu ülkelere göç etmek zorunda kaldı. Yoksullaşan, hayvancılık ve tarım yapma olanaklarını kaybeden Kazaklar, arasında açlık ve hastalık baş gösterdi. Özellikle çocuk ölümleri yaygınlaştı. Demiryolları ve büyük yerleşim birimlerinin çevreleri yardım bekleyen Kazaklarla doldu taştı. Ancak bunların büyük bir çoğunluğu hiçbir yerden yardım göremedi ve açlıktan kırıldı.

Insan Kaybının Inanılmaz Boyutları

Bu felakette ne kadar Kazak’ın kırıldığı konusunda son yıllara kadar, 1.5 milyon ile 4 milyon arasında çeşitli rakamlar telaffuz edildi. Bu konuda net bir rakam söylemek mümkün değildi. Çünkü, Sovyet döneminde açlık felaketinin araştırılması ve yayınlanması yasak olduğundan, araştırmacılar bu konudaki Sovyet belge ve bilgilerine ulaşamadılar.

Kazakistan’ın bağımsızlığını kazanmasından sonra, arşivler açıldı ve bu konudaki belge ve bilgilere ulaşıldı. Bu konuda araştırmalar yapan Prof. Dr. Talas Omarbekov, 1997’de arşiv belgelerine dayalı olarak yayınladığı araştırmasında, insan kaybı konusundaki tartışmalara son noktayı koydu. Çalışmasında Kazakistan Tarım ve Hayvancılık Istatistik Dairesinin her yılın Haziran ayında hazırladığı raporları kullanan Omarbekov, bu kaybı 2.230.300 olarak açıkladı.

Kazaklarda, “orak pen balga, ölim men sorga”, yani “orak ile çekiç, ölüm ile çile için” şeklinde deyim oluştu. Bu da insanların rejimden ne kadar bezdiğini göstermektedir.

2.230.300 rakamı Kazaklar için muazzam bir kayıptır. O zamanki nüfusun % 49’una yani yarısına tekabül etmektedir. Kazak yazar Smagul Eluvbayev, bu kayıplar olmamış olsaydı, 1897’de Çarlık devrinde yapılan nüfus sayımında 4.084.000 olan Kazakların 1990’larda 32 milyon civarında olacağını, oysa nüfusun 10 milyonda kaldığını söylemektedir.

Merhametsiz Bir Siyasetçi Portresi: Goloşçekin

Prof Dr. Mehmet Saray, Kazakların Stalin dönemindeki suni açlık felaketindeki kayıpları için şunu söylemektedir: “Bir taraftan sosyalist bir ekonomi düzeni oluşturmak, diğer taraftan da geleneksel Kazak toplumunu yok etmek için planlanan bu operasyonda yapılan hatalar ve ihtimaller o kadar çok ve açık idi ki, bunları insanın havsalasının kabul etmesi mümkün değil. Halkına eşitlik ve iyi gelecek vaat eden bir rejimin yöneticileri vatandaşı olan insanlara bu kadar acımasız ve kaba nasıl davranabilir?”

Gerçekten de Kazakistan’daki soykırımın uygulanışı ve boyutları insan aklının almayacağı bir korkunçluktadır. Moskova’da Stalin gibi zalim bir diktatör bulunsa bile, böyle bir politikanın Kazakistan’da uygulanabilmesi için Kazakistan’da da en az Stalin kadar acımasız birinin olması gerekirdi. Kazakistan KP. I. Sekreteri Goloşçekin işte bu vasıflara sahip birisiydi. Gerçekten de o bu işi en iyi yapabilecek kapasitededir. Sovyet devriminin en başından beri Lenin ve Stalin gibi liderlerle yanyana mücadele eden Goloşçekin çevresinde merhametsizliğiyle tanınan biriydi. Rus yazarı Igor Nepein, acımasızlığın Goloşçekin’in kanına işlemiş olduğunu söylemektedir.

Onun acımasızlığının boyutlarını, Çarlığın son hanedanı Romanovların öldürülmesi olayından açıkça görmek mümkündür. Goloşçekin, 17 Temmuz 1918’de hanedan mensuplarının Ural’da hunharca öldürülmesinin baş sorumlusuydu. Kızıl Ordu’nun Ural Bölgesi Askeri Komiseri olan Goloşçekin katliam emrini verdi. Ancak, hanedanın öldürülerek mezara gömülmesi onu tatmin etmedi. Cesetleri mezardan çıkarttırarak parçalattı ve benzin dökerek yaktırdı. Ayrıca, olayların delili olmak üzere, Moskava’ya giderken hanedan mensuplarının kesik başlarını yanında götürüyordu.

Rus araştırmacı Yu. Atlantov, Goloşçekin’in intellektüel düşünceye sahip biri olmadığını, en büyük özelliğinin tepeden verilen emirleri harfiyen yerine getirmek olduğunu söylemektedir. Işte böyle hem acımasız ve hem de mükemmel bir ast olma özelliklerine sahip olan Goloşçekin, Stalin için Kazakistan’daki en korkunç politikaları uygulatmak biçilmiş kaftandı. Ancak Goloşçekin’in kendisi de, uğruna ellerini milyonların kanına buladığı Stalin’in kurbanları arasında yer almaktan kurtulamadı. 28 Ekim 1941’de Kuybışev’de uluslar arası emperyalizmin hesabına casusluk yapmakla suçlanarak kurşuna dizildi.

Sonuç

Sonuç olarak, Stalin’in kolektifleştirme uygulamasında, Kazaklar tarihinin en ağır felaketine uğramıştır. Uçsuz bucaksız bozkırlarda at üstünde Moskova’nın sosyalist ideolojilerini umursamaz bir biçimde göçebe yaşam süren Kazakları, Stalin kolektifleştirme yoluyla yerleşik hayata geçirmek ve böylece Moskova’nın üstünlüğüne boyun eğdirmek uğruna yarıya yakınını kırarak örtülü bir soykırım uygulamıştır.

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *