TÜRK DÜNYASININ EBEDİ SESİ CENGİZ DAĞCI

Türk Edebiyatı Vakfı ile ortaklaşa düzenlenen ve Fatih Belediyesi Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen Cengiz Dağcı’yı Anma konferansı moderatör Özcan Ünlü’nün açılış konuşmasıyla başladı. Daha sonra programda Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız Arasında Cengiz Dağcı kitabının yazarı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Abdulvahap Kara ve Kültür Üniversitesi öğretim üyesi ve Kırım’ın Ebedi Sesi Cengiz Dağcı kitabının yazarı İsa Kocakaplan, TRT İstanbul’da yapımcı yönetmen olarak çalışan aynı zamanda Kırım-Tatar Milli Meclisi Türkiye temsilcisi ve Emel Kırım Vakfı Başkanı Zafer Karatay Cengiz Dağcı’yı çeşitli yönleriyle anlattılar. Ünlü’nün açılış konuşmasından sonra programda Zafer Karatay’ın yönetmenliğini yaptığı Cengiz Dağcı Belgeseli seyredildi. Belgesel, konferansa katılanların beğenisini kazandı ve ilgiyle izlendi.

IMG-20170303-WA0025-003

Belgeselin ardından konuşan Zafer Karatay, Cengiz Dağcı’nın edebiyatımızın büyük isimlerinden biri olarak kalemini çok kuvvetli bulduğunu söyledi. Dağcı’ya hayranlığını belirten Karatay konuşmasına devam ederek: “Eserlerinde bilhassa kendi kendisi ile hesaplaştığı kısımlar -biraz da şahsî sebeplerle- şahsımın ona hayran olmasına sebep olmuştur” diyerek duygularını izah etti. Dağcı’nın Londra’daki evinde birebir yaptığı görüşmeler ve röportajlarını tüm içtenliğiyle izleyicilerle paylaştı. Belgeselin son kısmında gösterildiği gibi Cengiz Dağcı: “Ben yüzbinlerin duasını kalbime yazdım” diyerek bu kadar yüce gönüllü bir insanla tanışmanın verdiği heyecanı anlatmaya çalıştı.

Dağcı’nın 22 Eylül 2011’de vefatından sonra dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun gayretleriyle cenazesinin Kırım’a götürülerek Kızıltaş’ta toprağa verildiğini söyleyen Karatay şu sözlerini şu şekilde tamamladı: “Vatanımıza, milletimize, dinimiz adına -bu yaptığım bir hizmet ise- yaptığımız en güzel ve gururla taşıyacağım bir belgeseldi. Onun Kırım’a gelmesinde bir katkıda bulunduğum için çok mutluyum. Allah’a her zaman şükrediyorum. Cengiz Dağcı’yı okumayan bir insanın Türk edebiyatını, dünya edebiyatını seven biri olduğunu sanmıyorum. Onu okumamak büyük bir eksikliktir.”

[code language=”css”] <meta property="og:image" content="http://www.abdulvahapkara.com/wp-content/uploads/2017/03/20170303_212511.jpg" /> [/code]

Belgeselimizin mimari Zafer Karatay’a çok teşekkür ediyoruz. TRT’nin birçok belgeseline sevgili eşi Neşe hanım ile birlikte imza atmışlardır. Kültürümüzün büyük simalarını tanıtım için yaptıkları çalışmaların başkalarına da örnek olmasını diliyoruz.

Bundan sonra konuşma alan Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Abdulvahap Kara, Cengiz Dağcı’nın savaş ve esaret yıllarıyla ilgili hatıralarına değindi. Değerli hocam Kara’nın ilgisini Dağcı’nın yaşadıklarını hatırat yerine roman olarak kaleme alması çekmiş. Onun fikrine göre, Diğer Türk asıllı Sovyet askerleri savaş esirlerinin hiç biri yaşadıklarını Dağcı kadar canlı ve detaylı olarak kaleme almamıştır. Özellikle Hitler ve Stalin gibi acımasız politikacıların ağır baskısına maruz kalan, deyim yerindeyse Gamalı Haç ile Kızıl Yıldız arasında sıkışan askerlerin çelişkili duygu ve düşüncelerini Dağcı romanlarında ustaca ifade etmiştir.

Son yıllarda Sözel Tarihçilik akımının yaygınlaşmaya başladığını dile getiren Kara belki de biraz da edebi tarihçilik yapmak gerektiğini ifade etti. Çünkü tarihi kayıtlarda yer almayan duygular bu eserlerde olabiliyor. Bunun en güzel örneğinin Cengiz Dağcı’nın eserlerinde verdiğini söyledi.

20170303_212919

Cengiz Dağcı’yı sadece Türkiye’nin bildiğini ve diğer dünya ülkelerinin, hatta Türk dünyasının bile böyle bir değerden yeterince haberdar olmamasından duyduğu üzüntüyü dile getiren Kara Cengiz Dağcı gibi nice değerli yazarlarımızın eserlerinin başka dillere çevirisi için çeşitli teşviklerin olması gerektiğine dikkat çekti. Cengiz Dağcı’nın sadece Kırım’ı değil, II. Dünya Savaşı’na katılan ve Nazilere esir düşen tüm Türkistanlı askerlerin sesi bir yazar olduğunu söyledi. Türkler tarih yapmıştır ancak tarih yazamamıştır sözüne ikinci bir söz daha eklemek istediğini söylerek: “Türkler büyük şahsiyetler çıkarmıştır ama onları dünyaya tanıtamamıştır” dedi.

