TÜRK DÜNYASINDA NEVRUZ NASIL KUTLANMALI

Konferansın sonunda Ferhat ve Gülzade Tanrıdağlı çiftinden Uygur musikisinin güzel örneklerini de dinledik.

Konuşmamızın sonunda biz her zaman olduğu gibi nevruz kutlamalarını günümüze adapte etmezsek işlevini kaybedeceğini söyleyerek neler yapılması gerektiği konusundaki görüşlerimizi dile getirdik.

Ve memnuniyetle gördük ki, toplantının kapanışında bizim bu görüşlerimize Türk Edebiyatı Vakfı Başkanı sayın Servet Kabaklı hem de büyük bir heyecanla sahip çıktı. “Bunlar mutlaka yapılmalı, bizzat kendim bu hususta çalışacağım” dedi. Yaklaşık 15 yıldır çeşitli meclislerde, üniversitelerde nevruzu anlatır ve bu görüşleri dillendiririm, ilk defa birinin heyecanlanıp bu görüşlere sahip çıktığını görüyorum. Kendilerine şükranlarımı arz ediyorum.

Nedir bu görüşler? Çok basit. Biz nevruza yeni anlamlar yüklemeliyiz, diyorum. Çünkü nevruz zaten “yeni gün”, “yılbaşı” olma gibi bazı anlamlarını 12 hayvanlı Türk takvimini terk edip miladi takvimi ve Gregoryen takvimini kullanmamız dolayısıyla kaybetmiş durumda. Onun için yılbaşıları 21 Martta değil, 1 Ocakta kutluyoruz.

Şimdi yılbaşımızı değişti diye nevruzu terk mi edeceğiz? Hayır, hele binlerce yıllık mazisi olan bir atalar geleneği terk edilebilir mi? Bundan gelecek nesilleri mahrum etmeye hakkımız var mı? Bakınız Çinliler terk etmişler mi? Hayır, her sene Şubat ayında büyük etkinliklerle yılbaşı kutluyorlar.

Hatta Hunlardan aldıkları 12 Hayvanlı Türk takvimini de dünyaya Çin takvimi diye tanıtmayı başardılar. Bizim basınımızın Çin takvimine göre bu sene (2012) Ejder yılı demeleri yok mu? İnsan hayret ediyor. Basın camiasının kendi milli kültürünü tanımaması elbette şayanı hayrettir. Ama tabii suç onlarda değil, biz de. İlim adamlarında. Bu konuları sık gündeme getirip bu bilgileri halka yaymıyoruz.

Bu sene aslında 12 Hayvanlı Türk takvimine göre Ejder yılıdır. Çinlilerin 12 hayvanlı takvimi Hunlardan aldığı bilimsel olarak ispatlanmış bir gerçektir. Yani bu konuda hamasi konuşmuyorum. Çinlilerin 12 hayvanlı Türk takvimini benimsemelerine, sahip çıkmalarına itirazım yok. Benim itirazım kendi kültür değerimize kendimizin sahip çıkmayışımız. Sonuç itibariyle bizler ne yazık ki, zengin babanın mirasyedi çocuklarıyız. Atalarımızdan kalanı kültürel mirasa sahip çıkmadığımız için kapanın elinde kalıyor.

Neyse, biz konumuza dönelim, araştırmalara göre Nevruzun kutlanması için üç önemli sebep vardır.

  1. Yılbaşı kutlamasıdır.
  2. Bahar bayramıdır.
  3. Kutlu olayların yıldönümüdür.

Nevruzu günümüzün şartlarında yılbaşı özelliğini yitirmiş bulunmaktadır. O zaman başka bir yönünü ve günümüzün ihtiyacı olan bir yönünü bulup ön plana çıkarmalıyız.

Bunu herkes düşünsün. Ben düşündüm, şöyle bir yol buldum. Nevruz dini bir bayram değil, Türklerin milli bayramıdır. Onu bence bugün çok ihtiyaç duyduğumuz Türk dünyasını kaynaştırma, birleştirme, birbirini daha iyi tanıma için vesile yapabiliriz.

Bu hususta Türk dünyasının sembol ismi, büyük edebiyatçı, düşünür Cengiz Aytmatov’un bir fikrini önemsiyorum. Rahmetli Türk dünyasının Nobel Edebiyat Ödülü olmalıdır diye çok söyledi. İşte bu fikir geliştirilmeli. Sadece edebiyatta değil, sanat, musiki, bilim, eğitim, politika gibi her alanda Türk dünyasında bir sene içindeki en iyiler araştırılmalı ve onlara ödüller verilmeli. İşte bu ödüller her sene Nevruz bayramında açıklanmalı ve dağıtılmalı. O zaman nevruz yeni bir işlevsellik kazanacaktır. Eurovision şarkı yarışması gibi sene içinde her ülke yarışma ve incelemelerle her daldaki birincilerini tespit ederler. Nevruzda da bu birinciler tüm Türk dünyası çapında değerlendirmeye tabi tutulurlar. Ve biz böylece bir sene içinde Türk dünyasında ne gibi kazanımlar oldu bilmiş olacağız. Bu da aydınları, bilim adamları, sanatçılara tanımamıza, onların birbirleri arasında kaynaşmasına vesile olacaktır. Bu aynı zamanda Türk kültürüyle meşgul olanlara maddi ve manevi destek yerine de geçecektir. Ödüller ne kadar büyük olursa, insanlarımızı bilimle, sanatla, kültürle haşır neşir olmaya o kadar çok teşvik de etmiş olacağız.

Ayrıca 12 Hayvanlı Türk Takviminin bir özelliğine dikkat çekmek istiyorum. Türkler eski Türk takviminde 12 seneyi bir devir olarak kabul ederler. Devir başı sıçan yılıdır. Türk takvim sisteminde devir başları özel bir öneme sahiptir. Bu sene, yani 2012 Ejder yılıdır. Sekiz sene sonra, 2020’de devir başı sıçan yılı gelecektir. İşte böyle devir başlarında nevruz olabildiğince görkemli kutlanabilir. Böylece 12 Hayvanlı Türk takvimine de sahip çıkmış olacağız.

Aslında bunu koordine edecek çok güzel bir kurumu devlet başkanlarımız, politikacılarımız taa 1993’te ihdas etmişler. O TÜRKSOY kurumudur. TÜRKSOY’un değerli Başkanı, muhterem ağabeyim Düsen Kaseinov’a da bu görüşlerimi arz ediyorum. Kendilerinin bu konuyu yetkili kurullarda gündeme getireceğine tüm kalbimle inanıyorum.

Atalarımızla ne kadar iftihar etsek azdır. Çünkü onlar nevruzu zamanın şartlarına uyarlamakta bizden çok çok ileriydiler.

Niçin mi? Anlatayım. Nevruz bilindiği gibi dini, yani İslami bir bayram değildir. İslamiyet’ten binlerce yıl önce, M.Ö. asırlarda Türklerde nevruz kutlanıyordu. Yani İslam öncesi bir bayram. Peki İslam gelince ne oldu? Atalarımız onu terk mi etti? Hayır, bilakis onu yaşatmak için İslamiyet’e adapte ettiler. Nasıl mı?

Şöyle ki, Türkler için nevruz kutlu bir gündür. Türk inancına göre, kutlu ve güzel hadiseler bu günde meydana gelir. İşte Ergenekon hadisesi. Hangi sene, hangi ayda, hangi günde meydana gelmiştir? Kesin olarak kimse bilmez. Ama Türkler bunun 21 Martta, Nevruzda meydana geldiğine inanırlar. O yüzden onun anısına Nevruz bayramlarında çekiçle örste demir döverler.

Türkler İslamiyet ile müşerref olduktan sonra, İslamiyet’teki kutlu hadiselerin de Nevruzda meydana geldiğine inanmışlardır. Mesela,

  • Adem peygamber bu günde yaratılmıştır.
  • Süleyman peygamber kaybettiği tılsımlı yüzüğünü bu günde bulmuştur.
  • Yunus peygamber bu günde balığın karnında dışarı çıkmıştır,
  • Yine bu günde Nuh’un gemisi karaya oturmuştur.

Acaba bu hadiseler gerçekten Nevruzda mı meydana geldi? Kimse bilemez. Ama nevruzda meydana gelmediğini de kimse iddia edemez. Ama Türkler böyle inanır.

Nevruzun Türkler için önemini veciz bir şekilde büyük mutasavvıf, şair, Türk kültürünün aşığı Ali Şir Nevai ifade etmişlerdir: “Her gecen kadir olsun, her günün de nevruz”. Bilindiği gibi İslami inanca göre, Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Türklere göre de nevruz günü diğer tüm günlerden kutludur.

Şimdi biz bu kutlu günün kıymetini bilmememiz, büyük bir kayıp değil midir? Elbette büyük bir kayıptır. Bu, atalarımızın bize bıraktığı en büyük serveti çarçur etmek demektir. Onun için, hele küreselleşme gibi azman kültürlerin ejderha gibi diğer kültürleri merhametsizce yuttuğu bir devirde, kültürel zenginliklerimize daha çok sahip çıkmaya ihtiyacımız var. Yani kültürel yoksulluk kapıdayken atalarımızdan gelen kültür mirası servetlerimizi berhava etmeyelim. Aksi halde çok pişman oluruz.

Abdulvahap Kara

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *