ZUVKA (SÜHA) BATUR ROBIN HOOD’A BENZER Mİ, BENZEMEZ Mİ?

Bizim 2016 yılında Zuvka Batur’u 150. doğum yılı vesilesiyle anma etkinlikleri düzenleme teklifi yapan yazılarımızdaki Robin Hood benzetmemiz Kudüs Çolpan kardeşimizin dikkatini çekmiş ve itirazda bulunmuş. Facebook’taki sayfasında “Zuvka Batur Robin Hood’a Benzetilemez” başlığıyla şunları yazmış:

Zuvka Batur için “zenginden alıp fakirlere verdi” denilen “Robin Hood” benzetmesi hatadır. O, yetim-dul ve aç-biçarelerin hakkını savunmakla beraber otoriter hükümete bağımlı olan dalkavuklara karşı durdu. Zalimler tarafından avam tabakasının gasp edilen mallarını geri alıp sahiplerine iade etti. Onu haydutluk timsali haline gelen Robin Hood’a benzetmek yanlıştır! Zuvka Batur din adamı olarak yetişti ve kimsenin malına göz koymadı.Zuvka Dedem gün gelince Milli Mücadele Ayaklanmalarının lideri haline geldi. Bütün bunları sosyo-ekonomik çıkarı için yapmadı. Diğer milletlerin arasından çıkan zenginler ve beğler bile onun milli uğurda savaşının farkına varınca onu desteklemekten geri kalmadı.

Zuvka atamız eskiden Rusya bölgesine bağlı olan Kazakistan üzerinden silah temin ederek Moğolistan, Rusya ve Çinle savaştı. Onun mücadeleleri milli hürriyet uğrunda idi. Robin Hood ise, zenginleri gasp eden ve kendi çıkarı için hayat süren bir batı kahramanıdır.”

Kudüs bu yazısında Zuvka ve Robin birbiriyle özdeşen, aynı faaliyetler içindeki tarihi şahsiyetler olmadığını anlatmaya çalışmaktadır. Bu fikre yüzde yüz katılıyoruz. Zaten biri Müslüman ve 19 ve 20. yüzyılda yaşamış, diğeri 10. yüzyıllarda İngiltere’de yaşamış Hristiyan bir şahsiyetin birbirinin tıpa tıp aynı olması beklenemez.

Ama eskiler teşbihte, yani benzetmede hata olmaz derler. Biz ikisinin tek ortak yönü olan “yoksulu, yetimi himaye, zenginden alıp fakire verme” özelliğinden yola çıktık.

Buradan Zuvka Batur’u hiç bilmeyenlerin kafasında onun tarihi kişiliğini Robin Hood vasıtasıyla canlandırmak istedik. Bu, benzetmemizdeki birinci amaçtı. Bizim Zuvka Batur ile Robin Hood’u aynı cümlede kullanmamızın ikinci ve daha önemli bir amacı da vardı. İşte bunu Kudüs gözden kaçırmış.

O da şuydu: İngilizler kendi kahramanına sahip çıkmış. Sadece kendi halkına ve Avrupa’ya tanıtmakla kalmamış, tüm dünyaya da tanıtmıştı. Bu konudaki romanlar yazmış. Romanlar çeşitli dillere çevrilmiş. Hatta filmleri de yapılmıştı. Bundan dolayı bugün ben, sen, şu satırları okuyan herkes Robin Hood’u bilir. En azından ismine aşinadır. Peki Zuvka Batur deyince, maalesef bırakın başka dünya toplumlarını ve hatta Türk dünyasını, Kazakların çoğu bilmiyor. Özellikle Kazakistan’da kim o? diye soruyorlar.

Zuvka Batur adı Türkiye, Avrupa, Moğolistan ve Doğu Türkistan Kazakları için bilinen bir isimdir. Ama Kazakistan bilmez. Sovyet döneminde Kazakistan’da sınırları dışandaki Kazakların tarihi öğretilmemiş. Bu sebeple sadece halk değil, aydın, bilim adamları ve hatta tarihçiler bile Zuvka Batur’u bilmezler. Bundan 10 sene öncesine kadar Osman Batur ismi de Kazakistan’da çok bilinen bir isim değildi. Bilenler de Osman Batur’un gerçek bir kahrman olup olmadığından kuşku duyuyorlardı. Biz 2008’de Almatı’da Kazakça olarak “Hürriyetin Sönmez Ruhu Osman Batur ve Nurgocay Batur’un Hatıraları” isimli bilimsel bir kitap yayınlandıktan sonra Osman Batur özellikle bilimsel çevrelerde büyük bir batur olarak kabul edilmeye başladı. Çünkü, bağımsızlıktan sonra zengin olanlar gerçekte baturlukla alakası olmayan atalarını para vererek yazdırdıkları kitaplarla batur olarak göstermeye kalktılar. Bundan dolayı Kazakistan’da her yeni çıkan batura şüpheyle bakılır olmuştu. Ancak bizim bilimsel kitabımız Osman Batur’un dünyanın bir çok ülkesinde kitaba ve araştırmalara konu olmuş olduğunu gösterince, onun sahte değil, gerçek kahraman olduğuna dair şüpheler ortadan kalkmıştı. Hatta bir sene sonra, 2009’da Almatı’da Osman Batur’un 110. doğum yılı münasebetiyle “Hürriyetin Sönmez Ruhu Osman Batur” ismiyle Dünya Kazakları Cemiyeti tarafından uluslararası bir toplantıda da düzenlendi. Böylece Kazakistan’da Osman Batur ismi hakettiği yere ulaştı. Bizim de bir bildiri sunduğumuz bu toplantının gerçekleşmesine vesile olan Talat Mamaşev’e ve Botagöz Uvatkan’a şükranlarımı sunarım.

Biz bu toplantıda sunduğumuz bildiride Osman Batur ile Zuvka Batur ilişkisine de dikkat çekmiş ve Zuvka Batur’un Osman Batur’a savaş sanatını öğreten üstadı olduğunu ilk defa ilim çevrelerinde ortaya koymuştuk. Demek bizim Zuvka Batur’a olan ilgimiz bu seneye mahsus değil. Daha önceden beri onunla ilgili kitapları okuyor, hakkında bilgi topluyor idik.

Yukarıdaki satırların birinde, Zuvka Batur ismi Türkiye’deki Kazaklar arasında biliniyor dedik, ama bilenlerin hepsi onu bir milli kahraman olarak kabul ettiği de söylenemez. Hatta bir kısım insanlar onu küçümserler. Niçin? Cevap çok basit: Ruvşıldık, yani boyculuk. Kendi boyundan, akrabasından olmayanı küçümseme hastalığı.

İyteli boyundan olmayana birine Zuvka Batur derseniz, “Bırak onu, konuğa kendi atını kesip yediren hırsız” diyerek yaka silkebilir.

Bu sadece Zuvka Batur için geçerli değil, diğer baturlara da kendi boyundan değilse küçümser nazarlarla bakılır.

Mesela, Kabanbay Batur derseniz “Olmaz, o Nayman. Biz Türkiye’de Kereyler çoğunluktayız. Bir Nayman’ın reklamını yapmayız” şeklinde bir cevap alabilirsiniz.

Veya Nurgocay Batur derseniz “Onu boşver. Niye? Çünkü Çakabay. Çakabaylar atıcı olurlar. Söylediklerinin hepsi gerçek dışı, mübalağalı şeyler” diyebilirler.

Oysa baturların boyu, kabilesi, ruvu olmaz. Onlar tüm Kazak halkı için mücadele etmişlerdir.

Kabanbay Batur 18. yüzyılda yaşamış Kalmukları büyük bir bozguna uğratan Abılay Han’ın başkomutanıdır.

Nurgocay Batur Osman Batur’un mücadelesinin en başından sonuna kadar yanında bulunmuş gözü pek ve müthiş nişancı bir kahraman. Kaç yere yaralanmış, ama yarası iyileşince tekrar cepheye koşmuş bir insan. Çocukları babalarının sırtında tam 9 kurşun deliği bulunduğunu söylüyorlar. Bu muhterem insanı küçümsemek insanlık mıdır? Ben onun hatıralarında anlattıklarını ABD, Kazakistan, Türkiye, Çin, Almanya, Taiwan ve Moğolistan gibi ülkelerde yayınlanmış makale ve kitaplardaki bilgilerle mukayese ettim. Hepsi doğru çıktı. Ve muhterem büyüğümüzün hafızasına hayran kaldım. Hepsini kağıda, kalem dökmeden hafızasında saklamış ve bir bir anlatmıştı.

Almatı’da bir gün bana biri şöyle bir soru sordu: “Sayın hocam siz her zaman, her yerde Mustafa Çokay’ı anlatıyorsunuz. Çokay sizin akrabanız mıdır”. Bu soruya çok şaşırdım. Çünkü, bir kahramanı veya bir büyüğü anlatmak ve tanıtmak için illa onunla akraba mı olmak gerekir? Akrabam değilse, onunla ilgelenmemem mi gerekir? Şaşkınlığım geçtikten sonra şu cevabı verdim: “Hayır, Çokay benim akrabam değildir. Ama büyük bir liderdir, fikir adamıdır, kahramandır. Böyle milli kahramanlar hepimizin akrabasıdır. Onu hepimiz her yerde anlatmalıyız.”

Evet, Zuvka Batur, Nurgocay Batur, Kabanbay Batur, Osman Batur ve diğer baturlar hepsi, kabilesi ne olursa olsun, bizim akrabalarımızdır, yakınlarımızdır.

Keza göç liderleri, mesela Elishan Teyci, Zayıp Teyci, Kusman Teyci, Kalibek Hakim, Delilhan Canaltay, Hüseyin Teyci ve Sultan Şerif Teyci gibi daha ismini sayamadığım tarihi şahsiyetler de bizim akrabamızdır. Hepsi birbirinden değerlidir.

Eskiden tarihimizi yazanların eserlerinde “benim göç liderim seninkinden iyidir” şeklinde bir muhteva hissedilirdi. Buna, yani göç liderlerini birbiriyle mukayese etmeye gerek yok. Niçin biri diğerinden üstün, diğerinden değerli olsun? Hepsine aynı değeri versek, aynı saygıyı göstersek, ne olur ki!

Bu sebeple, seneye 150. doğum yılı olacak olan Zuvka Batur’a da hepimiz sahip çıkmalıyız. Ben bir tarihçi olarak üstüme düşeni yaptım. 2016’nın Zuvka Batur’un 150 doğum yılı olacağına beş ay öncesinden dikkati çektim. Yazılar yazdım. Allah’a şükür çok olumlu tepkiler ve destekler aldım. Bize ulaşan haberlerden birinde bir film yapımcısı Zuvka Batur konusunda bir film yapma kararı almış. Buna çok memnun oldum. Şahsen kendim de seneye Nisan veya Mayıs ayında Almatı’da uluslararası bir anma toplantısının hazırlıklarına yardımcı olmaya çalışıyorum. Ama tabii bununla iş bitmemeli. Türkiye’de ve Avrupa ülkelerinde de Zuvka Batur ile ilgili etkinlikler yapılmalı.

Mesela, Avrupa Kazak Dernekleri Federasyonu yöneticileri bu konuyla ilgili çalışmalar yapabilirler. 2016 yılın Avrupa Kazak Diyasporasında “Zuvka Batur Yılı” ilan edebilir; 2016 Köln Kurultayındaki Futbol Turnuvasının adının “Zuvka Batur Kupası” koyabilir; Kurultay’a Urumçi şehrinde yaşayan ve Zuvka Batur romanının yazarı Batırkhan Kusbegi onur konuğu olarak davet edilebilir; Zuvka Batur ile ilgili şarkı, şiir, makale ve kompozisyon yarışmaları düzenleyebilir; Zuvka Batur hakkındaki romanlardan birini Türkçe veya İngilizce’ye çevirttirip yayınlayabilir.

Sonuç olarak şunu söylemek istiyorum, İngilizler Robin Hood’u dünyaya tanıttılar, biz neden Zuvka Batur’u dünyaya tanıtmayalım? İşte bu soruyu sordurtmak ve Zuvka Batur’u dünyaya tanıtmanın imkansız olmadığını anlatmak için biz Zuvka Batur ile Robin Hood arasında bir ilişki kurduk.

Tarihi değerlerimize, kimin akrabası olup olmadığına bakmadan, hepsine sahip çıkmalıyız. Çocuklarımıza öğretmeliyiz. Yoksa, kaybeden tarihi şahsiyetler değil, biz oluruz. Çünkü tarihini ve baturlarını bilmeden yetişen çocuklarımız ne ailesine, ne vatanına yararlı olabilir. Ayrıca, kendileri de kültürel üstünlük sağlama savaşlarının kıyasıya sürdüğü bugünkü küresel çağda yabancı kültürlerin girdabına kapılıp milli kimliğinden yoksun ve dolayısıyla mutsuz bireyler haline gelebilirler. Bunların olmamasını istiyorsak milli tarihimizi ve milli şahsiyetlerimizi çocuklarımıza sevdirmeliyiz.

İstanbul,
Saygılarımla,
Abdulvahap Kara

Bir Cevap Yazın

Your email address will not be published / Required fields are marked *