Cengiz Dağcı’yı dünyaya tanıtma konusunda karınca kararınca kendine düşeni yapmaya çalıştığını belirten Kara, Gamalı Haç ve Kızıl Yıldız Arasındaki Bir Yazar Cengiz Dağcı adlı eserini Türkçe’den Kazakça’ya çevirterek yayınlattığını ve böylece Kazakistan’da Dağcı’nın tanınmaya başladığına işaret etti. Daha sonra eser Kazakçadan Rusçaya da çevrilerek tüm eski Sovyet coğrafyasında okunma imkanı ortaya çıkmıştır. İsa Kocakaplan’ın “Cengiz Dağcı, Kırım’dan kalkan bir bulut olarak Türkiye’ye yağmur olarak yağdı” sözünden ilhamla Prof. Dr. Abdulvahap Kara : “Bana göre, Cengiz Dağcı bulutu yağmurlarını tamamen yere dökmedi. Bizim bu bulutun dünyanın her tarafına yağmur olarak düşmesini sağlamamız gerekiyor” dedi.

20170303_212115

Son konuşmacı Kültür Üniversitesi öğretim üyesi ve Kırım’ın Ebedi Sesi Cengiz Dağcı kitabının yazarı İsa Kocakaplan, Cengiz Dağcı’nın şiirlerinin genel özellikleri ve ana temalarıyla ilgili konuştu. Dağcı’nın şiirlerini baştan sona okuduğunu söyleyen Kocakaplan, bu konuda yardımlarını esirgemeyen Zafer Karatay’a teşekkürlerini iletti. Bahçesaray’ı gezdikten sonra yazdığı “Söyleyin Duvarlar” şiirinden yola çıkarak bir sanatçının dikta rejiminin yönettiği bir ortamda ne gibi sıkıntılara maruz kaldığını anlattı. Vatanına uzun yıllar hasret duyan Cengiz Dağcı’nın şiirlerinin genel perspektifinde bir “ışık” imajının dikkat çektiğini, “yaprakların ışığı, ayın ışığı, güneşin ışığı, çiçeklerin ışığı” gibi tabiatı ışıktan ibaretmişçesine anlattığını ve bunun nedeninin yaşadığı mahkum hayatından kaynaklandığını söyledi. Sovyet rejimi sırasında yaşadığı baskı rejiminden duyduğu sıkıntıları dile getiren Cengiz Dağcı’nın şiirlerindeki o dizelerin Sovyet döneminde Kırım’da rejime ters düşmeyecek biçimde değiştirip yayınlandığını belirtti. Kocakaplan ayrıca bu şiiri okuyarak sansüre uğramış ve çarpıtılmış dizeleri tespit ederek izleyicilerle paylaştı ve bu kısımların orjinalinin nasıl olduğunun bilinmediğini ifade etti.  Bu sırada Prof. Dr. Abdulvahap Kara şiirde sansüre uğramış ve değiştirilmiş dizelerin orijinaline en yakınının tahmin edilmesi hususunda bir yarışma düzenlenebileceği hususunda bir öneride bulundu.

Konferansın moderatörlüğünü üstlenen Özcan Ünlü’nün Cengiz Dağcı’nın Korkunç Yıllar isimli kitabından okuduğu anlamlı bir alıntı ile programa son verildi. Bu programı düzenleyerek Türk Dünyasının önemli bir değeri olan Cengiz Dağcı’yı anmaya ve anlamaya çalışmamıza vesile olan kıymetli hocalarımıza ve tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Yazıma Cengiz Dağcı’nın alıntısı ile son veriyorum.

20170303_213238

“Bak Sadık, harçlarına atalarımızın alın teri karışmış din ocaklarımız düşmanlarımızın ayakları altında!.. Biz bunlara bakıp korkmamalıyız. Düşmanlarımız korksun. Hem de nasıl korkuyorlar. Korkularından bize bu zulümleri yapıyorlar. Korkmasaydılar yapmazdılar. Yüz elli yıldır bizi tüketmeye çalışıyorlar. Yüz elli yıl! İşte bu yurtta bir avuç Tatar kaldık. Bizi büsbütün yok etmedikçe içleri rahatlamayacak. Biz mahvolduktan sonra bile, bu sefer ruhumuzun önünde titreyecekler. İyi bak bu yıkıntılara! Sen benim evladım olmakla beraber, bu toprağın, bu yıkıntıların bir parçasısın… Seni bu toprak doğurdu, bu toprak besledi. Bil ki yalnız değilsin. Büyük bir milletin zengin geçmişi ve parlak geleceği seninle beraber. Bahçesaray’dan Kaşgar’a binlerce minaremiz göklere uzanıyor. Bize Tatar diyorlar, Çerkez diyorlar, Türkmen diyorlar, Kazak diyorlar, Azer diyorlar, Karakalpak, Çeçen, Uygur, Kabardı, Başkırt, Kırgız diyorlar. Bunlar hep yalan! Biz Türk-Tatarız!”

Buket Kemiksiz
MSGSÜ Tarih Bölümü
YL Öğrencisi

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *